09 Ağustos 2019 04:00

Onca hamasetten sonra ABD’nin dediği oldu!

Paylaş

ABD ile Türkiye arasında 5-7 Ağustos arasında yapılan, Suriye’de “güvenli bölge” kurulmasına dair görüşmelerde, bir uzlaşıya varıldığı açıklandı.

Varılan uzlaşıyla ilgili, Milli Savunma Bakanlığı (MSB)’den yapılan yazılı açıklama şöyle:

Görüşmelerde Türkiye’nin güvenlik endişelerini giderecek ilk aşamada alınacak tedbirlerin bir an önce uygulanması; bu çerçevede Güvenli Bölge tesisinin ABD ile birlikte koordine ve yönetimi için Türkiye’de Müşterek Harekât Merkezinin en kısa zamanda kurulması; müteakiben Güvenli Bölgenin bir barış koridoru olması ve yerinden edilmiş Suriyeli kardeşlerimizin ülkelerine dönmeleri için her türlü ilave tedbirin alınması konularında mutabık kalınmıştır.

‘ZAFER’ ve ‘SEFER’ BEKLEYENLER ENDİŞELİ!

Daha bu açıklamadan bir gün önce bile, “Eğer ABD bizim isteklerimizi kabul etmezse, biz tek başımıza güvenli bölgeyi oluşturacağız...” iddiasının en yüksek makamlardan ve en yüksek perdeden dile getirildiği dikkate alındığında MSB’nin bu açıklaması, milliyetçi odaklar için bir “dağ fare doğurdu” açıklamasıdır.

Çünkü ABD ile Türkiye’nin vardığı uzlaşı, çok genel ifadelerle tariflenen, bu nedenle de herkesin kendisini “kazanan” olarak gösterebileceği bir uzlaşıdır. Örneğin, güvenli bölgenin uzunluğu ve derinliğinden, yerleştirilecek göçmelerin bölgeden göç edenler mi yoksa Türkiye’nin istediği gibi, bölgenin demografisini değiştirecek yerleştirmeye kadar belirsizlikler içermektedir.

Nitekim Erdoğan da gazetecilerin sorusuna verdiği yanıtta; “Bu görüşmeler yine devam edecek ancak şimdi bir adım atılıyor. Burada asıl olan Fırat'ın doğusunda bir adımın atılması meselesiydi. Bu da şimdi Amerikalılarla birlikte gerçekleştiriliyor” diyerek, hem bu uzlaşıdaki belirsizliği itiraf etmiş, hem de onca antiemperyalist söylemden sonra “ABD ile birlikte adım atma” sürecine girildiğini ifade etmiştir.

Günlerdir ırkçı-milliyetçi bir hamaset eşliğinde savaş tamtamları çalan havuz medyası da varılan uzlaşıdan pek hoşnut değil. Her ne kadar ana yaklaşımları “Güvenli bölge tamam!” gibi, “Türkiye istediğini aldı” anlamında bir ifadeyse de, zafer çığlıkları atmaya hazırlanan operasyon gazetecileri için bu fazla renksiz, onları kesmeyen bir manşet!

Nitekim bu cenahın baba gazetesi Yeni Şafak gazetesi, “Çekiç Güç gibi olmasın” manşetiyle çıkarak, varılan uzlaşıyı endişeyle karşılandığını açıkça göstermiştir!

TÜRKİYE ABD’NİN SENARYOSU’NUN DIŞINA ÇIKAMAMIŞTIR

Varılan uzlaşının ana özelliği hem Türkiye’nin hem SDG’nin hem de ABD’nin kendilerinin istekleri doğrultusunda yorumlayacağı biçimde formüle edilmiş olmasıdır.

“Uzlaşı”nın kendisi belirsizliklerle maluldür ama bu uzlaşı; son günlerdeki gelişmelerle birlikte değerlendirildiğinde şu tespitler de yapılabilir:

  1. Suriye’nin kuzeyine ilişkin Türkiye’nin, en azından şu sıralar, bir askeri harekat yapması gündemden düşmüştür. Toplam açısından bakıldığında, “Fırat’ın doğusu”na Fırat’ın batısındaki “Membic çözümü” taşınacak görünmektedir.
  2. Gelinen aşamada “krizin çözümü”ne ilişkin olarak Kürt güçlerinin ve Türkiye’nin değil ABD’nin önerdiği çözüm benimsenmiştir. Belki ABD’nin ilk önerisi böyle değildi ama ABD için asıl olan bölgedeki paylaşım mücadelesinde elindeki imkanları kaybetmemesidir. Ki, Suriye denkleminde (elbette Ortadoğu’da da) ABD’in en önemli dayanakları, Türkiye ve Suriye’de Kürt güçlerinin merkezinde yer aldığı SDG’dir. ABD bu iki dayanağı kaybetmemek için yoğun bir çaba içindedir. Rusya’nın da teşvikiyle, “kopma aşaması”na gelen Türkiye-ABD ilişkileri “Ankara uzlaşısı”yla kurtarılmıştır! ABD, hem Türkiye hem de Kürt güçlerini kendi tarafında tutarak Suriye sahnesinde olmaya devam etme imkanını elinde tutmaya devam etmektedir. Ki, varılan uzlaşının ABD’nin bölgeye ilişkin birçok senaryosundan birisi olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bunu anlamı ise, ABD’nin krizi, verdiği tavizleri bir adım sonra geri alabileceği bir zeminde tutmayı başardığıdır.

    ABD VE TÜRKİYE’NİN BİRBİRİNDEN KOPAMAYACAĞI ORTAYA ÇIKMIŞTIR
     

  3. Türkiye, bu vesileyle Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt özerk bölgesi oluştuğunu, zımnen de olsa kabul etmiş olmaktadır.
  4. Türkiye ile ABD’nin birbirinden kolay bir biçimde ayrılamayacağı ortaya çıkmıştır. Bu yüzden de yetkililerin karşılıklı yüksek perdeden restleşmeye varan polemikleri, atacakları pratik adımdan çok ya iç politikaya yönelik ya da karşı tarafa “şantaj” anlamı taşıdığı bu vesileyle bir kez daha görülmüştür.
  5. Resmen Suriye toprağı olan geniş bir bölgede ABD ile Türkiye, askeri bir operasyon için tartışıp bir uzlaşıya varıyorlar ama ne Suriye rejimi ne de kendisini Suriye’nin patronu gören Rusya’dan bir ses çıkmış değil. Ama bu “sükut”un “kabul”den geldiği söylemez. Bu yüzden de ABD ile bu uzlaşının, Rusya ve Suriye’nin İdlib, Cerablus ve Afrin’de Türkiye’ye bir fatura çıkarma olasılığının artırdığını söylemek yanlış olmaz. Hele de uzlaşının yapıldığı gün Erdoğan’ın Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ile gerçekleştirdiği ikili görüşmenin ardından, Rusya tarafından ilhak edilen Kırım'ın ilhakının “yasa dışı” olduğunu ve “hiçbir zaman tanımadıkları”nı söylemesinin, yakın dostu Putin tarafından “manidar” bulunması sürpriz sayılmamalı.

***

Günlerdir kamuoyunu geren onca hamasetten sonra Erdoğan ve Hükümetinin geldiği yer, bir ABD planına itirazdan öte ABD planına razı olmak olmuştur.

Ötesi laf kalabalığıdır. 

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa