31 Ağustos 2019 00:30

Kayyumun ekonomi politiği

Paylaş

Atanmış kayyumların seçmenlere neye mal olduğu hediye paketleri, bina döşemesi, banyo aksamı, devasa davetler, ziyafetler, kuru yemiş için milyonlarca lirayı bulan masraf listesiyle ortaya çıkmış bulunuyor. Bu fatura sadece HDP’ye oy vermiş seçmene reva görülen bir ceza değil.

Bulundukları kurumları pervasızca sömüren, hortumlayan türedi bir bürokrasinin, karşılığında hiçbir yaptırıma maruz kalmadığı için kolaylıkla taklit edilebilecek bir model haline gelmesi, ahlaki bir norm oluşturması bakımından nüfusun tamamı için ağır bir bedel bu. En göze çarpan yanı bu adapsız harcamalar olduğu için kayyum icraatı en çok ahlaki defosuyla tartışılıyor doğal olarak. Sadece belediyelerdeki israfa odaklanan ana muhalefet partisi ise buz dağının görünen yüzüyle uğraşıyor. Böylece vurgun, iyi insanların yeltenemeyeceği ya da anlayamayacağı bir görgüsüzlüğe, edebe ya da ahlaki bir soruna indirgenebiliyor. 

Kayyum aslında son yıllarda yaygınlaşmış olan birikime el koyma modelinin önemsiz olmayan faktörlerinden biri. Kültürel ya da siyasi olarak kendisine yakın olmayan, biat etmeyen kesimlerin birikimlerinin veya sermayelerinin hortumlanarak bağlı siyasi veya iktisadi kuruluşlar aracılığıyla yandaş sermaye blokuna aktarıldığı bu sistem çoktan beri zaten çalışıyor. Kürt bölgelerindeki belediyeler de özel bir birikimin merkezileştiği alanlardan biri nihayetinde ve yerel yönetimlerin hortumlanmasındaki adapsızlığın klasik ve klişe gerekçeleri önceden hazır.

Fakat bu el koyma sorunu sadece HDP belediyelerinin sorunu değil. Yerel yönetimler aracılığıyla kentlerin kasaları sürekli boşaltıldı. Şimdi batıdaki Büyükşehirlerin CHP’ye geçmesiyle birlikte yeni başkanların belediyelerde yaptıkları düzenlemeler pek de sessiz olmayan bir çatışmayı tetikliyor.

İBB’de Ekrem İmamoğlu yandaş vakıfların belediyelerdeki nema kaynaklarının kesildiğini açıkladı. İktidarın bu hamleye yanıtı ise bu vakıfların bünyesindeki yurtlar için kredi ve yurtlar kurumu desteğinin devreye girmesiydi. Ankara’da Mansur Yavaş ihtiyaç sahiplerine yönelik belediye yardımlarının yardım paketleriyle değil ayni olarak yapılacağını, vatandaşın ihtiyaç malzemelerini mahalledeki bakkalından alabileceğini ilan etti. İBB de belediye yardımlarından yararlananların istediği marketten alışveriş yapabilme uygulamasını zaten hayata geçirmeye çalışıyor. Bu, yandaş market zincirlerinden devlet ya da yerel yönetimler eliyle satın alınan malzemelerin dağıtımı esasına dayalı AKP tarzı sosyal politika harcamasına; bakkalların, iktidar çeperinde yer almayan marketlerin, sair küçük sermayenin çembere dahil edilmesi anlamına geliyor. Yandaş sermayenin yerel yönetimler aracılığıyla nemalandığı kaynakların biraz daha daraldığı bir bölüşüm sistemi kısmen yara alıyor.

Bu gerilim sürmeye devam edecek. Şimdiye dek belediye birikimlerinin el yapımı vakıflar, ev yapımı tarikatlar, eş dost akraba güruhu aracılığıyla hortumlanma sürecine çıkarılan engellerin ilgili tarafa maliyeti azımsanacak gibi değil. Bu bakımdan her zaman olduğu gibi zayıf halka konumundaki Kürtlerin belediyelerinden başlatılan kayyumlaştırmanın, faili için önceden sınırlanmış bir hedefi olamaz. Bir sınır olacaksa bunu ancak halkın tepkisi ve reaksiyonu belirleyebilir.

Çünkü tek adam sistemi boşuna kurulmadı. Bu isimle andığımız devlet sistemini yöneten bakanlar kurulu, kendi alanlarında öne çıkmış sermaye sahiplerinden oluşturuldu ve bu genellikle siyasi temsilcileriyle özdeşleşmeyi pek tercih etmeyen bir sınıf için yeni bir deneyim. İronik olarak sermaye sınıfının, aracı ve temsilcileri bir yana bırakarak ilk kez iktidara geldiği söylenebilir! Merkezdeki tek adamın etrafına dizilmiş bakanlıklar devlet kaynaklarını kullanarak sektöre en büyük kârı sağlamakla görevli CEO’lar olarak çalışıyor. Bakanlıkların kendisi aslında şirketlerin uzantısı. Kentlerin toprağı, suyu, yer altı yer üstü zenginlikleri, ormanları arazileri… paraya çevrilecek ne varsa bunlara doğrudan ve aracısız ulaşmanın, yandaş tekellere kaynak transferinin bürokrasisizleştirilmesinin düzenleyici komitesi olarak CEO’lar kabinesinin en büyük kaynaklarından biridir yerel yönetimler.

Ama hem Kürtlerin hem de kendisi de bir sermaye kesimine dayanan ana muhalefet partisinin, devletin yandaş sermayeyi daha çok gözettiği bölüşüm sistemine yönelik itirazları bu düzenleme komitesinin tıkır tıkır işlemesini zora sokuyor. Kayyum hem bir olgu hem de atanmamış belediyeler için bir tehdit kaynağı olarak bir de bunun için var. Yani sayesinde her şey merkezileşsin, tekleşsin diye. Tek adam rejimi ve CEO’lar kabinesi kayyumsuz yapamaz.

Fakat sürekli el koymanın ihtiyaç duyduğu tepkisizliği sağlamanın maliyeti ağırdır. Bu maliyet her bakımdan merkezleşmeye ve tek tipleşmeye çalışan sistemin paradoksudur. Parçalanmak ve ayrışmak kaderidir.

 

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa