14 Ekim 2019 03:58

Fatura: Milyar dolar, sorunu çözüm: Sıfır! / Böyle bir denkleme ‘evet’ denir mi? (1)

Paylaş

Adına, ‘Barış Pınarı’ denen Suriye harekatı sürüyor. 

Peki bu operasyonun ekonomik faturası ne?

Bu soruya...

'Ortada bir güvenlik sorunu...'

'Terör belası ile mücadele' varken...

‘Sorulacak soru değil’ muamelesi yapılıyor. Soru teferruat derekesine indiriliyor.

Yabancı bir haber ajansına demeç veren Hazine yetkilisi ekonomi tartışmasını hepten gündem dışına itmeye çalışıyor: Şu an konu hem Türk askerinin canı hem de milli bekamız.

Asıl olan ‘can’ ve ‘beka’ gerisi teferruat tutumu içindeki yetkili diğer yandan da...

Kaygıları giderecek şu cümleleri kurmaktan da geri dur(a)muyor:

  • Harekatın Türkiye ekonomisine ise kalıcı olumsuz etkisini beklemiyoruz.
  • Harekat gelecekte doğabilecek çok farklı alanlardaki kayıpların da önünü alıyor.
  • Türkiye son bir yılda aldığı önlemler ile ekonomisini her türlü senaryolara karşı çok daha güçlü bir yapıya kavuşturdu.

Gerçekten hiçbir sorun yok mu?

Hazine yetkilisinin ‘teskin’ edici sözlerini yeterli bulmayıp daha atak davrananlar da var: “Güvenlik koridoru bölgesine 1 milyon konut inşa edilecek. Türkiye bu işten ekonomik zararla değil bilakis kazançla çıkılacak!”

Acaba kazın ayağı öyle mi?

Bu şüpheci soruları peşinen yersiz bulmak kolay! İşin ekonomik boyutunu sorgulamayı

‘terör destekçiliği’ ile yaftalamak da.

Yalnız yersiz bulmadan, mahkum etmeden önce yapılması gereken hesap şu değil mi: Faturanın büyüklüğü ne kadar, karşılığında alınacak sonuç ne olacak?

Gelin bu hesabı birlikte yapalım.

***

Unutmayalım ki...

Hükümetin, Suriye bataklığına gönüllü yazıldığı ilk yıllarda da...

“Siyasi sonuç çıkmaz, ekonomik fatura ağır olur” eleştirileri...

Hükümetin var olduğu iddia edilen ‘stratejik derenlik’i karşısında teferruat görüldü.

İşin ekonomik boyutu hiç tartışılmadı.

Sonuç...

Türkiye, Suriye dışında toplam 11 Ortadoğu ülkesindeki pazar payını kaybetti.

Sınır ticareti yapılan Kilis, Hatay, Adana gibi illerde ekonomi ağır darbe aldı.

Akdeniz yaş sebze ihracatı geriledi, üretici zor günler geçirdi.

Bölgedeki nakliye esnafı işsiz kaldı.

Sonrasında...

Rusya uçağı Türkiye tarafından düşürülünce, ‘tezek yakarız boyun eğmeyiz’ çıkışına rağmen Rusya’ya enerjide bağımlılığı artıran büyük ‘kıyaklar’ çekildi.

Güvenlik ve askeri harcamalar çığ gibi büyüdü.

Örtülü ödenek harcamalarında rekor artışlar yaşandı.

Suriyeliler için harcandığı söylenen 30-40 milyar dolar da cabası.

Özetle: İhracat azaldı, fakirlik arttı, askeri harcamalar ise oburlaştı.

***

Geçmişin faturası hatırlatıldığında...

Önden bir kabul geliyor: “Evet, 9 yıldan beri Suriye’deki politika Türkiye’yi siyasi, ekonomik ve jeopolitik açıdan negatif etkiledi”.

Ardından hemen bir umut pompalanıyor: Suriye sorununda artık yeni bir aşamaya geçtik.

Oysa...

Son bir yıldır krizle boğuşan ve hâlâ toparlanmaya çalışan bir ekonomide sadece umutla yetinmeyip bir muhasebe yapmak şart!

5 GÜNLÜK FATURANIN BÜYÜKLÜĞÜNE BAK

Sınırdan yayına bağlanan muhabir heyecanla anlatıyor: “Havada yakıt ikmali yapabilen tanker uçaklar sayesinde F-4 ve F-16 savaş uçakları kesintisiz uçuş gerçekleştiriyor. Savaş uçakları operasyona 24 saat destek veriyor. Mühimmat depoları ve hareket halindeki teröristler anında imha ediliyor.”

Anlatılandan yola çıkarak hesaba başlayalım. İki F-4, iki de F-16 savaş uçağının sürekli havada olmasının maliyetine bir bakalım.

F-16’nın bir saatlik uçuşu 25 bin doları buluyor.

24 saatlik kesintisiz uçuşun maliyeti ise 600 bin dolar.

F-16 uçağı 65 bin dolarlık mühimmatını kullandığında maliyet 665 bin dolara çıkıyor.

Sadece iki F-16’nın bir günlük maliyeti 1 milyon 330 bin dolar.

F-4 2020’lerin bir saatlik uçuşu daha pahalı 30 bin dolar.

Bunu da eklediniz mi maliyet 3 milyon doları buluyor. TL karşılığı 17,5 milyon.

Sadece kesintisiz uçan savaş uçaklarının maliyeti bu.

***

Sürekli ‘son dakika’ yazılarıyla fırtına obüsü başta olmak üzere çeşitli çapta top ve obüslerle hedeflere tam isabet atış yapıldığı bildiriliyor.

Milyonlarca dolarlık mühimmatın da bu yolla harcandığı hesap ediliyor.

***

Harekatın, savaş uçakları ile obüslerin yakıt ve mühimmatları dışında pek çok maliyet kalemi var.

Yakıt tankeri uçaklarının havada ikmal maliyeti.

Zırhlı araçların bölgeye intikal maliyeti.

Keşif, gözlem maliyeti.

Sıkılan mermi maliyeti.

Askerlerin erzak ve çeşitli ihtiyaç maliyeti...

Say say bitmez!

***

Operasyonun 5 günlük harcaması ile...

24 derslikli 25 okul yapılabilirdi.

Ya da 50 adet öğrenci pansiyonu.

Hastane standartlarına tam olarak uyulması halinde, 100 yataklı tam donanımlı bir özel hastanenin ortalama maliyeti 40 milyon liradır.

Demek ki 5 günlük harcama ile donanımlı 1 hastane de kurmak mümkün!

Varın operasyon sürdükçe artan maliyetle neler yapılabileceğini siz düşünün.

ASKERİ HARCAMA BÜTÇEYİ YUTARKEN!

Sadece operasyon değil...

Öncesinde de askeri harcamaların sürekli arttığını gözden kaçırmamak gerek!

Askeri ve güvenlik harcamalarının bütçesi son bir yılda yüzde 24 artırıldı.

Türkiye’de son dönem askeri ve güvenlik harcamaların nasıl da çığ gibi büyüdüğünü...

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay özetliyor: “Güvenlikle ilgili kurumların 2014 yılı bütçesi 51,9 milyar TL iken 2019’da 111,4 milyar liraya yükseldi”.

Oktay’ın, Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu’nda, 11. Kalkınma Planı’yla ilgili soruları yanıtlarken paylaştığı bu veriler...

Harcamaların ikiye katlandığını gösteriyor!

***

Askeri ve güvenlik harcamalardaki artış rastlantı değil. Arka planında bir politik anlayış yatıyor.

Ve o anlayış yıllardır silah ithalatına milyar dolarlar harcayan Türkiye’ye...

Şimdi de yeni faturalar ekliyor.

Rusya’dan 2,5 milyar dolara S-400 füzesi...

ABD’den F-35 savaş uçağı...

Fransa’dan SAMP-T füze bataryası alma girişimleri.

İş öyle bir boyuta geldi ki...

Türkiye’nin silah alımları, emperyalist güçler ile gerilimi azaltma, emperyal güçleri sessiz kalmaya ikna etmek için elinde tuttuğu ve sürekli kullandığı maliyetli bir koza dönüştü.

Belli ki mevcut anlayış sürdükçe de devamı gelecek!

GELİŞEN SAVAŞ SANAYİSİ KURTULUŞ MU?

Milli tank, zırhlı araç, savaş gemisi, yerli silah...

Derken, Türkiye’nin askeri-endüstriyel kompleksi sürekli gelişir oldu.

Hükümet de sektörü destekliyor.

Çünkü askeri endüstri...

Hem ekonomiyi canlandırmanın yollarından birisi... Hem de kamu kaynaklarından pay dağıtarak istenen sermayenin semirtilmesinin araçlarından...

Savaş sanayii semirip duruyor.

Savunma Sanayii Başkanı İsmail Demir’in verdiği rakamlara göre... 

Savunma ve havacılık sektörünün cirosu 2018’de bir önceki yıla göre yüzde 31 artarak 9 milyar dolara yaklaştı.

Devlet aldıkça alıyor. Savaş sanayiinin yurtiçi cirosu son 6 yılda yüzde 60’ın üzerinde artış gösterdi.

Durdurabilene aşk olsun!

Saray’ın kanka sermayesi Sancak gurubu bu sektörde.

Saray’ın damatlarından biri bu sektörde.

Saray’ın muhabbetinin bol olduğu Katarlıların ortaklıkları bu sektörde. 

Savunma sanayisindeki gelişim, ‘bağımsızlık ve güvenliğin teminatı’ olarak sunuluyor.

Oysa yapılan-tıpkı inşaat sektöründe olduğu gibi-hükümet sübvansiyonu ile üretken alandan üretken olmayan alana kaynak aktarımı.

Üretilen silahı kullanmayıp depoda, kışlada tutsan da maliyet. Kullansan da... Hem de kullansan daha büyük maliyet!

Kısa sürede ekonomiye can verir gözükse de...

Silah sanayii kaynak yutan dev bir kompleks.

***

Sektör temsilcileri önümüzdeki yıl Türkiye ekonomisinin büyüme hızını 5’e katlayıp yüzde 15 büyüme öngörüyor.

Bu büyük karşısında durup bir düşünmek gerekir...

Zira büyüyen askeri sınai kompleks savaş politikalarını teşvik eder.

O büyürken paranın yanı sıra can da ister yani!

UÇAN DOLAR VE YAPTIRIM RİSKİ!

Dolardaki her 1 kuruşluk artış dış borcu 4,5 milyar TL artırıyor.

Yaklaşık 200 milyar dolar borcu olan özel sektörün borcu dolardaki her 1 kuruşluk artış karşısında 2 milyar TL yükseliyor.

Harekatın başlaması sonrasında yükseliş trendine giren dolar kuru, yüzde 3,5 değer kazanarak, 5,70’ten 5,90 TL seviyesine kadar geldi.

20 kuruşluk artış, özel sektörün borcunu durduğu yerde 40 milyar TL artırdı.

Bu süreç inişli, çıkışlı olabilir.

Fakat, ABD ile karşı karşıya gelinip yaptırımlar devreye girerse...

İşte o zaman dövizi kimse tutamaz.

Çünkü Türkiye yabancı paraya muhtaç bir ülke. ABD yaptırımları devreye girerse döviz bulmak zorlaşır. Kurlar uçar!

Her ne kadar...

Şimdilik bir uzlaşı ile (Rusya ve ABD’nin çizdiği sınırlar içinde, onlara rağmen değil onlarla planlayarak) gerçekleştiği için kurlar stabil gözükse de, risk mevcut!

Kurlarda oynama...

Yatırımların bir başka bahara ertelenmesi, ekonomik canlanmanın ötelenmesi sonucunu beraberinde getirir. 

Bu işin vatandaş için sonucu da yüksek enflasyon, artan işsizlik ve iyice derinleşen yoksullaşma olur!

***

İşin bir de...

Çarşıya pazara yansıyacak boyutu var.

Bu boyutu katıp ekonomik faturanın büyüklüğünü hesaplamaya...

Yarın kaldığımız yerden devam edeceğiz!

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa