24 Eylül 2019 23:44

Kul vatandaş ve sınıf korkusu

Paylaş

Adına çağdaş demokratik devletler denilen devlet yapısı 1789 burjuva demokratik devrimleri sonrası şekillenmiştir.

Teorik olarak da olsa bu devlet vatandaşına güvenir. Bilir ki vatandaşı hak sahibidir. Hakkını ister, hakkı olmayana tenezzül etmez. Vatandaşı en küçük bir alışverişte bezdirici bürokrasiye boğmaz. Vatandaştan her şeyi belgelemesini kanıtlamasını istemez.

Vatandaş devletine güvenir. Bilir ki devlet, herkese eşit uygulanan hukuk üzerinden işler. Devlet görevlileri liyakat esasına göre seçilmişlerdir. Devlette görev almak için liyakatler yarışır. Siyasi görüş, din, dil, hemşehricilik, akrabalık ilişkileri hukuk kurallarının önüne geçmez. Asıl olan liyakattir. Liyakat kamu hizmeti üzerinden sadakati getirir. Kayırmacılık ise kayıran ve kayrılan üzerinden bir sadakat ilişkisini zorunlu kılar.

Devleti yönetenler kanundan almadıkları hiçbir yetkiyi kullanamazlar. Yetkiler kanunlarla açık, net sınırları çizilerek belirlenmiştir. Kanundan aldığı yetkiyi kullananların her türlü işlem ve eylemi yargı denetimine tabidir.

Devletin anayasayla belirlenmiş görevleri vardır. Bu görevlerinin başında herkes için ama ayrımsız herkes için temel hak ve özgürlükleri günlük yaşamda ulaşılabilir kılıp bu haklara güvence getirmek gelir.

Devletin yargı erki vardır. Yargı, görevini yine liyakat sistemine göre atanmış bağımsız, güvenceye sahip yargıçlarla gerçekleştirir. Yargılamada iddia ve savunma eşit silahlara sahiptir. Yargılama herkesin gücünün eşitlendiği, tek ölçünün hukuk olduğu bir süreç olarak işler. Yargı kararları herkes için bağlayıcıdır.

Bu devlette yasalar halkın seçtiği meclis tarafından yapılır. Meclis halkın içindeki tüm görüşlerin yasama faaliyetine yansıyacağı adil seçimlerle belirlenir.

Vatandaşlık hak sahipliği üzerinden şekillendiği için vatandaş devleti dolandırmaya kalkmaz. Haklarını geliştirmeye, korumaya çalışır.

Haklarını korumak isteyen vatandaşların, yasama organını etkilemek, kendi çıkarları ekseninde ekonomik sosyal politikaları belirlemek için düşüncelerini açıklama, ortak çıkarları temelinde örgütlenme, örgütleri üzerinden siyasi iktidarı demokratik gösteri hakkını kullanarak etkileme hakları vardır.

Vatandaş haklarını aramak için kartvizit peşinde koşmaz. Örgütlenerek hak arama peşinde koşar.

1789 sonrası ortaya çıkan vatandaşlık yeni bir kimliktir. Yeni bir üretim modeli, bu modelin yarattığı yeni toplumsal ilişkiler içerisinde var olmuştur. Önce yeni ile eski çatışmış, eski ilişkiler eski devlet yapısı tasfiye edilince bu kez yeni içerisinde doğan çatışma içinde vatandaşlık kimliği yeniden şekillenmiştir.

Kapitalizm öncesi devletle devletin tebaası arasında doğrudan bir ilişki yoktur. Tarım toplumunda birey önce köydeki ağaya, şeyhe, rahibe, dedeye, aidiyet duyar. Devlet toplumla ilişkisini ağalar, şeyhler, beyler, rahipler veya kilise, dedeler üzerinden sürdürür.

Köyünde yaşarken beyi, ağayı, şeyhi, dedeyi, rahibi tek otorite olarak gören tarım toplumunun köylüsü, kapitalizmle birlikte şehre gelip işçileştiğinde, bu yerel otoritelere olan bağlığı da ortadan kalkar.

Modern kapitalist devlet, bu yerel otoriteleri ortadan kaldırıp, yarattığı kurumlarla doğrudan vatandaşla ilişki kurar. Vatandaşlık bir yanıyla bir aidiyet ilişkisidir. Bu ilişki kapitalizmle birlikte vatandaşların haklarının güvence altında olacağı kabulü üzerinden devlet denilen örgütlenmeyle aracısız kurulduğu varsayılmıştır.

Devlet hukuk aracılığı ile kendini dışa vuran bir örgüt, vatandaş tebaa-kul olmaktan çıkıp hak sahibi birey olmuştur. Bu sürecin itici gücü, her sınıfın kendi çıkarları temelinde örgütlenerek vermiş oldukları mücadeledir. Kısaca modern devlet kapitalist üretim modelinde sınıf mücadelesiyle ortaya çıkmıştır. Kabaca kapitalist üretim modelinin yıkılmaması için işçi sınıfıyla varılan bir uzlaşının ürünüdür.

Kabaca özetlediğimiz bu tarihsel süreci yaşamayan devlet, sınıf kavramından da sınıf mücadelesinden de korkmuştur. Sınıf korkusu, bu korkunun şekillendirdiği yönetim anlayışı, hak sahibi vatandaşın değil, vatandaş kul karışımı bir bireyin ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Sınıf mücadelesinden korkan devlet, öncelikle kendini kutsallaştırmıştır. Kutsal devletin karşısında anayasada, yasalarda bir dizi hakkı olan ancak bu hakkını devletin izin verdiği ölçüde ve oranda kullanabilen bir kul vatandaş tipi doğmuştur. Kul vatandaş bilir ki hakları sadece kağıt üzerinde vardır. Bu hakları kullanmasının ön koşulu devletle ters düşmemesidir. Bilir ki devletin o andaki resmi görüşüne ters düştüğü an, kağıt üzerindeki haklarını aradığında haklarına ulaşmak yerine bedel öder. Hak arama karşılığı bedel ödeyen vatandaş, gerçekte yeni bir kul olmuştur.

Bu yeni vatandaş kul tipi için kutsal devlet, kutsal devletin kendisini düşündüğü kurumları vardır. Sınıf mücadelesi mi vermek istiyor, kutsal devletin şekillendirdiği makbul sendikalara işveren veya devletin bir işareti ile koşması yeter. O makbul sendika onun için en iyisini yapacaktır. Zahmet etmesine gerek yoktur. Yapması gereken tek şey, kutsal devletin ne yapılmasını istediğini iyi anlayıp zamanında devletin istediği gibi kendisini konumlandırmasıdır. Böylece bedel ödeme riskini en aza indirerek yaşamayı güvence altına alır.

Kul vatandaş, hakkına razı olmaz. Dün sadece kulu olduğu için kendisinden koruma beklediği ağasının, şeyhinin yerine devleti koyar. Onun ağası, beyi, şeyhi, dedesi yerine geçmiş devlet her koşulda onu kollamalıdır. Liyakatte yarışmayı akla dahi getirmez. Kartvizit peşine düşer. Birisinin hemşehrisi, diğerinin akrabası olduğu için bir yerlere gelmekten utanmaz, bunu bir vicdan sorunu yapmaz. Layık olanların haklarını yedim diye düşünmez.

Kibar Feyzo filmindeki meşhur Maho Ağa’nın yerini devlet ağa alır. Maho Ağa’nın yerini alan devlet de yeri geldiğinde kul vatandaşlarına; “Ulan gözünüz önüne akada hapak kalasınız. Nankör itler. Ula hepinizi ben doyuruyorum. Avradınızı ben alırım. Öküzünüzü sabanınızı ben veririm. Puşt oğulları. Ula şurada 141-142 başsınız. Hepinizi ben beslirim. Vallaha sataram köyü haa” der.

Kul vatandaş sadece bizim gibi ülkelerin sorunu değildir. Küreselleşme dünyanın her yerinde hak temelli vatandaş ilişkisini erozyona uğratmıştır. Kapitalizmde işçi sınıfı ile sermaye arasında kurulan denge sermayenin kendisini güçlü gördüğü koşullarda, işçi sınıfı aleyhine bozulmuştur. Ufukta yeni bir sınıf mücadelesinin bulutları birikmeye başlamıştır. Sınıf korkusunun ecele faydası yoktur. Sınıfsal bakış açısı artık geçerliliğini yitirdi demek de kurtarmayacak, bir gün tüm ezilen sınıflar, çifte hukukluluğun, kartvizit sadakatinin, makbul sendikalarda sınıf mücadelesi verme oyunun sınırlarını ve açmazlarını görüp, tarihe yeni bir yön vermeye başlayacaktır.

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa