24 Ağustos 2019 08:50

Erdoğan ve AKP’nin Suriye politikasının sefaleti

Paylaş

“Fırat’ın doğusu”yla yatıp kalkarken, son günlerde “Fırat’ın batısı”nda, İdlib’de TSK’nin “gözlem noktaları”, İran ve Rusya desteğindeki Suriye Ordusu ile Suriye El Kaidesi olan, Heyet Tahrir u Şam’ın çatışmasının ortasında kaldı. Bu “gözlem noktaları”ndan 9 numaralı olanı Suriye Ordusu’nun bölgesinde kaldı; 8 No’lu gözlem noktasının da çatışmaların yaşandığı bölgeye iyice yakın olduğu belirtiliyor.

Türkiye habire Suriye Ordusu’nun operasyonlarını Rusya’ya şikayet ediyor. Ama Rusya Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamalar, Suriye ordusunun İdlib operasyonu destekler mahiyette. Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova, Türkiye’nin şikayetine yanıt verir gibi, Suriye Ordusunun başarısını kutladı.

Başka türlüsü de beklenemez. Çünkü Suriye Ordusu, İdlib operasyonunu açıkça Rusya ve İran’ın askeri desteği ile de yürütüyor.

"GÖZLEM NOKTALARI" ÇATIŞMANIN ORTASINDA KALDI

Türkiye’nin İdlib’deki gözlem noktalarının çatışmanın ortasında kalmasına muhalefetten de itirazlar yükseldi. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, hem “Fırat’ın doğusu” hem de “Fırat’ın batısı” batısı için, “Ne diye ABD ve Rusya ile konuşuyorsunuz. Gidin Esad’la konuşun sorunu çözün” diyerek, Erdoğan ve Hükümetlerinin en azından iki “kırmızı çizgisi”nden birisi olan “Esad rejimini Suriye’nin meşru yönetimi olarak tanımama”yla ilgili olanının kaldırmasını istedi.

Sanki Türkiye’nin bu iki kırmızı çizgisini bahane ederek Suriye’ye asker gönderme yetkisi veren tezkereye Mecliste CHP de destek vermemiş gibi!

CHP’nin çelişkisi bir tarafa, bugün gelinen noktada, Erdoğan ve Hükümetlerinin “kırmızı çizgileri”;

1-) Rusya ve ABD’nin Suriye’ye yerleşmesine dayanak sağlamıştır.

2-) Türkiye’nin Suriye bataklığına boylu boyuna girmesine yol açmıştır.

3-) Türkiye’yi hem ABD’ye hem de Rusya’ya mahkum hale getirmiştir.

Rusya ve İran’la anlaşarak, İdlib’de “12 gözlem noktası” kurmakla görevlendirilmesini, Türkiye’nin büyük diplomatik zaferi olarak gösterip, Afrin ve Cerablus’un yanı sıra İdlib’i de haritada yeşile boyayarak fetihçi duyguları kışkırtanlar, “TSK gözlem noktaları”nın, El Kaide’nin ve Suriye Ordusu’nun çatışmasının ortasında kalması karşısında şaşkındırlar.

Bütün bu gelişmeler içinde Türkiye’nin yapabildiği ise, hamasi nutuklar eşiğinde bir yandan Rusya’dan öte yandan da İdlib’i teröristlerin hapishanesi olarak kalmasını isteyen ABD, AB ve BM’den destek beklemektir.

İDLİB’DEKİ "GÖZLEM NOKTALARI’NA BAK "GÜVENLİ BÖLGE"Yİ GÖR!

Dün bölgede yürütülen başarılı politikanın bir ödülü gibi gösterilen İdlib bugün, Suriye bataklığının gözü ve Türkiye’nin Rusya, İran desteğindeki Suriye rejimiyle çatışmaya doğru sürüklendiği bir kriz bölgesine dönüşmüştür. İdlib’deki gelişmeler kaçınılmaz olarak sadece İdlib değil Afrin ve Cerablus’taki Türkiye’nin askeri kontrolünü de tartışmaya açacak görünmektedir.

Rusya ve İran’ın da Suriye’nin Afrin ve Cerablus’un da Suriye rejimine devredilmesi isteğinin arkasında olacaklarını söylemek ise kehanet sayılmaz.

Bu yüzden de İdlib’de yaşananlar, “Fırat’ın batısına bakarak doğusunda olacakları gör” denecek bir örnek olarak önemlidir.

Burada Kılıçdaroğlu’nun önerisi, “Bırakın Rusya’yı ABD’yi gidip Esad rejimiyle konuşun” önerisi önem kazanmaktadır. Ama bunun önemi sadece Fırat’ın batısındaki İdlib krizi için önemlidir.

Çünkü Türkiye’nin Suriye’de bir değil iki “kırmızı çizgisi” vardır. Türkiye’nin Suriye politikasının sorunları dikkate alındığında bu ikinci “kırmızı çizgi” daha da önemli görünmektedir. Çünkü bu ikinci “kırmızı çizgi”, Fırat’ın doğusunda Suriye’nin üçte biri büyüklüğünde bir alanı kontrol eden YPG-PYD güçlerinin ağırlıkta olduğu, “PYD-YPG ve SGD’nin terörist örgüt olarak görülmesi”yle ilgilidir.

İKİ "KIRMIZI ÇİZGİ"YLE NEREYE KADAR?

Bu ikinci “kırmızı çizgi”, Kürtler başta olmak üzere bölgedeki Suriyeli halklar için ABD’nin bölgede olmasına meşruiyet sağlarken aynı zamanda bu komşu halklarla Türkiye’nin düşmanlaşmasına yol açan gelişmeleri kışkırtmaktadır.

Bu iki “kırmızı çizgi” Türkiye’yi; yayılmacı, fetihçi amaçlar taşıyan, bölgedeki cihadist gruplarla iş tutan ve en büyük iki emperyalistle bölgenin paylaşılmasında onların partneri olmaya da çok hevesli olan bir ülke olma damgasıyla damgalanmasının alameti farikası olmuştur.

Ve bu “kırmızı çizgiler” siyaseti Türkiye’yi, bir yandan iki en büyük emperyaliste muhtaç hale getirirken, aynı zamanda emperyalistler ve bölge gericiliklerinin de içinde olduğu bataklığın derinliklerine doğru çekmektedir.

İdlib bu batağın bir yanını oluşturuyorsa Türkiye’nin ABD ile oluşturmak istediği “güvenli bölge” de bu bataklığı besleyen yeni bir kaynak olmaya adaydır.

Kısacası Türkiye’nin Suriye politikasında gelinen yerde bu iki kırmızı çizgiyle yürüyeceği pek bir yol kalmadığı görülmektedir.

Bu kırmızı çizgilerde ısrar, sadece sorunları büyüteceği de artık Erdoğan ve Hükümeti dışında herkes tarafından görülmektedir.

 

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa