10 Ağustos 2019 08:00

Yönetişim dönüştü Kamu-STK Birliği geldi

Paylaş

Hayatımıza yeni kavramların girdiği 1990’lı yıllar literatüre yönetişim gibi türetilmiş bir sözcüğü de armağan etmişti. İlk olarak Dünya Bankası raporlarında görülen kavramla (Governance) bildiğimiz ama artık bir krizde olduğu ilan edilmiş parlamentolu liberal demokrasinin yerine önerilen yeni demokrasi tarif ediliyordu. Yönetişim kabaca sermaye, hükümet ve STK’lerin oluşturduğu üç ayağın “paydaşlığına” dayanan bir örgütlenmeydi.

Aslında sosyal politikaları gözetmek zorunda kalan bir örgütlenme biçimiyle yürüyen bölüşüm sisteminin emekçiler aleyhine tasfiyesi anlamına gelen neoliberal dönüşümün parlak vitriniydi yönetişim. Şeffaflık, hesap verilebilirlik, yerinden yönetim gibi şatafatlı ek tanımlarla süslenmiş bağlama STK’leri dahil ederek bu yıkım sürecine gerekli halk rızasını yerinden ve yerelinden üretmeyi amaçlıyordu.

Finans kurumları halkı artık pek heyecanlandırmayan parlamenter liberal demokrasiyi revize ederken STK’lerin karakteristik özelliklerini de belirlemişlerdi. Bunlar, bağımsız ve tarafsız, hükümet dışı oluşumlar olmalı ve kâr hesabı gütmemeliydiler. Ve hatta sosyal politikalardan ve kamusal üretimden el çekerek sözde minimize edilen devletin desteklemekten vazgeçtiği ekonomik faaliyetleri de üstlenmeliydiler. Bu, parti dışında, akla gelebilecek her türlü oluşumu kapsayacak biçimde genişletilen tanım bir süre sonra STK’lerin üçüncü sektör olarak tanımlanmasıyla sonuçlandı. Demokrasi adına sivil toplum oluşumlarını desteklediği iddiasıyla finans kurumları ve AB, fonlama yöntemiyle STK’leri birer piyasa aktörü olarak konumlandırmaya devam ediyor. STK’ler ile uluslararası finans kurumları arasındaki ilişki bir satın alma işine çoktan dönüşmüş durumda. Fonksiyonlarından biri de muhalif sivil toplum kurumlarını piyasadaki ticari ilişkiler içine soğurmak için proje bazında başlayan satın almaları genelleştirebilmek.

Geçen hafta burada SETA fişlemesi ve AYM’nin “Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildirisiyle ilgili kararına karşı çıkan üniversitelerin çağrısına değinmiş ve ‘majestelerinin STK’lerinin çalışması konu edilmişti. Oradan devam edelim. Türkiye’de siyasi iktidar uluslararası belgelerde tanımlanmış STK kapsamına girebilecek çok sayıda kurumu yaratarak partinin siyaseten, hukuken veya toplumsal nedenlerle yapamayacağı pek çok işi bu kurumlara havale etti. Birer iktidar peyki olarak çalışan bu kurumların aynı zamanda sektörün devasa holdinglerine dönüştüğü de söylenebilir.

Bu gelişme sadece AKP’nin marifeti sayılamaz. Neoliberal yönetişimin gerektirdiği tarafsız görünümlü sektörel STK’lerin işlevinin bitirilmesi buraya özgü bir şey değil. Bunun yerini Kamu-STK iş birliğinin aldığı yeni biçimlenme, STK’leri kalkınma projesinin organik bir parçası olarak yani aslında sermayenin ihtiyaçlarına yönelik birer aparat olarak konumlandırıyor. Trump’ın küreselleşmenin sona erdiğini ilan etmesi, ve küreselleşme sürecinde oldukça işlevli olan Soros’un liberal sivil toplumculuğunun gözden düşmesi de pek tesadüf olmasa gerek. 

Geçen yıl, temmuz 2018’de kamu-STK işbirliği projesiyle ilgili konuşan Bakan Fatma Betül Sayan Kaya “STK’lar başarılı iş birliği modelleri geliştirerek kalkınmanın önemli bir paydaşı haline geldi. Ülkemizin önerisiyle Avrupa Birliği IPA projelerinin 2014-2020 yıllarını kapsayan ikinci döneminde sivil toplum artık bir sektör olarak kabul edildi” diyordu.

Meselenin akçalı boyutu da var elbette. Geçen ocak ayında “Dışişleri Bakanlığı Avrupa Birliği Başkanlığı AB katılım Öncesi Mali Yardım Aracı (IPA) çerçevesinde desteklenen sivil toplum destek programı kapsamında Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarına yaklaşık 6.4 milyon avro hibe desteği verileceğini açıkladı.”

Aynı haberde kamu sektörü ile sivil toplum kuruluşları arasındaki ulusal ve yerel düzeydeki iş birliğinin güçlendirilmesinin ve sivil toplum kuruluşlarının idari savunuculuk ve iletişim becerilerinin geliştirilmesinin destekleneceği bildiriliyor.

Durum bu. İşinin stratejik analiz yapmak olduğunu iddia ederken gazetecileri fişleme işine soyunan SETA’nın AKP tarafından STK adı altında kurulan sektörlere dair bir raporlaması olur mu acaba? Ya da AYM’nin hak ihlali kararına feveran eden üniversiteler için 6.4 milyon avro bir araştırma konusu mudur?

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa