23 Temmuz 2019 04:00

Mülteci sorunu değil "Türkiye’nin mülteci politikası sorunu" var

Paylaş

Suriye’de iç savaşın başlamasından beri siyasetin önemli gündemlerinden birisi de “mülteci sorunu” oldu.

Milliyetçi odaklar ve milliyetçilik istismarı üstünden politika yapan muhalefet partileri, AKP Hükümetinin Suriye politikasını eleştiremedikleri için; can güvenliği kaygısıyla Türkiye’ye sığınmak zorunda kalan mültecileri hedefe koydular.

Oysa mülteciler bu tartışmanın en masum ve mağdur tarafını oluşturuyordu. Ama halkın en geri duygularını istismar etmeyi kolay siyaset yolu olarak gören sermayenin iktidar ve muhalefet partileri; işsizliği, ev kiralarının yüksekliğini, taciz, hırsızlık, kapkaç olayları gibi halkın ekonomik ya da asayişle ilgili şikayetlerini mültecilerin üzerine yıkarak politika yapmayı tercih ettiler.

AKP ise bu istismarcılığı daha da ileri götürdü; kendisini, dünyadaki “Bütün mazlumların koruyucusu”, “İslam’ın bayraktarı ve kurtarıcısı” olarak göstermenin dayanağına dönüştürdü. Gerçek ise daha farklıydı.

AKP İKTİDARI MÜLTECİLERİ İÇ VE DIŞ POLİTİKASINDA MALZEME YAPTI

Erdoğan ve AKP iktidarı Suriye’de Esad rejimini devirmek için, daha ortada ciddi bir mülteci akını yok iken sınırda mülteciler için “Beş yıldızlı kamplar kurulduğu” propagandası başlatmıştı. Çünkü onlar mülteci baskısıyla Esad rejimini devirmeyi hesaplıyorlardı. Esas olarak bu hesap üzerinden “açık kapı” politikası izlendi ve Türkiye’ye gelen “her mülteci” kabul edildi. Sonradan da anlaşıldığı üzere; bu “açık kapı”dan IŞİD ve çeşitli cihatist terörist gruplar da bolca girip çıktı!

Peki sınırdan içeri giren sivil ve masum mülteciler neyle karşılaştı? Onların ellerine bir kimlik tutuşturulup; yaşlı, çocuk, kadın denmeden “Başınızın çaresine bakın” denildi. 81 ile yayılan mülteciler, sözcüğün gerçek anlamıyla yaşam kavgasının içine atıldı.

Peki muhalefet ne yaptı? Hükümetin “Mültecilere 40 milyar dolar harcadık” propagandasının amacını bile görmezden gelerek, Türkiye’nin ekonomik krize sürüklenmesini mültecilere harcanan bu 40 milyar dolara bağladı. Böylesi kolay bir tercihle mülteciler hedef haline getirilmiş oldu.

Esad rejimini devirmek için sahneye konan “mülteci politikası”, sonraki yıllarda AB ile pazarlık konusu yapıldı. Her çözülmeyen sorun karşısında, “Mültecileri uçaklara doldurup Paris’e, Berlin’e göndeririz ha!” tehdidi savruldu. Mülteciler, AKP iktidarının AB ile ilişkilerde en istikrarlı pazarlık aracı oldu!

Nitekim daha önceki gün, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, “Türkiye bu işi kararlılıkla sürdürmezse Avrupa’daki hiçbir hükümet altı ay dayanamaz. Sadece sabrımızı taşırmamalarını tavsiye ediyoruz...” diye AB’yi tehdit etti.

Ki bu pazarlık politikası, mültecileri Türkiye içinde sefalete sürükler ve kapitalist sömürü çarkının dişleri arasına atarken; binlercesinin de Ege’nin sularında boğulmasına yol açtı.

AKP’NİN MÜLTECİ POLİTİKASI, MÜTECİLERİ İSTİSMAR POLİTİKASIDIR

Kısacası AKP Hükümeti “mülteci sorunu”nu;

Önce Esad rejimini, dünyanın gözünde kendi halkına zulmeden bir rejim olarak göstererek, yıkılmasına meşruiyet kazandırmak için kışkırttı.AKP ve Erdoğan bu vesileyle kendisini, “Mazlum hakların koruyucusu”, İslam’ın kurtarıcısı” olarak ilan etti.Sonrasında mültecileri, AB ile sorunları çözmede tehdit olarak kullandı.Ve nihayet mültecileri ucuz iş gücü yaparak (Asgari ücretin üçte biri, yarısı gibi ücretlerle çalışmaya mecbur bırakarak) onları sanayi ve toprak zenginlerinin sömürü dayanağı haline getirdi.

İktidar aradan geçen 7-8 yıl boyunca (Muhalefetin de yardımıyla) mültecileri böyle kullanmasına rağmen, son seçimlerde mülteci politikasının eskisi gibi prim yapmadığını gördü. Dolayısıyla AKP iktidarı ağız değiştirdi. İçişleri Bakanı Soylu, “İstanbul’a yeni mülteci kabul edilmeyeceği”ni, “Suç işleyen ve kaçak mültecilerin ülkelerine iade edileceği”ni ve “Mültecilerin ülkelerine dönmeleri için teşvik edileceği”ni açıkladı. Böylece milliyetçi odakların mültecilere yönelik tacizlerini linç düzeyine vardıran bir baskı ve provokasyon ortamının da önü açılmış oldu.

MÜLTECİLERİN SORUNLARI BÜYÜYECEK!

İçişleri Bakanının açıklamaları, zaten diken üstünde duran mültecileri sokağa çıkamaz, işe gidemez duruma getirmiş bulunuyor.

Önceki gün Ercüment Akdeniz, Hasret Kanat ve Meltem Akyol arkadaşlarımızın yaptığı ve gazetemize manşet olan “Mülteciler evlere ve atölyelere kapandı” haberi de bu gelişmeyi doğruluyor. Haberde mültecilerin içinde bulundukları zorluğun hangi aşamaya geldiği de ayrıntılı biçimde anlatılıyor.

Kısacası, Türkiye’de sayıları milyonlara varan bir mülteci nüfus yaşamaktadır. Türkiye’nin ise bir “mülteci sorunundan” ziyade “mülteci politikası sorunu” vardır! Bu sorunun esas kaynağı da AKP iktidarıdır. Üstelik bugün, iktidarıyla muhalefetiyle sermaye partileri “Mültecileri geri göndermek” konusunda birleşmişlerdir. Bunun anlamı ise mültecilerin yaşadığı travma ve sıkıntıların daha da artmasıdır.

Bu yüzden de demokrasi güçlerine, hak savunucularına özellikle de sendikalara acil görevler düşmektedir. 

  • Mültecilere insanca yaşayacakları koşulların sağlanması,
  • Türkiye’de kalmak isteyenlerin T.C. vatandaşlarıyla aynı koşullarda çalışıp hayatlarını kazanmaları için gereken düzenlemelerin yapılması,

Ve başka ülkelere gitmek isteyenler için gereken desteğin sağlanması gibi taleplerin ileri sürülmesi bu görevlerden başlıcalarıdır. Elbette mülteci düşmanlığına, kışkırtılan şoven ve ırkçı saldırılara karşı durmak ve halkı aydınlatmak da bu görevin bir parçasıdır.

Unutulmamalı ki, mültecilerin bir bölümü ülkelerine dönse (Ya da bir bölümü Avrupa’ya gitse) bile büyük çoğunluğu Türkiye’de kalıcıdır. Ve mülteci işçiler işçi sınıfımızın bir parçası olacaklardır, olmaya başlamışlardır.  

Bu yüzden de “Eşit haklara sahip olarak çalışmalarının sağlanması”ndan başlayarak, mülteci işçilerle yerli işçiler arasındaki rekabete son verilmesi ve sınıf kardeşliğinin geliştirilmesi son derece önemlidir.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa