17 Eylül 2019 00:00

Avrupa’da liseli gençliğin ‘iklim’ mücadelesi ve Türkiye gençliği

Paylaş

Ağustos 2018’de, İsveçli Lise Öğrencisi Greta Thunberg küresel ısınmaya karşı eylem başlattı. Cuma günleri okula gitmeyerek başlattığı eylem, kısa sürede, Avrupa merkezli bir eyleme dönüştü. Eylemin seyrini gazetemizin okurları biliyorlar: Almanya başta olmak üzere çeşitli Avrupa ülkelerinde lise öğrencileri, cuma günleri okula gitmeyerek kentlerin meydanlarına yürümeye başladı. Gençler “küresel ısınma”nın tüm insanlığı tehdit eden sonuçlarına karşı kamuoyunu uyarmaya çalıştılar.   

“Küresel ısınmaya karşı eylem günü” ilan edilen 20 Eylül günü için ise milyonların eyleme katılması bekleniyor.

Dün, gazetemizin Almanya Muhabiri Yücel Özdemir ve Tuba Bakırcı, bu eylemlerin başlaması, gençliğin bilinç ve örgütlenmesine katkısını hayli ayrıntılı biçimde ortaya koydular.

ÜLKEMİZDE ÇEVRE SORUNU ‘İKLİM SORUNU’NUN ÇOK ÖTESİNDE

Avrupa’da liseli gençler geçtiğimiz bir yıl boyunca, her cuma ısrarla taleplerini yenileyerek, alanlara çıktılarsa da Türkiye’de bunun bir yankısını gördüğümüzü söyleyemeyiz.

Oysa Türkiye’de (Küresel ısınmanın önlenmesine dair önlemler bir yana), ülkeyi yönetenlerin ve onların arkasındaki büyük sermayenin, uluslararası tekellerin, ülkenin yer altı ve yer üstü servetlerini sınırsız biçimde yağmalamak için dört koldan harekete geçtikleri bir dönemden geçiyoruz. Yine bu dönemde ülke iklimimizin kritik noktaları olan Munzurlar, Kaz Dağları, Murat Dağı başta olmak üzere herkesin gözü gibi koruması gereken bölgelerine, yerli ve yabancı firmaların siyanürle altın araması için teşvikler veriliyor. En değerli tarım alanları, güzel sahiller, en gür ormanlar, akarsular, göller, yer altı suları, tarihi ve doğal sit alanları... maden ve enerji tekellerinin yağmasına sunuluyor.

ÇEVRE MÜCADELESİ BÜYÜYOR

Devlet ve hükümetlerin çevre sorunu karşısındaki duyarsızlığına rağmen ülkemizde çevre mücadelesi, bir “köylü-toprak mücadelesi” ve “halkın gıda güvenliği” mücadelesi olarak yayılıyor.

Bergama köylülerinin 1990’lı yıllarda Eurogold adlı Kanadalı Altın firmasına karşı giriştikleri mücadeleden bugüne, ülkemizin her yanında köylüler topraklarının kirlenmesine, tarım alanı olmaktan çıkarılmasına karşı direniyor. Termik santrallere, HES’lere, JES’lere karşı direnişin yanında köylüler tarım alanlarının maden-mermer-taş ocaklarına açılmasına karşı da mücadele ediyorlar.

Öte yandan hibrit tohum, genetiği değiştirilmiş ürün yetiştirme, suni gübre, ilaca ve “GDO’lu yem”e bağımlı tarım-hayvancılık ile GDO’lu gıda üretimine karşı mücadele de ülkemizde hayli önemli bir mücadele olarak sürmektedir.

Çünkü çevre sorunu sadece havanın kirletilmesi, buzulların erimesinin önlenmesinden ...ibaret değildir. Tersine bunlar bir sonuçtur ve bu sonuca yol açan nedenlerle mücadele edilmeden de “küresel ısınma”ya karşı gerçek, sonuç alıcı bir mücadele beklenmemelidir.

ÇEVRE SORUNU VE GENÇLİK MÜCADELESİ

Kısacası bugün çevre sorunu ülkemizde; bir yandan “iklim” ve “halkın gıda güvenliği” ile birleşen bir antiemperyalist içerik taşırken, kapitalizme karşı mücadelenin de bir adımı olarak gelişmektedir.  Bu mücadelenin gençlik için ayrıca önemi vardır, zira bu mücadele aynı zamanda “Güvenli gelecek mücadelesinin bir alanı” olarak da ortaya çıkmaktadır. 

Avrupa’da ortaya çıkan liseli gençlerin hareketi doğal olarak, sorunu daha çok bir “iklim sorunu” olarak ele almaktadır. Ama mücadele ilerledikçe, hele de sendikalar da bir yanından mücadeleye katılırsa, sorunun kapitalizme karşı mücadeleyle birleşen yanını da görmeye başlayacaklardır.

Dün söz konusu olan haberde gördüğümüz Avrupalı liseli gençlerin talepleri, bugün ülkemizdeki doğa savunucularının, çevre mücadelesini önemseyen her kesimin dahası gençliğimizin de talepleridir. Dolayısıyla Türkiye’deki liseli gençliğin, diğer gençlik kesimlerinin, uluslararası niteliğe sahip böylesi bir mücadeleden geri durması kabul edilemez. Avrupa’daki gençlik eylemleri için de bu saptama geçerlidir.

ÇEVRE VE GENÇLİK HAREKETİNİN GÜÇLENMESİ İÇİN

Bugün gelinen aşamada;

Ülkenin hemen her sorununa sahip çıkmada öne atılma geleneğine sahip gençliğimizin, bu alandaki ataleti üstünden atması, “güvenli bir gelecek” mücadelesinin bir parçası olarak da “çevre sorunu” etrafında gençliğin ana kitlesini birleştirecek bir tartışmaya başlaması elzemdir. Bu konuda “sahada” yürütülen mücadelelerle bağ kurulması da son derece önemlidir.Öte yandan liseli gençliğin (Bugünün iletişim imkanları ve eldeki araçlar da dikkate alındığında) Avrupa’daki yaşıtlarıyla çevre mücadelesi üstünden ilişkiye geçmesi o kadar da zor değildir. Zira bu alanda ortak tartışmalar yürütmek, fikir alışverişinde bulunmak, dayanışma içine girmek hatta ortak eylemler düzenlemek daha da olanaklı hale gelmiştir.Bu adımlar atıldığında Avrupa’daki üniversite ve lise öğrencileriyle, eğitimin ve yaşamın diğer alanlarına dair ortak etkinlikler düzenleneceğini görmek daha mümkün hale gelecektir.

İçinden geçilen dönemin özellikleri dikkate alındığında; burada söylenenin Avrupalı öğrencilerin eylemlerini taklit etmek olmadığı açıktır. Örneğin ülkemizde süren çevre mücadelesi ile gençlik mücadelesi arasında bağın kurulması kritik öneme sahiptir. Bu yüzden genel bir çevre-gençlik mücadelesi yerine, yerellerdeki mücadelenin ihtiyaçlarına göre yapılacak girişimler önemli olacaktır. Bir ilde, bir ilçede, hatta bir tek okulda bile mücadelenin böylesi bir hatta girmesi; hem gençlik hem de çevre mücadelesi için yeni bir nefes olacak, hareketin genişlemesi için de yeni imkanlar sunacaktır.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa