09 Ekim 2019 00:09

Beşiktaş ile ülkenin kader ortaklığı Suriye’de de kesişir mi?

Paylaş

Dünya takımı olma yolunda attığımız bu ilk adımın devamı gelecek!

Bu iddialı sözün sahibi Beşiktaş Kulübü Başkanı Fikret Orman.

‘Çin açılımı’ yaptığı, Çin’de maç organize edip temaslarda bulunulduğu bir zamanda söylemişti.

Başkan o dönem kendini bu fikre fazlasıyla kaptırmıştı!

Kaptırma hali zaman zaman kibirli bir tavır olarak çıkıyordu karşımıza.

Başkan, spor muhabirlerinin beğenmediği soruları karşısında...

‘Vizyonumuz’, ‘ufkumuz’, ‘Bizim uğraştığımız işler’ kelimeleriyle harmanlanmış cümleler kurup...

Küçümseyici bir eda ile spor muhabirlerinin küçük işlerle uğraştığını ima ediyordu.

Aynı dönemde bazı spor yazarları da...

Beşiktaş’ı ve kulübün ekonomisini şaha kaldırdığını...

Başkanın ülke ekonomisinin başına getirilmesi gerektiğini söylüyordu.

Hatırlatmaların ardından şimdi iki soru!

Bir: Ne oldu da dünya kulübü olma yolunda ilerlendiği düşünülürken, sıradanlık batağına saplanıldı?

İki: Nasıl oldu da ‘Ülke ekonomisini teslim edelim’ denilen başkan, değil futbolcusunun, tesislerde çalışan emekçilerin bile ücretlerini ödeyemez duruma düşürdü kulübünü?

***

Soruları yanıtlamayı yazının ileriki bölümlerine bırakıp, Beşiktaş’tan ülke ekonomisine ve siyasetine geçelim!

Zira o sahada olanlar bize yeşil sahalara dair cevaplar verebilir.

Bir dönem şu lafı ne kadar çok duyuyorduk değil mi: ‘Türkiye yakın zamanda dünyanın 10. büyük ekonomisi olacak’.

Bu fikre olan yüksek inanç...

‘Dünya lideri’ kibri olarak çıkmıştı karşımıza.

Atama isteyen öğretmen adayını...

Kadro bekleyen taşeron işçisini...

Derdini anlatan çiftçiyi...                                  

Azarlamak sıradanlaşmıştı; başarılan büyük işlerin yanına, kişisel ‘küçük’ taleplerini iliştirdikleri için!

Osmanlı’nın küllerinden doğduğuna, ekonomik bir mucizenin yaratıldığına inanılıyordu. 

Sonuç tıpkı Beşiktaş’taki gibi oldu.

Büyük ekonomi olma yolunda ilerlendiği düşünülürken...

Gelinen nokta, kişi başı milli gelirin 10 yıl önceki seviyeye gerilemesi oldu. Dünya ekonomi sıralamasında yer korunamadı ve geriye düşüldü. 

Az gidildi uz gidildi, kül olundu: Gençlerin geleceksiz, milyonların işsiz, vatandaşların tanzim satışta kuyruk olduğu bir ülkeye dönüldü.

***

Hayat futbola fena halde benzer.

Bu veciz sözü şöyle değiştirebiliriz: Beşiktaş fena halde Türkiye’ye benzer!

Buradan hareketle...

Hem yukarıda cevapsız bıraktığımız sorunların cevaplarını arayabiliriz. Hem de Beşiktaş ile birlikte ülke gerçeğine ışık tutabiliriz!

HÜLYALARA KAPILMAK!

Başkanın, ‘Global vizyon’ diye özetlediği yaklaşımı...

Onu Şampiyonlar Ligi hülyalarına sürükledi.

Bu hayal neye dayanıyordu?

Yetenekli gençlere yatırım yapıp onun üzerinden inşa edilecek bir başarı hedefine mi?..

Uzun erimli planlı bir programa mı?..

Cevap: Hayır!

Neye güvenildi peki?

Digiturk’ün sahibi Katarlıların naklen yayın ihalesine verdiği yüksek bedele...

Katarlıların parasına güvenilerek kurulacak maliyetli kadroya...

***

Ver; Pepe’ye iki yıl için 9.5 milyon avro garanti ücret.

Yap, Negredo ile 4 milyon 350 bin avrodan iki yıllık garanti sözleşme.

Yapıştır, Medel’e yıllık 2 milyon 300 bin avro garanti ücret.

Bayıl, Kiralıktan kadrolu hale getirdiğin Lens’e, 2 yıl için 3 milyon 750 bin avro garanti ücret.

Bu kadar yüksek maliyetli ver, yap, yapıştırlar niçin?

Şampiyonlar Ligi için!

Nasıl ödenecek?

Şampiyonlar Liginden gelecek gelirle.

Sözleşme süreleri uzun ya Şampiyonlar Ligi’ne girilmezse ne olacak?

Bu da soru mu? Ekonomi sihirbazı başkan onu da düşünmüştür elbet!

Aynen böyle işledi süreç.

***

Beşiktaş’ın tutumu ne kadar da Türkiye hikayesine benziyor değil mi?

Ortadoğu’nun lider ülkesi olma hülyaları...

Elin parası (dışarıdan gelen döviz kredisi) ile durmaksın yol, havaalanı, köprü yapmak. Geçiş ve yolcu garantisi verirken ‘ya olmazsa’ diye hiç akla getirmemek...

Elin parası ile sürekli tüketmek ve ekonomiyi büyütmek hayali kurmak...

“Ya dışarıdan bol ve ucuz döviz musluğu kesilirse ne olacak?” sorusu karşısında...

‘Dünya lideri işini bilir kafanı yorma’ dışında mantıklı bir cevap verememek.

Beşiktaş’ın hikayesinin aynısı değil mi?

BJK, 10 AĞUSTOS’TA TÜRKİYE İLE AYNI VURGUNU YEDİ!

10 Ağustos 2018.

Kur dalgası tsunamiye döndü.

Bir anda döviz kurları TL karşısında yüzde 35 değer kazandı.

İşte o gün...

Şirketlerinin döviz borcu yüksek, cari açığı yüksek (50 milyar dolar) Türkiye ekonomisi nasıl vurgun yediyse...

Beşiktaş da öyle vurgun yedi.

Örnek...

Dünya yıldızı Pepe ile anlaşma yapıldığı Temmuz 2017’de avro 4 TL’ydi. 10 Ağustos sonrası ise 7’nin üzerinde.

Anlaşma imzalandığında 9 milyon avro karşılığı 36 milyon TL ödenecek gözüken Pepe’nin maliyeti yeni kur üzerinden olmuştu 65 milyon lira.

***

Kulübün 30 Kasım 2018 tarihinde açıklanan bilançosunda yer alan şu rakamlar her şeyi anlatıyordu: Döviz cinsinden borçların TL karşılığı 413.7 milyon TL.

Bu rakam sadece banka borcu.

Beşiktaş, Şampiyonlar Ligi hülyasına, kadro maliyetini 65 milyon avrolara kadar çıkarmış bir kulüptü.

Fikret Orman’ın yaşadığı ‘rüya takım’ kurma keyfi, 10 Ağustos’tan sonra kabusa döndü.

1 adet takım kurmuştu, artan kurlar maliyeti 2 takım düzeyine çekti.

Ayrıca faizin aşırı yükselişi nedeniyle TL borçlar da iyice kazığa döndü.

Sonuç...

Oyunculara ödenemeyen taksitler...

Ricardo Quaresma gibi türbinlerin sevgilisi, sembol isimlerin dahi FİFA’ya şikayet kuyruğuna girme görüntüleri...

Ödenemeyen personel maaşları...

Yıldız isimlerin takımdan gönderilmeleri...

Ve benzeri üst üste binen sorunlar eşliğinde çok acı oldu!

***

Döviz geliri olmayan şirketlere döviz cinsinden borçlanma hakkı...

Sürekli gelir garantisi olmayana uzun vadeli kredi alma lüksü...

Özetle borçlu hayatlar üzerine kurulan Türkiye ekonomisinin sefahat hikayesinin...

Binlerce iflas...

Ödenemeyen borçlar...

Milyonlarca haciz...

Rekor işsizlik ile bitmesi...

10 Ağustos 2018 sonrası Beşiktaş’ın yaşadığı ile aynı.

PARA YOK ŞOVA DEVAM YANLIŞI!

Tıpkı iktidarın ‘kriz yok’ çıkışı gibi...

Fikret Orman’ın da geçen yıl sarf ettiği borcu küçümseyen şu sözleri tazeliğini koruyor.

Yedi senedir aynı şeyi söylüyorum. Borç, borç konuşuyoruz. Bu borcu indirmek basit şeyler.

Şimdi rakipleriniz var, şunu alıyor, bunu alıyor. Son olarak Kagawa’yı aldık takıma bir hava geldi. Bu eğlence oyunu, yapmadığınız takdirde nasıl olacak.

Şimdi sormak lazım!

Ne oldu başkan, eğlence neden kabusa döndü?

Süreç neden istifan ile bitti?

Beşiktaş Kulübünün borcu, 2.5 milyardan fazla.

Oysa başkan göreve geldiğinde borç 550 milyon TL civarındaydı.

Borç çığ gibi büyüdü (AKP iktidara geldiğinde 130 milyar dolar olan dış borcun 450 milyar dolara tırmanması gibi) dörde katlandı.

Gelirler ise borcun yanında devede kulak.

Başkan istifasını türbin tepkisine...

Türbinlerin, ‘Fikret Orman paralar nerede’ diye bağırmasının kendisini kırmış olmasına... “Bana bir masal anlat Fikret, içinde yalanlar olsun, içinde dolarlar olsun” tezahüratlarına incinmesine bağlasa da...

Aslında iki ana etken belirleyici oldu daha 6 ay önce seçilen Orman’ın istifasında.

Birincisi, içinden çıkılmaz bilanço...

İkincisi ise...

Kadro maliyetini küçültme ile küçültememe arasında yalpalanıp doğru kadro planlaması yapılamamasının saha sonuçlarına olumsuz yansıması.

Eğlencenin eziyete dönüşmesinin nedenleri burada aranmalı.

HÜKÜMETİN SONUNUN BEŞİKTAŞ’A BENZEYECEĞİ YER!

Yazının başından itibaren ülke ekonomisini Beşiktaş’a benzettik.

Şimdi ise tersten, hükümetin sonunun BJK’ye benzeme ihtimalinden bahsedelim.

Kamu garantili özel projeler; havaalanı, oto yollar, köprüler, şehir hastaneleri bütçeyi yutmaya, vatandaşın cebini oymaya devam ediyor.

Hükümet bu yolda tam gaz ilerliyor.

Bütçeyi ‘hayırlı’ işler için değil iktidarın çıkarı (Seçim kazanmaya yönelik kullanmak) için boşaltıyor.

Sonra boşluğu zamlarla doldurmaya çalışıyor.

Saray masrafından taviz vermek bir yana... 

Tank palet fabrikası 50 milyon dolara Katarlılara satılmaya çalışılırken Cumhurbaşkanlığına 80 milyon liralık 4 adet otomobil alınıyor.

“Kagawa’yı transfer” eğlencesine benzeyen bu tutuma şimdi de savaş bütçesi eklendi.

Savaş korkunç maliyettir. Hele de yüksek faiz ödeyen, yabancı paraya muhtaç bir ülke için.

Üstelik saha sonuçları da istenilen gibi gelmeyebilir.

‘Güvenlik koridoru’ denilen yerde tekinsiz bir bataklık var çünkü!

‘Ansızın gidebiliriz’ denilen yerlere, ‘Keşke gitmez olaydım’ ağıdının yakılabileceği bir sonuç yüksek olasılık. Hatta uzun vadede aslında kaçınılmaz ihtimal!

Savaş tabelaya, ‘zam’, ‘işsizlik’, ‘ekonomik krizin derinleşmesi’ gibi kahredici görüntüler olarak yansıdıkça...

Tıpkı Kagawa transferini alkışlayan tribünlerin sırt dönmesi gibi...

Operasyonu cansiperane alkışlayanların desteğinin azalmasını beraberinde getirebilir.

Açlık ve yoksullukla boğuşan tribündekilerin (vatandaşın) tepkisi iktidarda başlayan erimeyi çöküşe götürebilir.

‘Efsane başkan’, değil seçim sonrası konuşma yapılması gelenek olan balkona, telefonlara dahi çıkmayabilir. Tıpkı Fikret Orman gibi!

Faturasını cebimizden ödeyeceğimiz o gün gelmeden bir kez daha düşünsek mi?

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa