07 Eylül 2019 23:06

1071 ve 6-7 Eylül

Paylaş

Kafa karıştırmayı sevenler sayıları çok sever. Eskiden Turgut Özal çıkar, sıraladığı bir sürü sayı ile insanların kafasını bulandırır; ekonomi ile ilgili büyük yalanlarını sayılar arasına saklardı. Sayılar arkasına gizlenmek veya sayılar ile büyük yalanları yutturmak yeni bir oyun değildi ama Özal ile doruğa çıkmıştı. Onun açtığı neoliberal kapitalizm ve siyasal İslam siyasetinden, yani büyük talan ve yıkım çizgisinden üreyen AKP, artık sayılara gerek duymaz oldu.

Sayılar artık fazla rasyonel, yani akılcı kalıyor. Nasılsa büyük medya kuruluşlarının hepsi yandaş. Nasılsa trol ordusu her an görevde. Bir öbek rapçi, yaklaşık 15 dakikalık #Susamam klibi ile Türkiye’deki korkunç durumu gözler önüne mi serdi; hemen trol ordusu göreve koşulur. Rejimi korumak için trol ordusu her şeyi söyleyebilir, her yolu deneyebilir. Rejimin sürmesi için 1071, 1919, 1923 her şey kullanılabilir.

AKP artık tümüyle akıl dışına yönelik çalışıyor. 2023 tarihi ile 1923’e gönderme yapılması ve bunun tutacağının sanılması bundan. Barış Akademisyenleri’nin savaş siyasetini teşhir eden “Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildirisi ile ifade özgürlüğünü kullandıklarını kabul eden Anayasa Mahkemesi kararı ardından 1071 tarihine gönderme yapan bir itiraz metninin piyasaya çıkması da bundan. İtirazın bir anlamı olmadığı için metne 1071 tarihine sığınan bir akademisyen öbeğinin ortaya çıkabilmesi, akıl dışının ve zavallılığın artık ne kadar baskın olduğunu gösteriyor.

1071 ile yol almaya çalışan zavallılık yeni değil. Eskiden beri var. Pankartlara önce 1071 ardından, “Anadolu hep Türk’tü; Türk kalacak!” yazan Ülkü Ocakları gibi. Milliyetçilik ve faşizm yalandan beslendiği için böyle sloganlar üretmeleri onlar için çok olağan. Milliyetçilik ve faşizm akıl dışının insanlığa dayatılması ve er ya da geç insanlık suçlarının işlenmesi değildir de nedir?

1071 ile yol almaya çalışan “yerli ve milli” zavallıların önüne başka tarihler koymakta; Türkiye Cumhuriyeti’nin kanlı tarihini akıllardan uzak tutmak için sürekli tarihe ve efsanelere sığınan “yerli ve milli” zavallılara basit sorular sormakta yarar var. Basit sorulara 1 ile başlayalım. 1 Mayıs Katliamı ile. 1977’de Taksim’de öldürülenlerin hesabı ne zaman verilecek? 1’den sonra 2 var. Soralım: 2 Temmuz 1993’de Sivas’ta ne oldu? Madımak Katliamı’nın hesabı ne zaman verilecek?

Sırada 3 var. Daha geriye gidelim. 3 Haziran 1964. Büyük futbolcu Lefter Küçükandonyadis, Fenerbahçe-Beşiktaş arasındaki jübile maçıyla futbola bıraktı. Türkiye’nin gelmiş geçmiş en iyi futbolcusu, 1925’de Büyükada’da doğumlu yani gayet “yerli”, Milli Takımın yıldızı, yani gayet “milli” Lefter yüreğinde ne acı taşırdı?

Lefter acısını yıllar sonra şöyle aktarmıştı: “1955 yılının Eylül olayları sırasında başıma gelmişti böyle bir olay. Düşünün, Fenerbahçe’de yıldız olmuşum, milli takımdayım ve dünyanın dört bir yanına gidip çok sevdiğim memleketim için oynayıp duruyorum. Havalimanında bir maç dönüşü on binlerce kişi omuzlara alıyor. (…) Ama 6-7 Eylül’de Beyoğlu olaylarının bir benzeri de Ada’da oldu. Bir çapulcu sürüsü evimi bastı. Camları kırıyor, çocukların yattığı odaya taş atıp duruyorlardı. O kadar sinirlenmişim ki, şayet eve adım atsalar, elimdeki kuvvetli silahla birkaçını öldürebilirdim. Ama bir süre sonra gittiler. Günlerce ağladım…” (Aktaran: Baskın Oran, Agos, 9 Eylül 2005)

“Yerli ve milli” zavallılara seslenelim: Lefter’in yaşadıklarının ve 6-7 Eylül’ün hesabı ne zaman verilecek? “Özel Harp” denilen sivillere yönelik savaşın, ister İstanbul’un göbeğinde, ister Maraş’ta olsun, hesabı ne zaman verilecek? Hrant Dink’in öldürülmesini sağlayanlardan, Dilek Doğan’ı kendi evinde öldüren polisten, duvarlara JÖH/PÖH yazanlardan ne zaman hesap sorulacak?

Kitleleri milliyetçilik, ırkçılık ve dincilik ile zehirleyenlere, 1071, 1453, 2023 veya 15 Temmuz ile kafaları bulandırmaya çalışanlara, kendilerini ancak akıl dışı yollardan ayakta tutabilecek bu rejime karşı en önemli panzehir akıl ve gerçeklerdir.

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa