22 Eylül 2019 00:14

Süleyman Turan, Tarık Akan, Zeki Ökten, Pehlivan ve değişen dünya

Süleyman Turan, Tarık Akan, Zeki Ökten, Pehlivan ve değişen dünya
Paylaş

Eylüldü bir kez… Kanlı, acımasız eylüldü ve yaprak dökümü sürüyordu. Geçtiğimiz günlerde (10 Eylül) sinemamızın önemli değerlerinden, çok yönlü sanatçı, ressam ve mizahçı bir aktör olan Süleyman Turan aramızdan ayrıldı.

Yine bir eylül günü, 16 Eylül 2016 tarihinde de sinemamızın unutulmaz jönlerinden, önemli oyuncularından Tarık Akan’ın ölüm haberini almıştık... Eylül yine acımasız yüzünü göstermişti. Yılmaz Güney gibi, Erkan Yücel, Çetin Öner, Mahmut Hekimoğlu ve daha sevdiğimiz birçok sanatçı gibi Tarık Akan’ı da, Süleyman Turan’ı da eylülde yitiriyorduk. Eylül fırtınası gibi…

Hayata ve yaptıkları işlere kenar süsü olmayan insanlar vardır, Tarık Akan da böyle insanlardandı. Beyoğlu’da arkadaşlarıyla yürürken, Çiçek Bar’a girip çıkarken sıkça gördüğüm, son yıllarında birçok eylemde ya da aydın cenazesinde rastladığım, tanışma ve konuşma olanağı bulamadığım fakat oynadığı neredeyse her filmi izlediğim Tarık Akan’ın erken vedasıyla sarsılmıştık bundan üç yıl önce. “Her ölüm erken ölümdür” demişti Cemal Süreya, böylesine vakitsizine alışmak, kabullenmek zordu. Biliyorduk Tarık Akan da bütün sanatçılar, aydınlar gibi ölümsüzdü ve bunu ilk filmlerinden itibaren başarmış, adını sinema tarihine yazdırmış, erken yaşlarında ölümsüzleşmişti.

Tarık Akan her döneminde ışığıyla beyaz perdeyi aydınlatmayı başarmış oyunculardandı. Bebek yüzlü, yakışıklı ve “Kartpostal Çocuğu” olarak anıldığı ilk filmlerinde de, büyük bir değişim yaşayarak yer aldığı politik filmlerdeki haliyle de perdeyi doldurmasını bildi.

’70’li yıllar da fırtınalı yıllardır. Yaşanan toplumsal koşullardan, yükselen halk muhalefetinden herkes etkilenir. Sinemada da Yılmaz Güney rüzgarları esiyordur.

Tarık Akan 1977 yılında, sallarla yola çıkan sekiz İstanbullu gencin doğa ile mücadelesinin öyküsünün anlatıldığı ve Şerif Gören’in yönettiği Nehir’den bir yıl sonra Erden Kıral’ın yönettiği ödüllü film Kanal’da oynar. Nehir, Kanal, Maden filmleriyle başlayan bu süreç ve değişim, Sürü, Yol gibi unutulmaz filmlerle devam eder, son yıllarına dek sürer.

Tarık Akan’da değişim başlamıştır ve artık daha politik, toplumsal içerikli filmlerde oynayan bir oyuncu vardır karşımızda. Hem oyunculuk çizgisi değişmiştir hem oynadığı filmlerin içeriği. 1978 yılında Yavuz Özkan’ın yönettiği başrollerini Cüneyt Arkın, Hale Soygazi ve Meral Orhonsay’la paylaştığı Maden’de oynar. Aynı yıl Yılmaz Güney sineması için de bir destan, oyunculuklarla, görselliğiyle önemli bir başyapıt olan Sürü’de oynar. Senaryosunu Yılmaz Güney’in hapishanede yazdığı filmin yönetmeni Zeki Ökten’dir. Demiryol (Yavuz Özkan), Yol (Şerif Gören) filmleri de Tarık Akan’ın yeni döneminin önemli filmleri arasında yerini alır.

Tarık Akan Yönetmen Zeki Ökten’le ilk kez 1977 yılında, senaryosunu geçtiğimiz günlerde yitirdiğimiz Süleyman Turan’ın yazdığı Sevgili Dayım filminde çalışır. Birlikte sonraki filmleri 1978 yapımı Sürü’dür. Zeki Ökten’in çektiği 1986 yapımı Ses filminin Senaristi Fehmi Yaşar, Başrol Oyuncusu da Tarık Akan’dır. Zeki Ökten 2002 yılında Fatih Altınöz senaryosuyla çektiği Gülüm filminde de Tarık Akan’ı oynatır.

Tarık Akan (Oyuncu), Zeki Ökten (Yönetmen) ve Fehmi Yaşar (Senarist) iş birliğiyle ortaya çıkan 1984 yapımı Pehlivan bu üç yaratıcının sinema kariyerlerinde önemli olduğu kadar birçok önemli, değerli sinema emekçisini bir araya getirmesiyle de sinema tarihimizde ayrı bir yere sahiptir. Filmde Tarık Akan’ın rol arkadaşları Meral Orhonsay, Ahmet Kayışkesen, Yaman Okay, Orhan Çağman, Erol Günaydın, Yavuzer Çetinkaya, Tuluğ Çizgen, Ajlan Aktuğ, Oktay Güzeloğlu gibi oyunculardır.

PEHLİVAN VE DEĞİŞEN DÜNYA

Film seksenler Türkiye’sini eleştirel bir bakışla ele alır. 1980’li yıllarda ve sonrasında 12 Eylül 1980 darbesinin yarattığı toplumsal-bireysel dönüşümlere, bu dönüşümler sonucu oluşan ortama, insan ilişkilerine yönelik eleştiriler içeren filmler yapılır. Pehlivan da bu filmlerden biridir. Seksenler Türkiye’sinde yaşanan bu değişimlerin taşradaki yansımasıdır. Öykü, olaylar bir Trakya kasabasında geçer. Değişimin sancısı bütün ülkede en ücra kasaba ve köyde de açıkça yaşanır, etkileri yansır, sonuçları hissedilir.

Çürüme toplumun her katmanında yaşanır. Filmlere, televizyon dizilerine yansıyan entrikalar, toplumun her kesiminde farklı biçimlerde, farklı boyutlarda yaşanır. Düşlerimizin, umutlarımızın üzerinden tank paletleri geçmiş, değerlerimiz, erdemlerimiz farklılaşmıştır çünkü.

12 Eylül’ün yarattığı ortamda, bir yanda yalnızlaşan birey, yoksullaşan kitleler diğer yanda gittikçe zenginleşen rantiyeci bir kesim oluşur. Tüketim çılgınlığının reklamlarla, medya marifetiyle, renkli vitrinler, ışıltılı tabelalarla kışkırtılması, devletin darbe ve sonrasında yarattığı korku ve paranoya ortamında susturulan, kimliksizleştirilen birey ve kitleler yaratılmıştır.

TUTUNABİLME DÜŞLERİ

Bilal, karısı, iki çocuğu ve yaşlı babasıyla yaşamaktadır. Para kazanmak için çeşitli işler yapar fakat tutunamaz. Babası gibi eski bir pehlivan olan Bilal, geçim sıkıntısı içindedir. Yaptığı işlerde dikiş tutturamamış, işsiz kalmıştır. Son bir umut olarak Libya’ya işçi olarak gitmek ister. Bu arada ayağına gelen güreş fırsatlarını da değerlendirir, etraftaki düğünlere, şenliklere güreşmeye gider.

Libya’ya gitmeyi beklerken cazgır Mestan ona babasının mesleği olan pehlivanlık yapmasını teklif eder. Bilal Kırkpınar’da şampiyon olursa büyük ödülü kazanacağını düşünür, Mestan, onun aklına girerek güreşten “Milyonlar kazanabileceğini” söylemiştir. “Milyon kazanma” fikri onu etkilemiştir. Geçim sıkıntısından tamamen kurtulmak anlamına gelen bu düş, dönemin köşeyi dönme, kısa yoldan zengin olma anlayışına denk gelir.

Fakat hayat artık eskisi gibi değildir. Her şey değişmiştir, bu değişim güreşlere, müsabakalara da yansır. “Güreşe ‘Oyun girmiş, güreş bozulmuştur’. “Rüşvet ve hile artık her yeri sarmıştır, Kırkpınar’ı bile.”

Fakat Bilal umutlarını Kırkpınar’a bağlamıştır. Pehlivan filmi değişen dünyada ayakta kalmaya, tutunmaya çalışan bir adamın, pehlivan Kara Bilal’in çabasını dönemin ruhuna uygun biçimde sade, gerçekçi ve etkileyici bir dille anlatır. Başta Tarık Akan olmak üzere oyuncular ve performansları da başarılı ve etkileyicidir.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa