22 Ağustos 2019 08:35

Emekçinin trajedisi

Paylaş

Kamu emekçilerinin 2020/2021 yıllarını kapsayan 5. dönem toplusözleşme görüşme (müzakere) takvimi 20 Ağustos Salı günü sona erdi. Kamu emekçilerinin ekonomik, sosyal, özlük haklarına ve iş güvencelerine yönelik sorunların hemen hiç gündeme gelmediği gibi, bütün tartışmalar birkaç puanlık ‘maaş zammı’ etrafında yürütüldü.

İktidarın 2020 için yüzde 3,5+3 2021 için ise yüzde 3+2,5 olarak yaptığı ilk teklif, sonradan 2020 için yüzde 4+4, 2021 için yüzde 3+3 olarak revize edildi. Türk-İş’in düştüğü duruma düşmekten korkan ve sürecin başından itibaren diğer konfederasyonları yok sayarak hareket eden Memur-Sen, iktidarın önerdiği zam teklifini bu sefer kabul etmedi. Kendilerini ‘etkili ve yetkili sendika’ olarak tanımlayan Memur-Sen, kendi içinde yaptığı ‘yoğun istişareler’ sonrasında sadece Ankara ile sınırlı 2 saatlik ‘iş bırakma’ ve ‘boş cüzdan bırakma’ eylemi yaparak, hem kendilerine yönelik olası tepkileri hafifletmeye, hem de toplusözleşme görüşmelerindeki sorumluluğunu azaltmaya çalıştı.

İktidarın kriz koşullarında satın alım gücü ciddi anlamda düşen, sadece son bir yılda reel gelirleri yüzde 20 azalan kamu emekçilerine yaptığı ‘trajikomik’ zam teklifleri, önümüzdeki iki yıl boyunca sürmesi beklenen ekonomik krizin faturasını bugüne kadar olduğu gibi yine emekçilere ödettirmek için ne kadar kararlı olduğunu ortaya koyuyor. Bu durumu, iktidarın ‘Kaşıkla verip, kepçeyle alma’ politikasının devamı olarak değerlendirmek de mümkün.

4688 sayılı Yasa’ya göre kamu işvereni ile yetkili konfederasyon olan Memur-Sen arasında uzlaşma sağlanamaması nedeniyle Kamu Görevlileri Hakem Kurulu (KGHK) süreci başladı. 21-23 Ağustos tarihleri arasında KGHK’ye yapılacak başvuru sürecinden sonra karar vermek için 4 günlük süre kalıyor. Hakem kurulundada uzlaşma olmaması durumunda, son kararı üyelerinin büyük bölümünü iktidarın belirlediği KGHK verecek ve en geç 28 Ağustos tarihinde toplusözleşme süreci sona erecek.

Hükümet, toplusözleşme görüşmelerine katılan üç konfederasyonun, geçtiğimiz yıllarda toplusözleşme sürecindeki rekabetçi tutumlarını ve en temel konularda bile bir araya gelmeyeceklerini bildiği için bugüne kadar bütün toplusözleşme görüşmelerini kendileri açısından başarıyla yürüttü. Ancak geçtiğimiz yıllarda Memur-Sen ile kapalı kapılar ardında gerçekleştirilen ‘uzlaşma’ bu dönem gerçekleşmedi.

2012 yılında 4688 sayılı Yasa’da yapılan değişiklikle kurulan KGHK uygulamasıyla bütün aşamalarını iktidarın belirlediği ucube bir yapı oluşturulmuştu. KGHK üyelerinin çoğunu iktidar seçtiği için toplusözleşme görüşmelerinin sonunda hükümetin hesaplarının dışında bir sonucun ortaya çıkma ihtimali yok.

İktidarın 3,2 milyon kamu emekçisi ve 2 milyon emeklinin karşısında son derece gayriciddi davranmaya, sadece kamu emekçileri ile değil, tüm toplumla alay eder gibi ‘trajikomik’ zam teklifleri yapmaya iten pek çok neden ya da gerekçe sayabilir. Ancak burada tartışılması gereken konu, iktidarın mevcut tutumundan çok, iktidarı eleştiren konfederasyonların her toplusözleşme döneminde benzer tutumlar göstermesine rağmen, tabanda emekçilerin duyduğu rahatsızlığın görüşme sürecine somut bir etkisi ya da yansımasının olmaması.

İktidarın toplusözleşme görüşmelerinde bu kadar ‘pervasız’ davranmasının arkasında yatan temel neden, üç milyonu aşkın emekçinin çalışma ve yaşam koşullarının bu kadar ağırlaştığı koşullarda ortak talepler etrafında birleşmesi için somut adımların atılmaması ve sürecin tamamen konfederasyon ya da sendika yönetimlerinin inisiyatifine bırakılması.

Kamu emekçileri, hangi sendikaya üye olduğuna bakılmaksızın toplusözleşme taleplerini işyerlerinden itibaren ortaklaştırmak ve taleplerinin arkasında durmak için harekete geçmediği sürece, her toplusözleşme dönemi sonrasında yaşanan trajedinin tekrarlanması kaçınılmaz görünüyor.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa