28 Temmuz 2019 08:37

Munzur, bir nehirden ötesi; Dersim, bir şehirden fazlası!

Paylaş

Nupelda ve Ayaz’a...

Dağ keçileri, ur keklikleri, kızıl şahinler, boz ayılar, tilkiler, vaşaklar, kardelenler, ters laleler, doruklarda saklı krater göller, oğul vermiş arılar, çiçekten çiçeğe kelebekler, buz soğuğu sular, yaylalarda sürüleri, pür dikkat çoban köpekleri, pusudaki kurtlar, kent merkezine bile komşu yaban domuzları, toz toprak köy yolları, yüksek koyakların ıssız köşelerinde artık kurtlanmış kardan buz kayalıklar, uçurumlar, mağaralar, derin meşe ormanları, dağlar, hep dağlar...

Elbette Munzur...

Gözelerinden fışkıran kar beyazı sularıyla yola çıkan; bazen rahvan koşan bir at gibi ovadan, yazıdan usulca akan ve ama keskin bir bıçak gibi kestiği iki yakanın arasındaki muhteşem vadisinde koşan, duran, çağlayan Munzur...

Binlerce yılın ötesinden, kim bilir hangi tufanlardan geçerek yerin ve göğün şahitliğinde bugüne varan, insana, insanlığa ve cümle canlıya emanet bir ‘eko sistem’in armağan ettikleriyle, Dersim...

Kendine özgülüğü, inançlarıyla...

Taşın da ağacın da suyun da bir canı vardır deyip, ziyaret bellediği taşları, ağaçları eğilip öpmeden yanından geçmeyen; Munzur’a dua eden, (canı acır diye) ateşe su dökmeyi günah sayan, kuşaklar ötesinden miras hümanizmasıyla...

***

Kırmanc, Kurmanç, Kırdas, Kureyş, Bamansur, Derweşcemal, Ağuçan, pir, rayber...

Coğrafyasıyla, insanıyla, inanç ve değerleriyle, aykırılıklarıyla hep özel bir ilginin konusu oldu Dersim. Bu ‘ilgi’nin bir boyutu, imrendirici, cezbedici olmasındandır kuşkusuz. Diğer boyut ise tarihinin her döneminde egemenler bakımından hep ‘halledilmesi gereken bir sorun’ olarak algılanmasıdır. Osmanlı’dan günümüze uzayan, en kanlı durağı ’38 Tertelesi’ diye anılan uzunca bir hikâyedir bu. Resmi tarihte yer bulmayan ve ama resmi belgelerle sabit 1937-38 kırımından yadigâr ‘güvenlik sorunu’, bugün de devlet ile Dersim arasındaki ilişkinin özetidir.

Bundandır ki, bir şehirden fazlasıdır Dersim; ismi bile mücadele konusudur. Tertelenin mimarı ‘devletin tunç eli’nden müteşekkil ‘Tunceli’ye itiraz ve ‘Dersim’de ısrar basit bir isim tartışması değil yani. Ülkenin geçmişiyle yüzleşmesi sorununa dair önemli mihenk taşlarından biridir.

***

Efsaneleri, masalları, ağıtları, aşk ve direniş kılamlarıyla, inanç ritüelleriyle Dersim’de hayatın tam orta yerinde olan Munzur’un barajlarla kesilip biçilmesi mesela... Akışı durdurulmak istenen bir nehir, yok edilmeye çalışılan ise bir vadi değil sadece. Munzur, bir nehirden öte, ayrı bir yaşam ve motivasyon kaynağıdır Dersimli için; yüreklere merhemdir. ‘Enerji ihtiyacı’ gerekçesiyle ve aslında ‘güvenlik’ için yapılmak istenen de Dersimlinin merhemsiz bırakılmasıdır.

Bitmez derttir; Dersim insanını yola getiremeyenler onun coğrafyasıyla didişmektedir.

Hemen her yıl yaz aylarında “Güvenlik bölgesi” ilan edilen yerlerde ‘çıkan’ ve ne tesadüf ki (!) devletin bir avuç su bile dökmekten imtina ettiği orman yangınları da öyle.

Gerçi, Dersim’deki orman yangınları Orman Genel Müdürlüğü’nce yangın envanterine alınmıyor, yangından sayılmıyor! İnsanı, ormanı, ağacı, dağı, böceği, bütün bir yaban hayatıyla ‹şüpheli› bir coğrafyanın ‹güvenliği›, bu sayılanların cayır cayır yanmasını seyretmeyi de gerektirebiliyor yani...

Yine, en son, Ovacık’ın Bilgeç köyünde, Nupelda ve Ayaz kardeşlerimizi hayattan koparan karanlık patlamayla gündeme gelen, can ve mal güvenliğini tehdit eden mayın gerçeği... Sınır illeri dışında en çok mayının döşendiği bölgenin Dersim olması da başka bir ‘güvenlik’ unsuru oluyor!

***

Devlet ile Dersim arasındaki güven-güvensizlik hukuku, ülkenin demokrasi sorunundan bağımsız değil elbette. Ama Dersim’i ‘özel’ yapan, geçmişte ona yaşatılan trajedinin ağırlığıyla birlikte, demokrasi mücadelesinin başlıca alanlarına değen sosyolojik-siyasal konumu ve özellikleridir. Kürt sorunu, Alevilik-Laiklik, devrim ve sosyalizm mücadelesi... Dersim küçük bir kenttir belki ama bütün bu sorun ve gerçekliklerin arenası gibidir: Yoksulluk, işsizlik, tarım ve hayvancılığın çökertilmiş olması, yıllar yılı süren OHAL’ler ve mağduriyetler, bitmeyen operasyonlar, KHK’li emekçiler, kayyımla (h)iç edilen kent bütçesi, zaten az sayıdaki işletmede emek sömürüsü, turizm diye piyasaya eklemlenmeye çalışılan ekolojik miras, suyun ticarileştirilmesi adına Munzur’a reva görülenler, çevre kirliliği, kadın cinayetleri, vb...

Ve direniş kuşkusuz ki, hep direniş...

Baskı ve zulüm çarkının, direnişe çağırmak gibi bir ‘akılsızlığı’ da vardır ya, bu akılsızlığı döne döne sistemin yüzüne vuran Dersim, ilerici insanlığa hep övünç bahşetmiştir.

Yerin, göğün, suyun, ağacın, taşın, börtü böceğin kadrini bilenler; deyişleri, ateşi ve aşkın badesini paylaşarak çoğalanlar, iki yıllık kayyım yasağından sonra gerçekleştirdikleri festivalde bir kez daha Munzur’a dönüp söz veriyorlar şimdi:

Sen olmazsan ‘biz’ olmaz!..

* Bu yazı, 19’uncusu yapılan Munzur Festivali dolayısıyla hazırlanan ve sadece Dersim’de dağıtılan Evrensel’in ekinde de yayınlandı.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa