18 Ağustos 2019 08:15

Kara Sevdalı Bulut dosyası -1

Kara Sevdalı Bulut dosyası -1
PAZAR
Paylaş

Bir zamanlar cennet kadar güzel bir ülke varmış. O ülkede insanlar özgür değilmiş ve insanlar korku içinde yaşarlarmış. Çünkü ülkenin hakimi zorbanın biriymiş. O ülkede fabrikada çalışan bir anne, banka memuru bir baba ve küçük bir kız yaşarmış. Bir gece sabaha karşı o güzelim ülkede askeri darbe olmuş ve anne, silahlı adamlar tarafından evden alınıp bilinmeyen bir yere götürülmüş. Günlerden sonra, anne gördüğü işkenceden dolayı yasayan bir ölü gibi geri dönmüş. Anne, yeni bir kişilik oluşturma ve var olabilme mücadelesi verirken kocasının klasik erkek kişiliğini zorlamış. Baba, kişilik bunalımına girerek çözülmüş ve giderek baskıcı, zorba bir kişiliğe dönüşmüş. Rivayete göre, anne ve kızı babayı terk edip bulut olmuşlar ve gökteki bulutların arasına karışmışlar.

Kara Sevdalı Bulut filminin kısa öyküsüdür bu anlatılan. Filmde, bir kadının işkence gördükten sonra hayata tutunma çabası anlatılır. Sıkıyönetim ilan edildikten sonra Sibel ve Atilla, bütün kitaplarını yakarlar. Tutuklanmaların olduğu bir gece evlerine baskın düzenlenir. Sibel tutuklanır. Uzun bir süre, Sibel’e dair hiçbir ize rastlanmaz. Bir süre sonra Sibel serbest bırakılır. İşkenceden sonra benliğini tamamen kaybeden Sibel, hayata tutunmaya çalışır. Fakat kocası Atilla’nın Sibel’in gözaltında yaşadıklarına dair soruları sıklaşacaktır.

Senaryo ve yönetimini Muammer Özer’in gerçekleştirdiği 1988 yapımı Kara Sevdalı Bulut filminin başlıca oyuncuları Haluk Bilginer, Zuhal Olcay, Şahika Tekand, Bülent Oran, Gökhan Mete, Sonat Bilgin’dir.

Muammer Özer 1985’te çektiği Bir Avuç Cennet ile beğeni toplamış, 1988’de ise 12 Eylül darbesi üzerine bir film olan Kara Sevdalı Bulut’u tamamlamıştı. Aynı yıl sansüre uğrayıp yasaklanan film, yirmi yedi yıl sonra 10. İşçi Filmleri Festivali’nde gösterildi. 

Geçtiğimiz haftalarda bu sayfada kısaca yazdığım filmi Sinemada 12 Eylül (Agora Kitaplığı) kitabımı hazırlarken araştırmış, incelemiş, izlemiştim. 

“21. yüzyılda, yaşlı ve büyük bir ağacın dibinde yaşlı bir kadın, 20. yüzyılda yaşanmış bir Kara Sevdalı Bulut masalı anlatmaktadır. Bu masala göre bankada çalışan bir baba, fabrikada çalışan bir anne ve beş yaşlarındaki kızlarından oluşan bir aile vardır. Bunların yaşadığı ülkede bir darbe olmuş, okuyanlar kitaplarını yakmak, düşünenler düşüncelerini saklamak zorunda kalmışlardır. Anne fabrikada çalışırken ülkelerindeki bazı haksızlıkların ayrımına varmış, bunların düzelmesi için okumaya ve düşünmeye başlamıştır. Ama darbeciler bunları istemedikleri için anneyi bir gece evden alarak çocuğundan ayırmışlar, günlerce kapalı tuttuktan sonra yarı delirmiş durumda salıvermişler. Baba, bu durumdan hep anneyi suçlamıştır. Çünkü ona göre hiçbir şeye karşı gelmeden, olanı kabullenip çalışmak gerekiyormuş. Ama anne bunu hiçbir zaman kabullenmemiş, hep daha güzel, daha aydınlık, daha çiçekli ve daha renkli bir yaşam ve daha mutlu çocuklar için uğraş vermiş.” (Şükran Esen, 80’ler Türkiye’sinde Sinema, s.166)

Kara Sevdalı Bulut’ta Muammer Özer 12 Eylül darbesini, sonrasını cesurca ele alıp eleştirir. Tutuklamalar, baskılar, işkenceler, kitap yakmalar… Kara Sevdalı Bulut, aynı zamanda sinema tarihimizde yasaklarla fazlaca uğraşmak zorunda kalan filmlerden biridir. Filme daha laboratuvar işlemleri sürerken, laboratuvar sahiplerinin ihbarı üzerine polisçe el konulur. Hiçbir yasal dayanağı olmayan bu işlem daha sonra durdurulsa da film sansür kurulunca yasaklanır, çeşitli şenliklere katılması engellenir. Danıştayın “Yürütmeyi durdurma kararı”nın ardından gösterime girebilir.

Antalya Film Festivali’ne katılması engellenen, Kültür Bakanlığı aleyhine açılan dava sonucu ‘geçici yürütmeyi durdurma kararı’ ile gösterime girebilen; tüm bunlarla iki yıl kadar uğraşmak zorunda kalan bir filmdir.

Türkiye’de sansür nedeni ile yıllarca izleyici karşısına çıkamayan Kara Sevdalı Bulut filmi 2015 yılında İşçi Filmleri Festivali gösterim programına alınır.

FİLMLERİ DE VURURLAR, TUTUKLARLAR

Filmiyle ilgili büyük sıkıntılar yaşayan, büyük mücadeleler veren, çok büyük zaman ve para kaybı yaşayan Muammer Özer yaşadığı süreçleri bir dosya halinde toplayıp tüm süreçleri ve belgeleriyle yayımlar. (Muammer Özer Kara Sevdalı Bulut Dosyası. Belgeler Muammer Özer tarafından 2019 yılı mayıs ayında yayınlanmak üzere Sinematek. TV’ye verilmiştir. http://sinematek.tv/wp-content/uploads/2019/05/KSB_DOSYA_20191.pdf)

Dosyada şunları söyler Muammer Özer: 

“Sanatçı sorumluğum ve sinemaya olan tutkum 12 Eylül’ün acılarını anlatan Kara Sevdalı Bulut filmini çekmemi zorunlu kıldı. Filmin senaryosunu kendi yaşadıklarımdan, darbeden etkilenmiş olanların anlattıklarından ve basında çıkan haberlerden esinlenerek yazdım. Filmin kahramanı Sibel, torununa Kara Sevdalı Bulut - 12 Eylül masalını anlatır. Bu filmi çekeceğimi duyan yapımcı Kadri Yurdatap Stockholm’e telefon edip; Bu filmi size yaptırmayacağım diye tehditler savuruyor ve gelecekteki ihbarının ilk haberini veriyor. Ve ben Don Kişot gibi cebimdeki çok az bir parayla, her şeyi göze alıp, cuntacıların ve faşizmin nabzını tutmaya İstanbul’a geliyorum. Yıl 1987. Darbeciler ve iş birlikçileri Avrupa Ortak Pazarına girebilmek için Türkiye’de demokrasinin varlığına ve cuntanın yokluğuna inandırmaya çalışıyorlar iç ve dış kamuoyunu. Bu film Türkiye’de demokrasinin gerçekten var olup olmadığını kanıtlayacaktır diyerek girişiyorum işe.” 

Filmin ilk laboratuvar sürecini de şöyle anlatır Muammer Özer:

“Çekimler bitince Türkiye’nin en kötü ve en ucuz Sineray’ın çamaşırhane dedikleri film laboratuvarına giriyoruz. Laboratuvarın Ses Teknikeri Erkan Esenboğa ses negatifini sabote ediyor. Gösterim kopyası kasıtlı olarak geciktiriliyor. Film ihbar edilince paralarını alamayacaklarını bildikleri için laboratuvar masraflarının hepsini (anlaşmaya aykırı olarak) ödemeden filmin negatifini ve pozitif kopyasını vermiyorlar. Dostlardan borç alarak borcumuzu ödeyip filmleri laboratuvardan alıyoruz ve şirket yazıhanesine götürüyoruz. Yeşilçam’ın muhbirlik geleneğini sürdüren yapımcı Kadri Yurdatap, Sineray Laboratuvarının Sahibi Erol Ağakay ile iş birliği yaparak filmimizi ‘Gece yarısı expresi gibi film, filmi yurt dışına kaçıracaklar’ diyerek ihbar ediyor. Üç sivil polis filmin negatifini, tek pozitif kopyasını ve yeğenimi yazıhaneden alıp Gayrettepe polis merkezine götürüyor. Beni arıyorlar fakat bulamıyorlar. Yabancısı olduğum İstanbul’da, İsveç’ten gelen bir leylek yavrusu gibi saklanacak delik arıyorum. İlk can simidim filmde çalışan kadın arkadaş ve değerli insan Bülent Oran oluyor. Onun yardımıyla filmi kurtarmak için gerekli yerlerle ilişki kuruyorum.”

NOT: Devamı haftaya...

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa