17 Eylül 2019 23:52

"Tarımın başındaki adam" ve Harun Reşit’in veziri kıssası

Paylaş

Tarım iflas aşamasına gelmiş durumda. Tüm girdi fiyatları ortalama dört misli artmış. Köylü üretiyor, ürettiğini satamıyor. Sattığı masrafları karşılamıyor.

Karpuz, kavun tarlada kalmış. Üretici toplama maliyetini karşılamadığı için toplamıyor sürüyor. Tüketici köylünün sattığı domatesi, biberi, onun sattığının dört beş misli fiyat ödeyerek marketlerden satın almak zorunda kalıyor.

Kimyona teşvik verip kimyon ektiriyor, ektirdiği kimyonlar pazara sunulduğu an ithalatı serbest bırakıp, köylünün ürününü maliyetinin altında satmak zorunda kalmasına tarımda teşvik politikası diyor.

Nohut, tüccarın insafına kalmış. Kabak çekirdeğinin de tarla fiyatı ile raf fiyatı arasındaki fark dudak uçuklatıyor.

Hayvan üreticisi artan tüm girdilere karşın hayvanlarını bir yıl önceki fiyattan satmakta zorlanıyor. Köylünün yetiştirdiği hayvanın fiyatı yerinde sayarken etin fiyatı tüketicinin eline geçene kadar artmaya devam ediyor.

Bu ülkede Tarım Bakanlığı var. Başında da bir sayın bakan.

Sayın bakanın yönettiği Tarım Bakanlığı, üreticinin maliyetlerini düşürmeyi sağlayamamış.

Maliyetleri düşüremeyen bakanlık, üreticinin maliyetin üzerinde birazcık kâr edecek bir fiyata ürününü satmasına dönük hiç önlem almamış, üreticiyi tüccarın, aracının insafına terk etmiş.

Sayın bakanın yönettiği bu bakanlığın politikaları ve/veya politikasızlıkları nedeniyle binlerce dönüm arazi ekilebilir olmaktan çıkmış.

Sayın bakanın yönettiği bakanlık döneminde; saman, arpa, buğday, mercimek, et ithal edilir olmuş. Tarımda kendi kendine yeten ülke tarih kitaplarında anlatılan bir övünmeye dönüşmüş.

Üreticinin maliyetlerini düşüremeyen sayın bakan, 16 Eylül 2019 tarihinde FOX ana haberde yayımlanan bir habere göre, kendisi için “tarımın başındaki adam” diye söz eden Sencer Solakoğlu isimli üreticinin bu ifadesini saygısızlık olarak almış. Habere göre bu ifadeyi kullanan üreticinin çiftliği denetim üzerine denetimden geçmiş, çiftliğe cezalar yağmış. AB onayı elinden alınmış. Tüm tarımsal desteklerden de beş yıl süreyle men edilmiş. Üretici yıllık 2 milyon lira zararı olduğunu, yasal yollara başvuracağını bu kadar gereksiz işlere ne gerek olduğunu söyleyip ekledi: “İki tip insan vardır birisi oturduğu koltuktan güç alan, diğeri oturduğu koltuğa güç veren.”

Haberi izleyince benim de iki şey aklıma geldi. Birincisi Mukaddime de İbni Haldun’un, yıkılmaya yüz tutan devletin özelliklerini anlatırken söyledikleri. Bu ayrı bir yazının konusu olsun. İsteyen mukaddimeden okuyabilir de. İkincisi ise bir kıssa:

Rivayet edilir ki Harun Reşit Hızır’ı çok merak edermiş. Bir gün tellallarla duyuru yapıp, kim bana Hızır’ı getirirse ona 500 altın vereceğim demiş. Bir köyde yaşayan ihtiyar karı koca bu duyuruyu duyunca kadın kocasına dönüp demiş ki, “Herif ahir ömrümüz kuru ekmek yemekle geçti. Ömrümüzün sonuna geldik, bir ayağımız çukurda. Git Harun Reşit’e, 500 altının yarısını peşin ver bana da altı ay süre ver de 250 altını al hiç değilse altı ay insan gibi yaşayalım sonra ne olursa olsun.”

Adam karısına hak verip Harun Reşit’in huzuruna çıkarak 250 altını ve altı aylık süreyi de alıp evine gelmiş. Karı koca bu 250 altınla altı ay insan gibi yaşamışlar. Altı ay sonra yaşlı adam Harun Reşit’in huzuruna çıkmak için evden üzgün ama kaderine razı ayrılmış. Yaşlı adamın peşine ise bir çocuk takılıp, “Amca ne olur beni de götür” diye yalvarmış.

Çocuğun yalvarmalarına dayanamayan yaşlı adam yanına çocuğu da alarak Harun Reşit’in huzuruna çıkmış. Harun Reşit yaşlı adama hani nerde Hızır diye sormuş. Yaşlı adam işin doğrusunu anlatıp “Hızır’ı getiremedim” demiş. Harun Reşit vezirlerinden birisine dönüp yaşlı adama ne yapalım diye sormuş. Vezir, “Derisini yüzüp saman dolduralım” diye yanıtlamış. Vezirin sözlerini duyan yaşlı adamla birlikte gelen çocuk bağırmış, “Asluhu nesluhu”.

Harun Reşit ikinci vezirine dönüp ona yaşlı adamı ne yapalım diye sormuş. İkinci vezir de “Fırına atıp diri diri yakalım” demiş. Çocuk yine bağırmış “Asluhu nesluhu”.

Harun Reşit bu kez üçüncü vezire yaşlı adamı ne yapalım diye sormuş. Vezir, “250 altın daha verip evine yollayalım. Sonra da bir araya gelip nerede hata yapıyoruz da bizim yönettiğimiz ülkede insanlar 60-70 yaşına kadar kuru ekmek yemek zorunda kalıyorlar bunu tartışalım. Nerede hata yaptığımızı bulalım” demiş.

Yaşlı adamla gelen çocuk yine bağırmış, “Asluhu nesluhu.”

Harun Reşit bu kez çocuğa dönüp “Asluhu nesluhu” diye bağırarak ne demek istediğini sormuş. Çocuk:

“Birinci vezirinin atası dedesi kasaptı. Görüp gördüğü oydu derisini yüzelim dedi. İkinci vezirinin atası fırıncıydı görüp gördüğü oydu fırında yakalım dedi. “Vezir istiyorsan işte vezir” diye üçüncü veziri göstermiş, “Hızır istiyorsan işte Hızır” diye ellerini çarpıp yok olmuş.

Kimsenin aslını neslini sorgulamak niyetinde değiliz. Ülkenin tarım politikaları eleştirildiğinde tarım bakanının bu eleştirilerde haklılık payı olup olmadığını dert edeceğine bakan için “tarımın başındaki adam” denilmesini dert etmesini, dahası bu nedenle bir üreticinin cezalandırılmasını duyunca, İbni Haldun’u anımsatmak, Harun Reşit’i anlatıp elde ne vezirler varmış demek istedik.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa