25 Ağustos 2019 07:52

Sanki ben bunları yaşadım

Paylaş

Belediye başkanı seçiliyor; sonra görevden alınıyor, yerine ‘kayyım’ atanıyor, atanan kayyım o ilin valisi.

Ben atanan valinin aynı zamanda atandığı ilin belediye başkanı olduğu dönemi yaşadım. Vali olarak atandığı için belediye başkanı olarak da atanmış en popüler kişi, kuşkusuz İstanbul Valisi+Belediye Başkanı Ord. Prof. Dr. Fahrettin Kerim Gökay’dı. Boyu çok kısaydı, Celal Şahin radyo programında akordeonu ile kendine has çalar, ağızlardan düşmeyen kolay akılda kalır bestesini de onun kısa boyuna atıfla “Mini mini valimiz, ne olacak halimiz” diye seslendirirdi. Küçük şişe Yeni Rakı, yine vali+belediye başkanımızın çok kısa boyuna atıfla ‘Fahrettin Kerim’ diye vaftiz edilmişti; “Mini mini valimiz, ne olacak halimiz” derken küçük şişe ‘Fahrettin Kerim’ açılır, kadehler doldurulur, ‘Ne olacak Türkiye’nin hali’ sorusu gece boyu süren sohbetin ana konusu olurdu.

Ben on yaşındayken Fahrettin Kerim Gökay İstanbul Valisi+Belediye Başkanı olarak atandı, ben on sekiz yaşındayken bu biri diğerine yapışık iki iktidar gücü görevi sona erdi. On yaşlarından on beş, on altı yaşlarına kadar dünyanın her ülkesinde vali aynı zamanda belediye başkanı olur sanır, bilgiden yoksun okumuşluğumla bu iki iktidar gücündeki görevi sorgulamazdım; bir ara bir yerde ‘görev ikilemesi’ diye bir yazı okudum. Fransız yazar iktidarca atanmış kişinin aynı anda halk tarafından seçilmiş olması gereken kişinin yerine de atanmış olmasını ve onun yetkileriyle güçlenmesini, iktidarın despotizm sürecinde daha bir otoriter çizgiye kayması olarak yorumluyor, faşizm tehlikesine dikkat çekiyordu. On altı yaşımdan sonra, özellikle on sekiz yaş ve sonrasında valinin de belediye başkanı gibi halk tarafından seçilmesini, seçilen valinin ve belediye başkanının yine halk tarafından görevden alınabilmesini savundum.

Anımsadığım, atanmış valinin aynı zamanda belediye başkanı olarak da atanmış olmasını “Kemalizm’in halkı hiçe sayması” diye eleştiren Demokrat Partinin iktidara gelince bu uygulamaya başka Kemalist uygulamaları da katarak kraldan fazla kralcı sahip çıkmasıydı. Aradan yarım asırdan fazla geçti; Kemalizm’i halka ihanetin fikriyatı diye eleştiren günümüz milli irade ideolojisinin iktidarı, şimdi aynı uygulamaya halkı hiçe sayarak dönmenin yollarını döşüyor.

Yargıtay yeni adli yıl açılışını Cumhurbaşkanlığı Külliyesi Beştepe Kongre Merkezinde düzenliyor, törene tüm baro başkanlarını ve Türkiye Barolar Birliği Başkanını çağırıyor. Baro başkanlarının büyük çoğunluğu toplantının Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde yapılması nedeniyle katılmayı reddediyor; Türkiye Barolar Birliği Başkanı toplantıya katılacağını ve konuşacağını açıklıyor.

Ben hakimlerin ve savcıların çalışma yerlerinin ve duruşmaların yapıldığı mahkeme salonlarının hükümet konağı diye adlandırılan yapılarda bulunduğu dönemi yaşadım. Hükumet konağı, valilik ya da kaymakamlık, vergi dairesi, tapu müdürlüğü, nüfus işleri müdürlüğü gibi hükümet görevlilerinin görevlerini yaptıkları binaya denir. Bu binada hakim ve savcıların da görev yapmalarının, duruşmaların bu binadaki salonlarda yapılmasının demokrasinin yargı örgütlenmesiyle bağdaşmadığı görüşüyle hukuk fakültesi sıralarında tanıştım. O zamana kadar bilgiden yoksun okumuşluğumla her devlette işlerin böyle yürüdüğünü sanırdım. Öğrendim ki, bütçe hep elverişsiz gerekçesiyle yargının özgün mimarisiyle kendi bağımsız yapısını inşa etmek  yerine hükümet konağında birkaç oda ve salon tahsisi ile yetinilmesi; marangoz hep hata yapıyor gerekçesiyle savcının yukarıda avukatın aşağıda oturması, sanığın avukatından ayrı tutularak hakimin karşısına konumlandırılması despotik yargının resmi tasarımıymış: Yargı hakim ve savcıdan oluşur, avukat yani savunma kurumsal olarak yargının örgütlenmesinde yer almaz, sanık beraat edene kadar suçludur, masumiyet karinesi diye bir şey yoktur. Böyle bir yargı iktidarın denetim ve yönlendirmesi altındadır, binası el altında olmalıdır. Kemalizm’in fikriyatının ürünü hükümet konağı dönemi neredeyse sona erdi; daha şatafatlı ‘külliye’ dönemine geçiyoruz. Toplantı, tören, istişare ne derseniz artık, bundan böyle Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde yapılacak. Yeni devlet biçiminde hükümet yok; hükümet konağı da yok, devlet artık hükümet konağında işlerlik kazanmıyor. Yeni devlet biçiminde başkanlık sistemi var; başkanlığın külliyesi var, devlet başkanlık külliyesinde işlerlik kazanıyor.

Kemalizm’in yargı örgütlenmesini ve işleyişini şiddetle eleştiren siyasi anlayış iktidara geldikten sonra aynı anlayışı daha bir şatafatlı kılarak despotik yargı örgütlenmesine kraldan fazla kralcı olup sahip çıktı.

Baro başkanları bu fikriyatın bir parçası olmayı reddediyorlar ve toplantıya katılmayacaklarını açıklıyorlar. Doğru olanı yapıyorlar.

Milli irade seçimlerde rakibinden bir oy fazla almış olma hali değildir. Milli irade doğruluğu ve geçerliği kendinden menkul, uygulaması onu temsil ettiği varsayılan kişiye ve esas olarak onun kararlarına bırakılmış bir ‘Toplumsal var olma, yaşama tasarımının’ ideolojisi ve bu ideolojinin devlet olarak örgütlenmiş halidir. (Bu cümleyi TBB Başkanı için kurdum…)

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa