31 Temmuz 2019 07:34

'Çok para haramsız çok laf yalansız olmaz'

Paylaş

Devlet eliyle zengin yaratma Cumhuriyetin döneminin değişmez ekonomi politikasıdır. Bu ülkede yaptığı bir keşif, bulduğu yeni bir teknoloji sayesinde zengin olmuş bir tek zengin bulamazsınız.

Bizim zenginimiz devlete sırtını dayamadan zengin olamaz, olmamıştır. Devlet bazen ülkeyi terk etmek zorunda kalan gayrimüslimlerin mallarına el konulmasına göz yumarak kimi zaman kredi vererek ve çoğunlukla da ihale vererek zengin yaratmıştır.

Varlık Vergisi, gayrimüslimlerin mal varlıklarına yok pahasına el konulmaya ilişkin tek tek örneklerin genelleşmesini ve yasal bir kılıf kazanmasını sağlamıştır. Varlık vergisi sayesinde sermaye gayrı Müslümlerden Türk sermayedarlara geçirilmiştir.

Devletten ihale alarak zengin olmanın en çarpıcı örneği Koç grubudur. Kısaca özetlersek CHP olmadan Koç, Demokrat Parti olmadan Sabancı, ANAP olmadan ENKA düşünülemez. Demirel’in aile resminde yer alanları saymıyorum bile.  

İkinci Dünya savaşı sonunda özellikle 1950’li yıllarda devlet eliyle zengin yaratma serüveninde kritik bir rol üstlenen kurumlardan birisi ise Sanayi ve Kalkınma Bankasıdır. (TSKB) Banka 1950 yılında, Dünya Bankası, T.C. Merkez Bankası desteği ve ticari bankaların pay sahipliği ile Türkiye'nin ilk özel kalkınma ve yatırım bankası olarak İstanbul’da kurulmuştur. Eczacıbaşı, Yaşar Grubu, Ülker (bisküvi) gibi sermaye gruplarının atölye ölçeğinden fabrika ölçeğine geçmelerinde banka belirleyici rol oynamıştır.

Devlet eliyle zengin olan sermaye, kendisini zengin eden devlete hiçbir zaman tam olarak güvenmemiştir. Zenginliğe ilk adım devlet desteği ise, bu zenginliği koruma altına almanın yolu uluslararası sermaye ile ortaklık kurarak, bir anlamda ve gerektiğinde devlete karşı uluslararası sermayenin desteğini almak olmuştur.

Devlet eliyle zengin yaratma politikasını uygulamayan iktidar yoktur. İslami referanslarla iktidar olan, kurucusunun, zengin olursam beni de sorgulayın dediği, parmağındaki yüzüğün dışında malı olmadığını ilan ettiği Ak Parti iktidarı da kendisinden önceki iktidarların yaptığını aynen uygulamıştır.

Başbakan yardımcısı olduğunda iktidara muhalefet ederken “Harun olmaya geldiler, Karun oldular. Biz AKP gibi firavunlaşmayacağız” sözleri kendisine anımsatılan Numan Kurtulmuş’un bu sözlerine açıklık getirirken söyledikleri, sermaye devlet ilişkisini en özlü açığa vuran tespitlerden birisidir. Kurtulmuş, kendini eleştirenlere “Herhangi bir şahsı veya kurumu hedef almayan bir ilkeyi ifade eden sözlerdir. Ben bugün de o sözlerimin arkasındayım” diyerek yanıt vermiştir. Kurtulmuş’un söylediği doğrudur. Harun olmak için gelip Karun olmak sermaye birikiminin en önemli ilkesidir. Bu ilke Ak Parti iktidarı döneminde de aynen uygulanmıştır.

Ak Parti ne kadar kendini farklı tanımlamaya çalışırsa çalışsın seçmen karşısına çıktığı her yerde kendini İslami referanslara göre tanımlamaya halen özen göstermektedir. Ancak Ak Parti de bilmektedir ki para güç, para lüks yaşam demektir. Para sahibi olmak imtiyazlı, dokunulmaz, saygın olmak demektir. Hiçbir siyasal İslamcıdan paradan uzak durması istenemez, ama parayla olan ilişkilerinin savundukları değerlere uygunluğu tartışılabilir, tartışılmalıdır.

PARAYI NASIL KAZANACAKSIN?

Elbette bu sorunun bir siyasal İslamcı içinde siyasal İslamcı olamayan Müslüman içinde tek bir doğru yanıtı vardır; parayı helalinden kazanacaksın.

Yalnız iş pratiğe geldiğinde bu temel İslami değer mini bir değişiklik geçirir ve kural “Yoksulsan parayı helalinden kazanacaksın, harama, başkasının malına bırak el sürmeyi gözün dahi düşmeyecek” şekline dönüşür, dönüşmüştür.

Eğer işin kurallarını belirleyen konumdaysan parayı nasıl kazanırsan kazan hiç önemi olmayacaktır. Yeter ki para kazan. Para için inanmış garibanların dini duyguları istismar edilmiş, toplanan paralar şirket ayak oyunları içerisinde dokunulmaz kılınmış, bal gibi faiz olan ödemeye kâr payı denmiş, mısır, yumurta ticareti ile mahdumların önü açılmış, belediyede, hükümette olmanın avantajlarıyla dünürler, dostlar ihya edilmiş, her bölgede Ali Dibolar yaratılmış hiç önemi yoktur. Sen oyunun kurallarını belirliyorsan sana her şey mubahtır.

Konuştuğun da Asrı Saadet dönemini örnek gösterip, Hazreti Ömer’in devlet işleriyle uğraşması bittiğinde üzerinde tüyü bitmemiş yetimin hakkı var diye devletin verdiği mumu söndürüp, kendi mumunu yakmasını örnek gösterecek, cami yapılırken yapılacak caminin avlusunda evi kalan kadının hukukuna nasıl saygı gösterildiğini uzun uzun anlatacaksın. Ancak sen seçim gezilerine devletin uçağı ile gidecek, hısımlarının çıkarı söz konusu olduğunda mahkeme kararlarını uygulamamak için ipe un sereceksin.

İşçiyi işe alırken sendikaya üye olmayacağına Kuran üzerine yemin ettireceksin. İşyerine sendika girerse, işyerini kapattım yalanından tut da ücretsiz izne kadar her yolu deneyip, hakkını arayan işçiyi kapı dışarı etmekten çekinmeyeceksin.

Bu işin bir başka yolu da yoktur. Para kendi yasalarına göre birikir. Eğer parayı daha da biriktirmek istiyorsan bu yasalara arkanı dönemezsin, dönersen kaybedersin. Hem bak atalarımız ne güzel söylemiş, “Çok laf yalansız, çok para haramsız olmaz.”

PARAYI NASIL HARCAYACAKSIN?

Bu sorunun yanıtını da bir siyasal İslamcı, sadece İslamcı olan bir Müslüman gibi alt alta bazı kuralları sıralayarak verecektir. Eğer bu siyasal İslamcı sermaye birikim modelinin girdabına kapılmışsa önce israf haramdır, israftan kaçınacaksın diyecektir. Parayı öncelikle hayır işleri için Allah rızası için harcayacaksın diyecektir. Komşun aç yatarken sen tok yatıyorsan sen bizden değilsin, para ve parayla gelen gücün kibrinden uzak duracaksın, ölümü bir an için aklından çıkartmayacak, kefenin cebi olmadığını unutmayacaksın diyecektir

Bir başka ifadeyle, tüm bu kurallar, para sahibi olmuş, siyasal İslamcı için yine yoksullara hadi diyelim orta sınıf için getirilmiş kurallar olarak görülecek, kendilerini bu kurallarla bağlı hissetmeyeceklerdir. Bu nedenle de; para sahibi olmuş siyasal İslamcı, en lüks arabalara binecek, arabanın markası onun ekonomik gücünü ve dokunulmazlığını ilan edecek, hiçbir zaman şükür demeyecek, hep daha çok para, hep daha çok güç hep daha çok dokunulmazlık isteyecektir. Karısının başında türban olacak, ama, bu türbanın kumaşı, deseni, rengi, markası öyle farklı olacak ki, bir türbanın fiyatı neredeyse asgari ücrete denk gelecektir. Türban takmak, paralı İslamcı kadının güzelleşme isteğine engel olamayacak, kaşlar özenle alınacak, güzellik salonlarında birkaç asgari ücret karşılığında ince bir makyajla yüz bakımı sağlanacak, Türbanın rengine uygun elbiseler, etekler, ayakkabılar, yine markalı seçilecektir. Evler villa, villalar jakuzili olacaktır. İsraftan kaçınma, haline şükretme, gibi İslami değerleri yaşamak ise yine yoksul İslamcılara bırakılacaktır.

Yoksul İslamcıların oylarıyla zengin bir İslamcı gibi yaşamak “Harun olmak için gelip Karun olma” ilkesinin gereği olmuştur. Karun olanlar yoksul İslamcılara, bakmayın siz bizim böyle yaşadığımıza, malımızın mülkümüzün hesabını veremememize, biz sizlerdeniz, sizin için mücadele ediyoruz, yaşamlarımız sizden farklı olabilir ama ne yapalım, para cüzdanda durduğu gibi durmuyor diyeceklerdir.  Yoksul İslamcılarda onlara oy vererek, kendi temsilcilerine oy verdiklerini sanmaya devam edeceklerdir.

Ne var ki bir gün, bu bir gün ne zaman gelir bilmiyorum ama, yoksul İslamcılarla, yoksul sosyal demokrat, yoksul liberal insanlar, kendi temsilcileri sandıklarıyla, kendilerini temsil etmediklerini düşündükleri arasında bir fark olmadığı gibi, yoksul sosyal demokratla, yoksul liberalle kendileri arasında yaşamın yükünü üstlenme anlamında bir farkın olmadığını göreceklerdir. Bu gerçeği onlara, paranın cüzdanda durduğu gibi durmaması, para harcamanın dayanılmaz zevki, zengin ve güçlü olmanın kibri gösterecektir. Sosyal demokrat yoksul buna sınıf bilinci diyecek, İslamcı yoksul, Cenabı Allah azanları cezalandırır, Lut kavminin yaşadıklarını bunlar yaşadı diye açıklayacak. İşte o gün insanlığın gerçekten barıştığı gün olacak.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa