19 Ağustos 2019 20:45

Üçe üç!

Paylaş

Türkiye sağının bir özelliği de intikamcılık ve kan davası gütme.

Türkiye sağı demokrat olmayı asla başaramayacak.

Almanya bunu başardı, ama Nazizmin Almanya’yı bir harabeye çevirmesinden sonra.

Düşman/kardeş Yunanistan bunu başardı, Albaylar darbesinden sonra. Karamanlı Kontantin efendinin tarihten ders çıkarması sonucu. Komünistleri yasallaştırmadan demokrasinin olamayacağını kabul etti.

Türkiye sağının bu aşamayı aşması için daha kırk fırın ekmek yemesi gerek.

Adam olmak için illa ki, yıkım mı gerek, yeri öpmek mi gerek.

Belki de, bunda az zararla yırtmanın de etkisi var, jeopolitik rant nedeniyle.

27 Mayıs darbesinden sonra, AP lideri Demirel, görece en demokratik 61 Anayasası’nın sağladığı olanaklarla 1965 seçimlerinden zaferle çıktı.

Bükemeyeceği bilek askeriyeye boyun eğerken, içindeki intikamcı ruhu gençlik hareketlerine yöneltti.

Ona göre, DP’nin darbe ile inmesinden gençlik sorumluydu.

Öğrencilerin yasal üniversite örgütlülüğünü darmadağın etti. Vedat Demircioğlu ve Taylan Özgür cinayetleri ile gençliğe yönelik seri cinayetlerin işaretlerini o verdi. 27 Mayıs Cuntacısı Alpaslan Türkeş’i ve Gülen’in KMC’lerini seferber etti.

Bunun için ona annem Safiye Hanım, “öğrenci katili” derdi.

Bundan dolayı, yazımda yer verdiğim için cumhurbaşkanına hakaretten de yargılandım. Ama nasıl olduysa beraat ettim. Belki de, zor zamanlarında siyaseten yasaklı olduğu dönemde kendisine kitap yolladığım için, kendisi de şikayeti geri çekmiş olabilir.

Demirel, Denizlerin idamını onaylatırken, üçe üç diye bağırıyordu.

Yani ona göre, Menderes’in idamından, cuntacılar değil gençlik sorumlu idi.

Cuntacı Talat Aydemir’in ve Fethi Gürcan’ın idamı onun yüreğini soğutmamıştı demek.

28 post modern darbesinin cumhurbaşkanı olmayı da başardı.

Hasmı Ecevit’i Başbakan yapma şerefine de nail oldu. O da kanlısı Devlet Bahçeli’yi yardımcısı yaptı. (Onun için Kılıçdaroğlu/RTE/Bahçeli muhabbetine şaşırmamak gerek. Kökleri pek bir derin!)

Zaten 19 Aralık 2000 kıyımına birlikte imza atacaklardı.

Annem Safiye Hanım hepsinin sevgisiz olmasını, çocuksuz olmasına bağlardı ama, çocukları olan da doğrusu pek farklı davranmadı.

Üçe üç mantığı hiç değişmedi. Üç büyük kenti yitirmenin öfkesi ile kabak yine HDP’nin başına patladı.

Siz İstanbul’un, İzmir’in, Ankara’nın elimden kaymasına neden olursunuz ha, ben de sizin üç kadim kentinizi sizden almaz mıyım dedi.

Aynı intikamcı tavır, 2015 seçimlerinde Mecliste çoğunluğu yitirdikten sonra da kendini sergilemişti.

“Sen, ‘Seni Başkan Yapmayacağız dersin ha!’, ben de seni zindana sokturmaz mıyım, partine hayatı dar etmez miyim, belediyelerine el koymaz, siyasi kadrolarını cezalandırmaz mıyım?” dercesine.

Sportmenlik, rakibine saygıyı, kaybetmeyi içine sindirmeyi önemser.

Ama spor gibi siyaset de şikeye açık ne yazık ki!

Kasımpaşa’da futbol oynayıp, oraya çok güzel bir stat hediye etmeyi becerebilir insan, ama sportmen olabilmek için kırk fırın ekmek yemek gerek.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa