07 Ağustos 2019 03:54

İlk kısa yolculuk ve sağlık

Paylaş

Yaşamda yaptığımız en tehlikeli ve bir o kadar da kısa yolculuk hangisi? İnce dallı bir ağaca tırmanmak, gökdelen terasından şehri seyretmek, yüksek bir duvarda yürümek? Elbette hiçbirisi. Unuttuğumuz cevap: Doğum.

Ekseriyetimizin yaşamda yaptığımız en tehlikeli yolculuktu doğum anında 10-15 santimlik vajina yolculuğu ve o bir kadarda gerekli, yararı bir ömür süren. Ya şimdi? 2018 yılında iki başlıkta Avrupa’da birinciliği hiçbir ülkeye kaptırmadı Türkiye: Sezaryen ve obezite. Ne yazık ki ülkemizde her iki bebekten bir tanesi artık sezaryen ile doğmakta. Bırakalım Avrupa’yı dünyada da ev fazla sezaryen ile doğum yapılan ülkelerin ilk dördünde yer alıyoruz. Oysa Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ideal sezaryen oranlarını yüzde 10-15 olarak öngörüyor. En başarılı, oylarını en çok artırıcı alan olarak gördüğü sağlık, gerçekte AKP’nin ülkenin geleceğini sağlıksızlığa ipotek ettiği bir alan. Gerek çocuklardaki obezite gerek sezaryen ile doğum bir arada sağlıksız nesiller demek. Üstelik ileriki yıllarda sosyal güvenlik kurumlarının bu yükü sırtlaması pek kolay değil.

Obeziteyi bir başka yazı konusu olarak bir kenarda tutacak olursak, sezaryen ile doğumun göz ardı edilen birkaç sonucunu aralamakta yarar var: Sindirim ve solunum sistemi rahatsızlıkları.

‘Doğum sancısı’ doğacak bebek için son derece değerlidir. Piyasacı tıp ortamında annenin doğum sancısından kaçıp ‘endikasyon dışı sezaryen’ talebi astım ve sindirim sistemi hastalıklarına meyilli kılar çocuğu tüm yaşamı boyunca. Normalde, gebeliğin sonuna doğru, doğum ağrıları anne karnında sıvı ile dolu olan bebeğin akciğerindeki sıvının boşalması sürecini başlatır. Yine bu aşamada anne bedeninde salgılanan kimi maddeler bebeğin akciğerlerinin doğum sonrası uyumunu da kolaylaştırır. Sezaryen ile doğan bebeklerde ise bu süreç atlandığından, doğum sonrası solunum sıkıntısı izlenmese bile ileriki yıllarda astım hastalığına yakalanma oranı daha yüksektir.

Normal doğum bebeğin bağırsak florasının oluşması için de gereklidir. Peki bağırsak florası deyince ne anlıyoruz? Özünde, vücudumuzun gözle görülmeyen çözüm ortağıdır bağırsak mikrobiyatası. Bağırsaklarımızda yaşayan, insanın sağlıklı kalması için vazgeçilmez önemde olan mikroorganizmaların tümünü kapsar bu tanım. Bu floradaki yetersizlikler ileri yaşlara kadar sirayet eden birçok hastalığa zemin hazırlar: Şeker hastalığından iltihabi bağırsak hastalıklarına, obeziteden bağırsak kanserine, böbrek taşlarından kalp damar hastalıkları ve romatizmal hastalıklara birçok sorunun etyolojisinde yer alır.

“Zaman, kendisinden insan ömrünün yapıldığı bir maddedir” der bir Arap atasözü. O kısa an, o yaşamın en zor ve bir o kadar da yararlı 15 santimlik yolculuğu, yani vajinal yolla normal doğum hakkından bizim ülkede her iki çocuktan birisi mahrum. Endikasyon dışı sezaryen ile salt yenidoğandan hayatının bu ilk yolculuğu çalınmış olmuyor, doğmamış bebeğin henüz mikrobiyatasız bağırsakları anneden alacağı yararlı barsak florasından da mahrum bırakılıyor. O kısa zaman dilimi, vajinal yolla normal doğum süreci koca bir ömrün nice hastalıktan azade olmasını sağlıyor oysa.  

Erişkin bir insan bedeni “30-40 trilyon hücreden” oluşur. Ama insan bedeni bunun iki katı, “yaklaşık 70 trilyon hücreye” sahiptir. Bu fark vücudumuzdaki bakterilerden kaynaklanır. Neredeyse bedenimizdeki hücrelere sayıca eş değer mikroorganizmanın ekseriyeti ise kalın bağırsaklarda yaşar. Hücrelerimiz ve misafir mikroorganizmalar sayıca eşit olmalarına rağmen, bakterilerin boyutu kendi hücrelerimizden oldukça küçük olduğundan mikroorganizmaların beden ağırlığımız içinde toplamda “200 gram” yer tutar.

Her birimizin bağırsağında yaşayan trilyonlarca bakteri insandan insana farklılıklar gösterir. Öyle ki, “Bağırsak bakterilerinin ancak yüzde 10-20’si başka insanlarla birebir aynıdır”. Beslenme, hayat tarzı ve birçok diğer faktör insandan insana bu farkı belirler. Bağırsak florası farklılıkları ise “iştahımızdan kilomuza ve hatta ruhsal durumumuza” belirleyicidir. Yapılan bilimsel araştırmalar normal yolla doğan bebeklerin sezaryenle doğan bebeklere kıyasla daha fazla bağırsak bakterisine sahip olduğunu göstermekte. Bu fark normal doğumda bebeğin doğum yolculuğunda annenin vajina ve bağırsaklarındeki bakteriler ile temasından kaynaklanmakta.

Oysa “Sezaryen ile doğanlar, bağırsakları için gereken bakterileri ilk temas ettikleri deriden ve çevre yolu ile almaktalar”. Yakın zamanlı çalışmalar yenidoğanlarda bağışıklık sisteminin gelişiminde erken dönem bağırsak florasının belirleyici olduğunu göstermekte. Yine anne sütü ile beslenen bebeklerin bağırsak florasının mama ile beslenenlere göre daha gelişkin olduğu kanıtlanmış durumda.  Ciddi bağırsak rahatsızlığı olan kimi hastalara sağlıklı bireylerden dışkısal flora nakli (bok nakli) son yıllarda tıp literatüründe tartışılan başlık. Eğer başarılı sonuçlar çıkarsa, ileride Sosyal Güvenlik Kurumunun (SGK) her iki bebekten birinin sezaryen ile doğduğu bir ülkede bu yükün altından nasıl kalkacağı meçhul!

 Hakikatimiz ‘sağlıksızlık’. Hakikatimiz sağlığı metalaştıran, piyasanın kuralları ile bedenimizi ve ruhumuzu test eden AKP politikaları. Hakikatimiz, AKP ile dünya liderliğine koşan obezite ve sezaryen oranlarımız. Ama bizsiz hakikat olmaz. “Hakikat, sanıldığı gibi, bizim dışımızda, tarafımızdan keşfedilmeyi bekleyen bir şey değildir.” Biz onay verdikçe serpilir.

Boşuna değil son yıllarda ‘probiyotik’ piyasasının canlanması, kârlı bir pazara evrilmesi. Sezaryen ve obezite oranının bu kadar arttığı bir ülkede barsak florasındaki zafiyet elbette piyasayı şahlandırır.

 Ve boşuna değil, şehir hastanesi patronlarına yüzde 70 doluluk vadetmesi AKP hükümetinin: Sağlıksız nesil vaadi, ne acı!

 Ama yine de iyiye, doğruya, güzele umudumuz baki...

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa