19 Eylül 2019 00:00

Zirve bir şeyi çözmedi: İdlib ve Fırat’ın doğusu önemli gelişmelere gebe

Paylaş

Eğer bazı ülkeler arasında liderlerin sık sık görüşmesi gerekiyorsa, bu o ülkeler arasındaki sorunların azlığını değil, çok olduğunu, ve bu sorunlarını çözümünün de zor olduğunu gösterir” tezi, “üçlü”nün “Suriye zirveleri”nde yeniden yeniden doğrulanıyor.

Nitekim, bu üç ülkenin 5’incisine imza attıkları ve önceki gün Ankara’da yapılan zirvesinde, denilebilir ki, üç ülkenin de üstünde anlaştığı tek konu, 6’ıncı zirvenin gelecek ay İran’da yapılacak olmasıdır! (Tabii, Türkiye’nin itiraz ettiği ve bir üyenin değiştirilmesiyle “Anayasa Komitesi”nin üye sorununun çözülmesini saymazsak)

Zirvenin öncesinde liderler, zirveden beklentilerini açıkladılar. Böylece daha toplantı başlamadan, bu 5’inci zirvenin de “Bir havanda su dövme zirvesi” olacağı anlaşıldı.

İKNA ZİRVESİNDE İRAN, RUSYA İLE BİR UZLAŞMA YOK!

Zirve öncesinde liderlerin açıklamalarına bakıldığında açıkça görülmektedir ki bu zirve; İran ve Rusya’nın Türkiye’yi İdlib’de terörist grupların tasfiyesi için Suriye ile birlikte davranmaya zorlayan bir zirveydi. Türkiye açısından ise İdlib’de mevcut statünün sürgit devam etmesi için Rusya ve İran’ın ikna edilmeye çalışıldığı bir zirve.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İdlib’in statüsünün korunması” gerekçesini, aksi halde 3-3.5 milyon sığınmacının daha Türkiye’ye gelmesi ve Türkiye’nin bunu kaldıramayacağı şeklinde açıkladı.   

Ancak toplantı sonrasında konuşan İran Devlet Başkanı Ruhani; “Halen İdlib’de terörist örgütler bulunmaktadır. Hepimiz teröristlere kimlerin destek verdiğini biliyoruz. İdlib’deki teröristlerle mücadelede Suriye devletine yardımcı olmalıyız” diyerek, Türkiye’nin de terörist gruplara destek verenlerin içinde olduğunu da ima etti!

Putin ise, İdlib’e ilişkin olarak; “Bölge neredeyse el Kaide bağlı grupların kontrolünde. Buna sessiz kalamayız... Biz terörün yok edilmesi için Suriye ordusuna kısıtlı operasyonlarda destek vereceğiz. Bu bölge teröristlere bir sığınak olmamalıdır... ilave bir adım atmamız lazım” diyerek, İran gibi Rusya’nın da İdlib’de Türkiye’nin değil Suriye’nin yanında olduğunu açıkça söyledi.

"SURİYE’NİN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜ"NDE HERKESİN TARİFİ FARKLI

Zirveye katılan üç lider de, önceki toplantılarda olduğu gibi, “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygı gösterdiklerine” özel vurgu yaptılar.

Putin ve Ruhani, “toprak bütünlüğü” derken, 2011 öncesi Suriye toprakları üstünde Esat rejiminin egemen olduğu, yabancı güçlerin çekildiği bir Suriye’den söz ediyor. Tabii, Suriye rejimi kendilerini çağırdığı için onlar kendilerini pek de “yabancı güç” saymıyor. Bu durumda yabancı güç olarak geriye ABD ve Türkiye kalmış oluyor.

Erdoğan ise; İdlib’de statüyü Türkiye’nin kontrolünde olduğu 900 kilometrelik güvenli bölgeye bağlı olarak tarif ediyor. Buna göre Suriye-Türkiye sınırı boyunca ve 30 kilometre derinliğinde (27 bin kilometrekarelik) bir alan “güvenli bölge” olacak. Bu bölgenin askeri kontrolünde ise Türkiye de olacak. Yani Türkiye’nin “Suriye’nin toprak bütünlüğü”nden kastettiği şey bu.

Yani Türkiye’nin tarif ettiği Suriye; iki “kırmızı çizgi” ile birlikte düşünüldüğünde; PYD-YPG-SDG’nin olmadığı, Esad yönetiminin de hakim olamadığı, aşiret reislerini bizzat şeyhlerin, ÖSO’nun, İhvan’ın ve diğer cihatist grupların yönettiği bir Suriye’dir.

Dahası da var: “Suriye’nin toprak bütünlüğü” dendiğinde, her üç lider de “Fırat’ın doğusu”na ABD’nin üslenmesinden rahatsızlıklarını ifade ediyorlar.

İran açıkça ABD’nin bölgedeki terörü desteklediğini söyleyerek, bölgeden çıkmasını istiyor.

Rusya da ABD’nin askerini Suriye’den çekmesini istiyor. Ama İran PYD-YPG’yi terörist güç olarak görürken Rusya onları bölgenin, tabiri caizse “yerli ve milli gücü” olarak görüyor.

Türkiye’nin ABD karşısındaki tutumu ise akılcı bir yaklaşımla “anlaşılır” değildir. Çünkü Türkiye bir yandan, “ABD’nin burada ne işi var” derken öte yanda, tam tersine işler yaparak;

  1. ABD ile ortak “güvenli bölge oluşturma” pazarlığına girişmekte ve ona bölgenin meşru gücü muamelesi yapmaktadır.
  2. PYD-YPG-SDG’yi terör örgütü görüp (kırmızı çizgi) onları ABD’ye muhtaç duruma iterek ve bölge halklarına rejim dayatarak; bu halkların ABD’yi koruyucu olarak görmelerine vesile olmaktadır. Bu durum da ister istemez ABD’nin varlığına, bölge halklarının gözünde meşruiyet kazandırmaktadır.

SURİYE’DE ÇOK ÖNEMLİ GELİŞMELERİN ARİFESİNDE...

Üçlü zirvelerin havanda su döven zirvelere dönüşmesinin nedenlerinden birisi de, zirvede bölge haklarının temsil edilmemesidir. Suriye’de çıkar peşinde koşan ülkelerin bu tür platformlarda yer alması da bunun kanıtıdır.

İdlib ve Fırat’ın doğusuyla ilgi gelişmeler üzerine; CHP’den SP’ye, liberallerden AKP içindeki kimi kliklere kadar, geniş bir kesim, Esad rejimi ile ilgili “kırmızı çizgi”nin kaldırılmasını yüksek sesle istemeye başlamıştır.

Ancak bu sorunun sadece yarısıdır. Çünkü, ABD’nin bölgeden çıkarılmasının şartı; Türkiye’nin gerek YPG-SGD gerekse Rojava’da yaşayan halklara rejim dayatmaktan vazgeçmesinden geçmektedir. Bu olmadan ABD’nin bölgeye müdahalesinin gerekçeleri ortadan kalkmayacağı gibi Suriye’nin toprak bütünlüğünün sağlanması da olanaklı olmayacaktır.  

Bu yüzden de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, ABD ve Trump’la yapacağı söylenen görüşme ve sonrasında Fırat’ın doğusuna dair muhtemel gelişmeler daha belirgin hale gelecektir. İdlib’de Suriye ordusunun, başarısız zirve sonrasında yeniden harekete geçme ihtimalinin güçlenmesi de Suriye’de çok önemli gelişmelerin arifesinde olduğumuzun işaretleridir.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa