04 Ağustos 2019 03:39

'Budur katlimize sebep suçumuz'

Paylaş

Sör Nicholas George Winton, İkinci Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde, daha sonradan ‘Czech Kindertransport’ olarak bilinecek olan operasyonu organize etmiş ve Alman işgali altındaki Çekoslovakya’dan çoğu Yahudi olan 669 çocuğun kurtarılmasını sağlamış olan İngiliz hayırseverdir. (Vikipedi)

1 Temmuz 2015’te 106 yaşında yaşamını yitiren Winton, söz konusu operasyonu yürüttüğü 1938’den tam 50 yıl sonra, 1988’de BBC’nin bir programında kurtardığı çocuklardan onlarcasıyla bir araya getiriliyor. Bir sosyal medya paylaşımından (çok geç de olsa) haberdâr olup izlediğimiz buluşmanın görüntüleri oldukça etkileyici. Stüdyoda etrafında oturan onlarca yetişkinin, kurtardığı o çocuklar olduğunu anlayan Winton göz yaşlarını tutamıyor. Karşılıklı ağlaşarak birbirlerine sarılıyorlar... Ölümden kurtarılanların hiç bir şeyin farkında olmayan çocuklar olması, bu hikâyenin daha sarsıcı olmasına yol açıyor elbette. Çocuğa, daha yolun başında olduğu uzunca bir hayat yakışır, yakıştırılır çünkü. Ölüm değil. İnsani değerlerin az çok ciddiye alındığı koşullarda çocuklar gözbebeği olmalıdır toplumun. Onların geleceği, ailelerinin cüzdanları ve kasalarına bağlı kalmaksızın güvencede olmalıdır. Hele yaşam hakkı, çocuklar için çok daha ‘özel’, çok daha ‘kutsaldır.’

***

Bahsettiğimiz o kısa görüntü, insanın yücelmesini, paylaşmanın, fedakârlığın insanı nasıl da güzelleştirdiğini, aşkınlaştırdığını yansıtmıyor sadece. Çocukları ölüm kamplarına mahkûm eden o zalimliği de düşünüyorsunuz. Mazide kalmış da değil üstelik. Hele Türkiye’de yaşıyorsak, çocuk ve ölüm, çocuk ve yaşam babında çok da ‘hayırlı’ fotoğraflar yok hafızamızda... Nitekim, (ironik bir tesadüf işte) tam da Winton’un kurtardığı çocuklarla buluşmasını izlerken, Hakkari’nin Çemekurk köyünden Vedat Ekinci’nin yaşam ve ölüm parantezindeki kısacık hayatının nasıl bittiğine dair haber düşüyor orta yere. Sınır boylarındaki Kürt çocuklarından biri daha... Resmi kayıtlara nasıl geçeceği şimdiden belli: Kaçakçılık! Geçim için hemen ötelerindeki akraba, komşu yurduna gidip erzak getirmek ‘kaçakçılık’ sayılıyor! Cezası da sorgusuz sualsiz ölüm olabiliyor böyle.

Ama şükür ki devletin valisi anında yapıştırıyor teşhisi de rahatlıyoruz biraz: “Seken kurşun”muş meğer, Vedat’ı daha 14’ünde hayattan koparan! Ah şu ‘seken kurşun’lar... Tetiği düşürenleri buharlaştırıp ‘kurşundan hesap sorulmaz’ misali öl(dür)ümü failsizleştiren, suçu ve dahi suçluyu aklayıp pürupak eden, Kürdü çok seven o ‘seken kurşunlar’!

Vicdanını yitirmiş bir zamanın içinden hâlâ gerçeği arayanlar için ‘seken’in kurşun değil adalet olduğu o kadar açık ki oysa. Bu zalim hayatı başımıza örenlerin kurşunları sekmiyor aslında. 12 yaşında 14 kurşunla öldürülen Uğur Kaymaz’dan biliyoruz. Roketle paramparça edilen ve o güzel gözleri hâlâ üzerimizde olan Ceylan’dan... Enes’ten, Cemile’den, Doğan’dan, Umut Furkan’dan, Birem’den, İzzettin’den, Canan’dan...

Elbette Roboski’nin 34’lerinden...

Şairin, ‘devlet dersinde öldürülmüştür’ dediği gibi...

Hata da, yanlışlık da ‘seken’ kurşunlarda, roketlerde, bombalarda değil. İflah olmaz ve kaçınılmaz olarak iflasa mahkûm bu ‘devlet dersi’ndedir, ‘çözüm savaşta’ diyen politikalardadır.

***

“Teröristler ile Kürt kardeşlerimizi birbirinden ayıracağız” iddiasıyla süslenen güvenlik stratejilerinden Kürt çocuklarının üzerine saçılan bu ölümleri ‘seken’ mühimmatla, ‘yanlışlık’la açıklamak, ‘aynen devam edeceğiz’ manasına da gelmektedir.

Hep dediğimiz gibi; bu yol, yol değildir!

Biraz ders herkese lazımdır. Bundan tam 76 yıl önce, 1943 yılının 28 Temmuz’unda (bazı kaynaklarda 30 Temmuz diye geçer) Van’ın Özalp ilçesinde Yukarı Koçkıran köyü sınırındaki Sefo Deresi’nde de aynı utanç yazılmıştı tarihe. 33 yoksul Kürt, 3. Ordu Komutanı Orgeneral Mustafa Muğlalı’nın emriyle kurşuna dizilmişti. Katliam çok sonradan ortaya çıktı ve Ahmed Arif’in “Otuzüç Kurşun” şiirine konu oldu. Bu ölümsüz şiir, sadece o 33 köylüyü değil, coğrafyasıyla, sosyolojisiyle, siyasetiyle, ekonomisiyle en az yüz yıllık bir tarihsel gerçeği, Kürt sorununu ve Kürdün ‘sınırlarla’ imtihanını da anlatır. Dilinden siyasetine, hayatın her alanında ‘sınır’, devlet(ler)in Kürtlere biçtiği hukukun özeti gibidir.

“Otüzüç Kurşun” ise bu özetin özetidir. Roboski’nin çocukları da vardır orada, Vedat Ekinci de...

“...

Kirveyiz, kardeşiz, kanla bağlıyız

Karşıyaka köyleri, obalarıyla

Kız alıp vermişiz yüzyıllar boyu,

Komşuyuz yaka yakaya

Birbirine karışır tavuklarımız

Bilmezlikten değil,

Fıkaralıktan

Pasaporta ısınmamış içimiz

Budur katlimize sebep suçumuz,

Gayrı eşkiyaya çıkar adımız

Kaçakçıya

Soyguncuya

Hayına...

Kirvem hallarımı aynı böyle yaz

Rivayet sanılır belki

Gül memeler değil

Domdom kurşunu

Paramparça ağzımdaki...”

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa