08 Eylül 2019 02:25

12 Eylül filmleri ve yenilgiler tarihi

12 Eylül filmleri ve yenilgiler tarihi
PAZAR
Paylaş

Bir 12 Eylül yıl dönümü nedeniyle bir kez daha 12 Eylül filmlerine genel bir bakış yapmak, çıkardığım sonuçlara değinmek istedim.

Sinema ve 12 Eylül (*) kitabına aldığım “12 Eylül Filmleri” başlığı altında değerlendirilen filmleri izledikten sonra, ‘(Beynelmilel, Eve Dönüş, Bu Son Olsun gibi filmleri, -belki birkaç film daha eklenebilir- dışında tutarak) toplamından ortaya çıkan, geriye kalan sonucu tek cümlede özetlemek istersek ‘yenilgi, teslimiyet, ‘yılgınlık ve umutsuzluk’ sözcüklerini yan yana/arka arkaya kullanabiliriz.’ değerlendirmesinde bulunmuştum.

Toplamında anlatılan bir yenilgiler tarihidir. Geçmiş yoktur bu filmlerde. Nasıl bir geçmiş, hangi yaşanmışlıklar kahramanlarımızı bu filmlerde ‘bir sonuç olarak’ izlediğimiz bu büyük yenilgiye sürüklemiştir; göremeyiz, öğrenemeyiz. Gösterilen bu yenilginin yarattığı yılgınlık ve umutsuzluk ‘gelecek düşü’nü, başka bir dünya düşünü de yok etmiştir; gelecek yoktur. Oysa ‘anlatılmak istenen’ kahramanların, bu filmlerde de gösterildiği gibi cezaevlerine düşmelerine, işkence görmelerine ideolojik seçimleri, başka ve daha güzel bir gelecek düşü neden olmuştur. Bu, 12 Eylül filmlerinde görülemese de gerçek hayatta böyleydi.

Duvar yazılarıyla ilkokulda tanışmıştım. Okul yolundaki evlerin duvarlarında “Tek Yol Devrim” yazıları olurdu. Dev-Genç’lileri dev gibi gençler sanıyordum. 15-16 Haziran’ı anımsıyorum. İşçilerin ‘ayaklandığı’ yakınımızdaki Yakacık Yolu’nda ve Ankara Asfaltı’nda yürüyüş yaptıkları söyleniyordu. 12 Mart Darbesi’ni, devriye gezen askerleri de anımsıyorum. O günlerde bahçelere saklanan gençler devriye gezen askerleri kolluyor, onlar uzaklaştığında çıkıp duvarlara yazılar yazıp ortadan kayboluyorlardı.

O günlerde Mahir Çayan ve Hüseyin Cevahir’in Maltepe’de bir evde kuşatıldıklarında yaşıma ve bacak kadar boyuma aldırmadan Maltepe’ye gidip kalabalığın arasında olan biteni izlemeye çalışmıştım. Mahir Çayan ve Hüseyin Cevahir sığındıkları evde, evin kızı Sibel Erkan’ı alıkoyarak teslim olmamak için direniyordu. Ev kuşatılmıştı ve 1971’in mayıs sonunda başlayan olay 1 Haziran’da Hüseyin Cevahir’in öldürülmesi, Mahir Çayan’ın da yaralı ele geçirilmesiyle son bulmuştu.

12 Mart Darbesi’nin ardından gelişen yeniden yapılanma ve saflaşma içinde çocukluk yıllarımda dev gibi gençler sandığım, yaşım ilerledikçe onların dev gibi yürekleri ve düşleri olduğunu düşündüğüm gençlerin, ‘başka bir dünya’ düşünün safında yer almıştım.

Dev gibi düşleri olan gençleri seviyor, açtıkları yoldan yürüyor, dev gibi düşler ve düşlediğimiz başka bir dünya için kök salacak çınarlar büyütüyorduk içimizde. Henüz düşlerimizin, umutlarımızın üzerinden tank paletleri geçmemişti. Yükselen değerlerimiz, erdemlerimiz farklıydı. Sahici düşlerimiz vardı. O sahici düşlerin, başka bir dünyanın izini sürüyorduk. İlk gençliğimiz öncüllerimizin 68’lilerin öykülerini dinlemekle, o dönemin edebiyatını okumakla geçmişti. 12 Eylül sonrasında artık bizim kuşağın öyküleri, yaşanmışlıkları konuşuluyor, ‘şarkılar-türküler bizi söylüyordu.’

12 Eylül filmlerinde anlatılan bizim öykümüzdü fakat eksik bir şeyler vardı. Eksik, tuhaf, yanlış olan... 12 Eylül 1980 sabahı başlayan askeri darbenin yaşandığı süreç, siyasal ve toplumsal açıdan sancılı geçen ve etkileri günümüze dek uzanan bir süreç olmuştur. 39 yıldır yaşanan toplumsal dönüşüm sürecini anlamaya, tanımlamaya çalışırken, 1980 darbesi önemli bir tarihsel dönemeç, bir başlangıç noktası oluşturur. Bu süreç 11 Eylül’de karar verilip 12 Eylül’de uygulamaya sokulmuş anlık bir karar-uygulama değildir.

Ölümlerle, katliamlarla örülen bilinçli, planlı bir hazırlığın son halkası olarak hazırlanmış ve 12 Eylül sabahı uygulamaya sokulmuştur. Hayatı tüm alanlarıyla dönüştürmek, yeniden yapılandırmak için gerçekleştirilen darbenin amacına - hedefine ulaştığını, gerçekleştirenler açısından başarılmış bir darbe olduğunu 39 yıldır yaşanan sürece baktığımızda olduğu gibi, bu çalışmada ele aldığımız filmleri izledikten sonra da görebiliyoruz.

Darbenin, darbeci cuntanın iktidarda olduğu baskının, yasağın, devlet şiddetinin ağır yaşandığı ilk yıllarında sinema ve sinemacılar da susmuş, susturulmuştu, toplumun tüm dinamik kesimleri gibi. Devlet şiddetiyle oluşturulan bu korku ortamında toplum mühendisleri devreye sokuluyordu.  

Devlet, tüm kurumlarıyla baştan ayağa yeniden, yenidünya düzenine uygun yapılandırılıp dönüştürülürken, toplum mühendisleri marifetiyle toplumsal hayat da geri dönüşümsüz tasarımlarda yapılandırılıyordu. Yeni süreç darbeyle, 12 Eylül sabahı başlar. Baskının en ağırı, zulmün, işkencenin en yaşanmamışı yaşanır, özgürlükler her alanda kısıtlanır.

Geçmişin tüm izleri bellekten silinirken, toplumsal hayatın kılcal damarlarına dek yayılan ve etkisi günümüze dek uzanan büyük “dönüşüm” etkisini medyada olduğu gibi sanat alanında da gösterir.

Toplumsal bellek açısından önemli olan “politik dönem filmleri” olarak da değerlendirilen 12 Eylül filmlerinin, ele aldıkları dönemi, o döneme ait olguları, yaşanmışlıkları işleme, dönemle hesaplaşma açısından yetersiz ve etkisiz kaldıklarını, yaklaşımlarının yüzeysel olduğunu söyleyebiliriz. Ele aldıkları geçmişle, darbeyle, darbenin yarattığı toplumsal dönüşümle hesaplaşmadaki yetersizlikleri bizzat darbenin kendisinin yarattığı dönüşümün sinemaya- yapımcısı, senaristi, yönetmeniyle sinemacıya etkisinin sonucudur denebilir.

Genel olarak muhalif sanat, özelde de muhalif/politik sinema belleği koruyan, tazeleyen, yeniden oluşumunu sağlayan alanlardır. Dayatılanın, sunulanın değil de yaşanmışlığın, gerçekliğin izini süren sanat, toplumsal belleğin oluşmasında, toplumsal bilincin dönüşmesinde önemlidir. Ana akım sinema toplumsal bilinci egemen ideolojinin çıkarlarına uygun biçimlendirirken muhalif olan da belleğin silinmesine karşı durarak toplumsal bilincin-belleğin geleceğe aktarılmasını sağlar. Bütün bu saptamaları, 12 Eylül Filmleri başlığı altında ele alınan filmlerin yetersizliğini, yüzeyselliğini gösteren kılavuzlar olarak görebiliriz.

Sinema ve 12 Eylül adlı kitabımda yaptığım değerlendirmeleri ve bu yazıyı tek cümlede ‘son söz’ olarak söylersek Hilmi Maktav’ın “Vatan, Millet, Sinema” başlıklı yazısında söylediği gibi, “Türk sineması askerî darbelerle hesaplaşmayı başaramamıştır,” netliğinde kurulabiliriz. (**)

Murat Belge “12 Eylül Filmi Henüz Yapılmadı” başlıklı yazısını, “Sonuç olarak, 12 Eylül’ün filmlerinin henüz yapılmamış olduğunu söylemek galiba en doğrusu,” diye bitiriyordu. Soru geçerliliğini koruyor: 12 Eylül filmi henüz yapılmadı mı?

(*)Sinema ve 12 Eylül, Mesut Kara-Agora Kitaplığı, 2013

(**) Hilmi Maktav, “Vatan, Millet, Sinema”, (Birikim Dergisi, Sayı 207, 2006, s.71-83.)

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa