22 Eylül 2019 00:28

Gözümüz aydın, "kucaklayıcı politika" sürecekmiş!

Paylaş

Evet, müjdeyi “içeriden” haberlerin postacısı Abdulkadir Selvi verdi. “İçeriden” dediğimiz, öyle biz yoldan çıkmışların aklına gelen hapishane falan değil elbette. O ‘Saray’ın içinden’ yazmakta. Hem haberlerinin üzerinde ‘görülmüştür’ damgası da yok, en azından biz görmüyoruz! Neyse işte; o Selvi’nin yazdığına göre, Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kucaklayıcı politikalara devam edilmeli” demiş.

İnsanın ‘Eyvah’ diyesi geliyor ama Selvi o kadar ‘içten’ bildiriyor ki... Çok farkında olmasak da bir süreden beri zaten görüyormuşuz bu alametleri. Sorun bizde herhalde; bunları yeterince önemsemiyoruz. Aslında kendimizi zorlayıp biraz ‘yumuşamaya’ gayret etsek, Erdoğan’daki yumuşamayı da rahatlıkla görmüş olacağız.

Daha önce içeri attırılmakla tehdit edilen Meral Akşener’le gayet dostane sohbetin hiç mi önemi yoktur yani? Ya Temel Karamollaoğlu’yla görüşmede yapılan “birlikte çalışmalıyız” teklifinin? Hele Saray’daki toplantıda CHP’li büyükşehir belediye başkanlarıyla ‘kurulan’ o neşeli diyalog... Gerçi bu sonuncusunda; sandık, YSK ve elbette unutulmaz Ali İhsan Yavuz marifetiyle aylarca düşürülemeyen İmamoğlu, kırık sandalye aracılığıyla bir anda düşürülmüş oldu ama olur öyle kazalar. Hem hatırlayın, daha birkaç ay önce “Türkiye ittifakı”na çağrılan CHP’nin genel başkanı Kılıçdaroğlu canını zor kurtarmıştı linçten. O ara da “Demiri soğutmak lazım” denilerek ‘kucaklayıcı politika’ muhabbeti yapılıyordu. Tesadüf tabii ki.

***

Sayılan bunca “kucaklayıcı politika” alametini yeterince iknâ edici bulamamak için insanın kafasını bozmuş olması gerekir herhalde. Ki aynen de öyledir. Selvi’nin yazdıklarına inanıp agresif halimize çeki düzen vereceğimize nesnelliğe, ‘arka plan’a vb. takmış durumdayız. İflah olacağımız da yok hani...

Önyargıların esiri olmuşuz mesela. 31 Mart-23 Haziran bozgununun yarattığı türbülanstan bahsediyoruz hep. Rejimin, bugüne kadar genel oy çoğunluğuna dayandırdığı meşruiyet ve manevra kapasitesinin ciddi bir krizle karşı karşıya olduğunu, bu krizli yapının “demokratik uzlaşma, demokratikleşme, açılım, çözüm...” isimleriyle müsemma manevralar yapma imkân ve olanaklarının tükendiğini söylüyoruz...

AKP’nin kendi içinde oynayan dengeleri, ‘içten’ başgösteren itirazlar; ‘kanka’ MHP’nin yeni durumda kamçılanmış şehveti; derinleşmekte olan ekonomik kriz; dış politikada özellikle Suriye sahasındaki açmaz, ABD ve Rusya arasında başdöndürücü gelgitler; muhalif toplumsal kesimlerin içinden mayalanmış ve nihayet seçim kazanmış eğilimin işaret ettiği yeni durum... Bütün bu dinamiklerin iktidarın ‘uhulet ve suhuletle’ yönetemeyeceğini, ‘kızgın demiri soğutmaya’ el veremeyeceğini gösterir diyoruz...

Evet, beklentileri bir yana bırakıp, nesnelliğe bakıyoruz yani. Temsil kaybına uğramış, ‘rıza’ kabiliyetini yitirmiş bir iktidarın, ‘uzlaşma’ değil de daha çok şiddetle yönetmeye çalışacağına dikkat çekiyoruz. Tekçi rejimin, beklendiği gibi bir ‘normalleşme’ çizgisine çekilmesinin, yasama-yürütme-yargı arasında hukuksal bir denge tesis edilmesinin, ‘tek adamcı’ sürecin yine ‘tek adam’ eliyle geriye döndürülmesinin mümkün olmadığını belirtiyoruz...

Selvi’nin Saray’dan aktardığı vitrinlik jest ve mimikleri değil de asıl siyaset alanında şahit olduğumuz verileri esas alıyoruz. Tam da ondan “Kucaklamaya devam” haberini okuduğumuz günlerde  bizim de içinde yaşayıp gördüğümüz Türkiye’den sıralayacağımız birkaç gelişme, yeterince ‘kucaklayıcı’ sanırız!

***

Hakkındaki tahliye kararı sonrası mahsupluk başvurusu yapan Selahattin Demirtaş’ın bırakılması beklenirken, aynı davada başka bir soruşturma açıldı ve jet hızıyla, Figen Yüksekdağ’la birlikte, tutuklu kalmalarına karar verildi. Geçtiğimiz günlerde 9 yıl 8 ay 10 gün cezaya çarptırılan Canan Kaftancıoğlu’nun nitelemesiyle bu “adli mühendislik çalışması”na bile gerek duyulmadan, kayyım atamalarına devam ediliyor. Diyarbakır Kulp ve Erzurum Karayazı son örnekler...

Yine aynı gün, gazeteciler, aydınlar yargılandı. Hem de ‘ekonomik kriz’ haberleri nedeniyle,  ‘milli ekonomiye darbe’ iddiasıyla... Sokaktaki insanın her gün her saat yaşadığı yoksulluk, işsizlik, pahalılık..., ‘yalan haber’le kotarılmış bir ‘dış komploymuş’ meğer! (Ayrıca, gerçekten de yalan haberlerin yargılanması gerekseydi, havuz başı sakinlerinin Adliyelerde yatıp kalkması gerekmez miydi acaba?!)

‘Yumuşama’ müjdesiyle aynı gün, gözümüze çarpan bir başka ‘önemsiz’ haber de Sabahat Akkiraz’ın Ankara’daki konserinin yasaklanması oldu. “Kamu güvenliği ve kamu esenliği bakımından” uygun görmedi Valilik. Fesat olmayalım, Akkiraz’ın söyleyeceği deyişlerin yaratacağı hüzün ve elemin kamu sağlığına dokunacağından kaygı duyulmuştur belki, kimbilir!

Velhasıl, bu ‘kucaklayıcı politika’ ve ‘yumuşama’ muhabbetlerinin tınısı bile kulak tırmalıyor artık. Jest ve mimiklerin ötesinde çok daha gerçek, somut kriterleri olmalıdır rivayet edilenin.

Rejimin başındakinin güler yüzlü olmasıyla, rejimin yüzü değişir mi?

Değişiyor mu?..

Adı üzerinde, ‘Tek adamcı’ rejimin doğasına aykırıdır kucaklayıcı olmak.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa