21 Ağustos 2019 08:04

Halk iradesinin reddi

Paylaş

Diyarbakır, Mardin ve Van Belediye Başkanlarının görevden uzaklaştırılması ve yerlerine kayyım atanması Anayasanın ihlali olduğu gibi halk iradesinin de reddedilmesidir. Dün CNN’de kendine “güvenlik uzmanı” sıfatını yakıştıran bir zat halk iradesinin reddini “Bölge insanının cahil olması nedeniyle verdikleri oyun halk iradesi sayılamayacağı” mealinde bir şeyler söylemiştir. Aslında “güvenlik uzmanı” kafasındaki asıl gerekçeyi söylememiş, cahillik gerekçesine sığınmıştır. Gerçek gerekçe cahillik olsaydı, sadece Diyarbakır, Mardin ve Van değil, başka pek çok il ve ilçenin belediye başkanlarının, hatta milletvekillerinin ve Cumhurbaşkanı’nın seçimi şaibeli olurdu. Gerçek gerekçe HDP’nin bu belediyeleri kazanmasıdır. AKP-MHP ittifakı HDP’ye tahammül edememektedir. Kendini ittifakın sözcüsü sanan Vatan Partisi “HDP kapatılmalıdır” diye açıklama yaparak, bu tahammülsüzlüğü açığa vurmuştur.

Belediye başkanlarının görevden alınmasının hukuki izahı yoktur. Olay tamamen siyasidir. Fakat, yine de İçişleri Bakanlığı ve yandaşların savunduğu “hukuki gerekçelere” kısaca göz atabiliriz. Bakanlık ve yandaşlar Anayasa’nın 127. maddesi ve Belediyeler Kanunu’nun 45. ve 47. maddesi hükümlerine göre başkanları görevlerinden geçici olarak aldık, çünkü başkanlar hakkında devam eden terör örgütü üyesi olmak ve terör örgütüne yardım etmek konulu soruşturmalar vardı, ayrıca göreve başladıktan sonra Cumhurbaşkanı’nın fotoğraflarını belediyeden indirdiler, bizim işe aldığımız şehit yakınlarını işten çıkardılar, KHK’lıların yakınlarını, teröristlerin yakınlarını işe aldılar, onların işlerini yaptılar diyorlar.

Basitlerden başlarsak; belediyelere cumhurbaşkanının fotoğrafını asma zorunluluğu yoktur. Şimdiye kadar hiçbir AKP’li belediye başkanı da Süleyman Demirel, Ahmet Necdet Sezer ve Abdullah Gül’ün fotoğrafını yönettiği belediyeye asmamıştır. İşten çıkarma ve işe alma her belediye başkanının yasalara uygun yaptığı takdirde uhdesindedir. İşten çıkarma konusunda AKP’li belediyeler ve kayyımların eline kimse su dökemez. Terör örgütü üyeliğinden yargılananların yakınları ile ilgili tasarruflar konusunda, suç ve cezanın şahsiliğini bir tarafa bıraksak bile, AKP’nin yaptıklarına kimse yetişemez. Damadı FETÖ’den yargılananın İstanbul Belediye Başkanı, milletvekili ve bakan (Şimdi de yüksek danışma kurulu üyesi), kardeşi yargılananın bakan, kendisi ve şirketi hakkında soruşturma açılanın bakan, darbenin 2 numarası ilan edilenin kardeşinin büyükelçi yapıldığı düşünülürse, başkalarının terör örgütü ile iltisaklı olduğunu gerekçe olarak ileri sürmek ne kadar inandırıcı olur siz değerlendirin.

Anayasanın 127. maddesi ve Belediyeler Kanunu’nun 45. ve 47. (ve diğer maddeler) maddeleri demokratik bir toplumda olmaması gereken düzenlemeler getirmektedir. Seçilmiş belediye başkan ve meclis üyelerinin İçişleri Bakanı tarafından görevden alınması ve Bakan’ın memuru gibi muamele edilmesi demokrasiye aykırıdır. Bu sistem yeni değildir. Geçmişte belediye başkan ve meclis üyelerinin yolsuzlukları vb. durumlarda uygulanmıştır. İddia ve deliller ciddi ise ve görevde bulunmaları soruşturma ve kovuşturmayı etkileyecekse, soruşturma ya da kovuşturma sonuna kadar geçici olarak görevden alınırlar, maaşlarının da üçte ikisini alırlar. AKP-MHP ittifakının ilan ettiği OHAL’den sonra 647 sayılı KHK ile Belediye Kanunu’na geçici hükümler eklenmiştir. Buna göre “terör örgütü ile iltisaklı (Darbe girişiminde bulunanlarla)” olanlar da İçişleri Bakanı tarafından geçici olarak görevden alınabilecekti. Fakat, iktidar bu hükmü FETÖ’ye değil, HDP’ye uyguladı bugüne kadar. Tabii, kimin örgütle iltisaklı olduğuna İçişleri Bakanı (daha doğrusu tek adam) karar veriyor. İçişleri Bakanı (tek adam) kendini polis, savcı, hakim, Yargıtay ve Danıştay yerine koyarak bir belediye başkanının (Yargılanmadan ve mahkum olmadan) terör örgütü ile ilgisi olduğuna karar veriyor ve ilinde yüzde 63 oy oranıyla seçilse bile görevden alabiliyor. Tam bir yargısız infaz. OHAL’den önce durum nasıldı? Bir belediye başkanı hakkında yargılama başladıysa, başkan görevden geçici olarak alınır ve Meclis içinden biri vekil olarak seçilir, dava sonuna kadar bu şekilde belediye yönetilirdi. OHAL ile kayyum uygulaması getirdiler. Çünkü, amaç suç işlemiş belediye başkanını yargılamak ve görevden almak değil, bir partinin belediyeyi yönetmesini engellemekti.

OHAL kalktığı halde OHAL düzenlemeleri nasıl uygulanıyor? OHAL KHK’leri sadece OHAL’i gerektiren konularda çıkarılması gerekmiyor mu? OHAL ilanı ile ilgili olmayan genel konularda nasıl OHAL KHK’si ile yasal düzenleme yapılıyor? Yapılamaz elbette ama Anayasa Mahkemesi bu yasal düzenlemeleri incelemeyi reddediyor. Gerekçesi OHAL KHK’lerini inceleyemeyiz. Ama, OHAL kalkmış, OHAL’i gerektiren bir durum yok, hâlâ neden OHAL KHK’leri ile getirilen düzenlemelerle yönetiliyoruz? Cevap yok. İşte Anayasa ihlali, İHAS ihlali, demokrasiye aykırılık burada. AKP-MHP ittifakı ve Anayasa Mahkemesi desteği ile sürekli OHAL. Faşizmin kalıcılaştırılması.

Belki, bu hukuki izahtan sonra, avukatların yüzde doksan küsurunu temsil eden baroların neden Saray’daki törene gitmeyi reddettikleri daha kolay anlaşılabilir. TBB Başkanı çay parasından, yeşil pasaporttan, tuzu kurulardan falan söz ediyor. On binlerce avukat ise hukukun her geçen gün yok sayıldığı bir ortamda artık nefes alamıyorlar. Hukuk olmadan avukatlık mesleği yapılamaz. Tek bir kişinin hem yürütme, hem yargı, hem yasamayı kontrol ettiği; hesap sorulamayan bir kişinin iki dudağı arasından çıkan sözün kanun, mahkeme kararı ve idari görev olduğu bir sistemde avukatlar çay değil hukuk istiyor.    

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa