17 Ağustos 2019 08:50

20 yıl, ‘deprem korkusu’ istismarı ve ‘rantsal dönüşüm’le geçti!

Paylaş

17 Ağustos 1999 depreminin üstünden tam 20 yıl geçti.

“Aradan geçen 20 yılda depreme ne kadar hazırlandık, 7.4 büyüklüğündeki 17 Ağustos depreminden ne kadar ders aldık?” dersek, her halde bu soruya verilecek yanıt, “Hemen hemen hiç”tir!

Ama bu süre içinde bir deprem ülkesi olan Türkiye’nin neresinde az çok hissedilir bir deprem olsa, “İstanbul depreme hazır mı?” sorusu etrafında, bütün depremle ilgili bilimin ve teknolojik imkanların sayılıp döküldüğü bir gürültü koparıldığını söyleyebiliriz.

“Gürültü” diyoruz; çünkü her seferinde bu yüksek volümlü tartışma içinde bilim insanlarının; jeolog, mimar, mühendis, şehir planlamacısı...uzmanların söyledikleri medya ve siyaset erbabı tarafından anlaşılmaz hale getirilirken, vatandaş adeta, “Yakında olması kaçınılmaz bir deprem”le, eğer önlem alınmazsa evinin başına yıkılacağı tehdidi ile baş başa bırakılmaktadır.

Çünkü bu konuda ortaya atılan sorular ve yanıtları 20 yıldan beri neredeyse hiç değişmemiştir. Ve her tartışmadan müteahhitler, arsa spekülatörleri, sermaye partilerinin siyaset erbabı, yerel yöneticiler, bu “Halkın yumuşak karnı” haline getirdikleri sorun etrafındaki sonuçsuz tartışmalardan yararlanarak halkın kafasını karıştırmaktadırlar.

20 YILDIR NELER YAPILDI?

“Bu süre içinde hemen hemen hiçbir şey yapılmadı diyorsak da; gerçek biraz daha farklıdır! Çünkü hükümet ve yerel yönetimler özellikle de kuzey Marmara depremi için birçok şey yapmışlardır da!

İşte bu yapılanların hemen akılda kalanları:

Depremin yıl dönümlerinde, anmalar yapıldı; depremde hayatını kaybeden 23 bin 781 kişi anıldı. Sonraki depremlere hazırlık yapılması için çıkarılan "geçici deprem vergisi”nin önce başka alanlarda kullanıldığı ortaya çıktı, sonra da hükümet 2011 yılında vergiyi kalıcı hale getirip, gelirleri de Hazineye gelir kaydetti. Evleri yıkıldığı için devlete ait kimi binalara yerleştirilen ve kendilerine depreme dayanaklı evler verileceği vadedilen depremzedeler, birkaç yıl sonra zor kullanılarak bu binalardan çıkarılıp sokağa atıldı. Depremde büyük can kaybının nedenlerinden birisi olan yap-sat müteahhitlerin yaptığı binalarla ilgili soruşturmalarda sadece “günah keçisi” seçildiği anlaşılan Veli Göçer adındaki müteahhit dışında ceza alan olmadı. 17 Ağustos depreminde önemi bir kez daha ortaya çıkan “deprem toplanma alanları”nın önemli bir bölümü imara açılarak bu alanlara rezidanslar, AVM’ler yapıldı. TMMOB’nin yaptığı tespitlere göre İstanbul’da büyük “deprem toplanma alanları”nın dörtte üçünün imara açıldığı, bugün sadece 77 büyük toplanma alanı kaldığı belirtiliyor. Bu arada her seçimde küçük çaplı “imar afları” yapılırken, 2018’deki Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde Türkiye tarihindeki “en büyük imar affı” çıkarılırken, bütün kaçak, hiçbir denetime tabi olmadan yapılmış binalar “imar affı” kapsamına alındı. Erdoğan ve Hükümeti, yaptıklarına “imar affı değil imar barışı” diyerek kulp taktılar.

DEPREME KARŞI AKP’NİN ÇÖZÜMÜ ‘RANTSAL DÖNÜŞÜM!’

Kısacası, 20 yıldan beri aynı; 7’den büyük depremde şu kadar bina yıkılacak, şu kadar insan ölecek, şu kadarı yaralanacak, şu kadar insan evsiz kalacak... unsurlarından oluşan tablo, yeniden yeniden çizilmektedir.

Sanki depremin yıkıcı sonuçlarına karşı önlemleri yerel yönetimler ve merkezi hükümet başta olmak üzere kamusal kurumlar değil de her vatandaş kendisi alacakmış gibi!

Oysa deprem bir doğal olaydır ve bu doğal ve kendiliğinden yıkıcı sonuçları olan afet karşısında ancak kamusal önlemlerle yıkım en aza indirilebilir. Çünkü, deprem gibi bir olay karşısında insanların birer birer alacağı önlem, deprem sırasında “Masanın altına girmek” ve bir “Deprem çantası hazırlamak”tan fazla değildir! 

Nitekim Japonya gibi çok aktif bir deprem ülkesinde önlemler böyle alındığı için etkili sonuçlar alınabilmiştir. Bugün İstanbul için felaket tabloları çizdiğimiz 7.1-7.4 arası depremleri Japonya’da insanların burnu kanamadan atlatabildiği artık dünyanın bildiği bir gerçektir.

17 yıldır AKP iktidarı ise, depreme karşı alınması olmazsa olmaz olan önlemleri umursamazken, tek çözüm olarak, eski binaların yıkılıp yerlerine yeni binalar yaptırılması olarak sunulan, “kentsel dönüşüm”le çıkmıştır. Ama onu da gerçek bir “kentsel dönüşüm”, kenti insanca yaşanacak bir kente dönüştürme yerine, müteahhitler için en kârlı olacak bir kentsel dönüşüm olarak sahneye sürmüştür.

Kısacası AKP depreme karşı en somut “çözümü” olan kentsel dönüşümü, neoliberal bir yaklaşımla, artık herkesin rantsal dönüşüm dediği bir ucubeye dönüştürmüştür. Ki, bugün bu “AKP çözümü”, “inşaat sektörünün krizi” olarak karşımıza çıkmış bulunmaktadır.

***  

Dünkü gazetemize 17 Ağustos depremiyle ilgili önlemleri değerlendiren ve “Depremle mücadele yara sarmak değil, yara açmamak için önlem almaktır” diyen konuşan MMO Kocaeli Şube Başkanı Murat Kürekçi, alınmayan önlemleri şöyle de sıralıyor: “Hâlâ deprem master planı yok. Afet toplanma alanlarımız yok ya da yetersiz. Hâlâ doğal afet senaryoları üzerinden yapılması gereken tatbikatları gerçekleştirmiyoruz. Kentsel dönüşüm master planımız yok. Bilim ve mühendislik ilkeleri çerçevesinde yapılan tüm master planların içerisinde yer aldığı bütüncül bir nazım imar planımız yok...

Başka ne denebilir ki?

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa