21 Temmuz 2019 05:44

İnkârın kör kuyusundaki esaret ve linç!

Paylaş

Görmezden gelebilir, inkâr edebilirsiniz ama gerçeği gerçek olmaktan çıkaramazsınız. İnkâr, esarettir aslında. Bir an bile yakanızı bırakmayan gerçeği görmemek, duymamak için aklınızı, ruhunuzu, bilincinizi hapsettiğiniz kör kuyulardaki esaretiniz... Irak Kürdistan Bölge Yönetimi’nin pasaportunu taşıyan ve gezi amacıyla Trabzon’daki Uzungöl’e giden gruba, üzerinde “Kürdistan” yazılı atkılarla fotoğraf çektirmek istedikleri için saldıran, öldüresiye döven ırkçı güruh bunun farkında değildir elbette!

Yüz yıllık bir ‘kırmızı çizgi’li devlet stratejisinin sistematik olarak kazdığı milliyetçi-inkâr kuyusunun en dibinde yer tutan zavallılar, bilmezler nasıl bir esaret içinde debelendiklerini...

Kuşatıldıkları ‘yalan dünyası’nın güdümleyen, koşullayan karanlığından öfke ve kin kuşanıp lince koşarlar.

Düşünmekten, idrakten yoksun kılınmış hayaletler gibidirler.

İçselleştirilmiş vandallıklarının ‘meşruiyetini’ o malum ‘kırmızı çizgili’ stratejilerce salgılanmış ve günlük yaşamların olağan bir parçası olmuş inkâr müktesebatında aramak gerek...

“Kürt yoktur, Kürdistan yoktur.”

Nokta!

Gerisi sorgusuz sualsiz bir aklın iptali hali...

Linç ettikleri, Türkiye Cumhuriyeti’nin resmen tanıdığı Kürdistan pasaportları taşıyormuş; Kürdistan bölgesinde T.C. konsolosluğu varmış; ‘tahrik’ olunan o bayrak uluslararası ilişkilerde hukuksal meşruiyete sahipmiş...

Geçin bunları...

Aslolan kafalara kazınmış müktesebat, ezberletilmiş pratiktir!

Hem bu Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin bağımsızlık referandumu “iç güvenlik sorunu” olarak değerlendirilip teyakuza geçilmemiş miydi daha iki yıl önce?

“Kürdistan Irak’ta, defolup oraya gidin” restiyle ‘kapı göstermenin’ üzerinden ise yıl bile geçmedi.

‘Başkan’ buradaki Kürde ‘orayı’ adres gösterip ‘yallah’ derse, ‘oradan’ gelen Kürdün burada lince uğraması da mukadder olur.

İstanbul’daki Kürt oyları için Diyarbakır’a gidip ‘Kürdistan’ demek kolay!

“Bin yıllık kardeşliğimiz... Etle tırnak gibiyiz... Dış fitneler bölüyor bizi... Kürt kardeşlerimiz saygın vatandaşlarımızdır...” falan filan...

Siyasal inkâr çizgisi korunduğu sürece, inkâr müktesebatıyla zehirlenmiş sosyopatların sürüsüne bereket...

‘Tahrik’ olmak için gerekçe mi yok:

“Kürtçe konuştu... Peşmerge kıyafetliydi... HDP’liydi... Terör örgütünün işaretini yaptı... Telefonunda Kürdistan bayrağı vardı...” vs...

“Mezarlığımızda Kürt istemiyoruz” denilmedi mi bu ülkede? Ölüler bile lince uğramadı mı?!

Nasılsa soruşturma yok, ceza yok, atış serbest...

Bakın Trabzon Valisi’nin açıklamasına, lince çıkan hayaletlerin cüret ve pervasızlıklarının kaynağını anlarsınız:

“...üzerinde Kürdistan yazılı atkı ile fotoğraf çekildikleri sırada yöre halkı tarafından kendilerine tepki gösterilerek kısa süreli arbede yaşanmıştır... Vatandaşlarımız sakinleştirilmiş ve durum kontrol altına alınmıştır... 9 Irak uyruklu şahıs hakkında gözaltı işlemi yapılarak adli tahkikata başlanılmıştır”

Böyleyken böyle işte...

Sonuç?

Saldırıya uğrayanlar gözaltına alınıp sınır dışı edilmişler...

Bu kadar basit.

Fail buhar olup uçuyor, mağdur ise failleşiyor.

Klasik devlet pratiği böyle işliyor...

Bırakın Trabzon’u, Ankara’daki Meclis kürsüsünde bile “Kürdistan”, “Kürt illeri”, “Kürt coğrafyası” gibi sözcüklerin telaffuz edilmesi Genel Kurul’dan men ve para cezaları konusu... Geçenlerde bu ifadelerin bilimsel ve tarihsel boyutunun belirlenmesi için Araştırma Komisyonu kurulması önergesi, “kaba ve yaralayıcı ifadeler bulunduğu” gerekçesiyle kabul edilmedi.

‘Kürdistan’ sözcüğü Meclis Başkanlığı’nca ‘kaba ve yaralayıcı’ bulunuyorsa, Trabzon’daki gözü bağlanmış ırkçılar için de kaba linç ve ölümüne yaralamanın konusu olur böyle!

Uzatmayalım; bütün bu hikâyelerin dönüp dolaşıp buluştuğu bir gerçek var:

Kürt meselesi aslında bir Türk milliyetçiliği sorunudur.

Demirtaş’ın savunmasında vurguladığı gibi: “Ben bir Kürdüm. Siz bana Kürt değilsiniz demedikçe Kürtlüğümü çok da hatırlamıyorum doğrusu... Rumeli diyeceksin, Kürdistan demeyeceksin!...”

Evet, bütün mesele, ‘Kürt değilsiniz, Kürdistan yoktur’ dayatmasında...

‘Kürt realitesi’nin tarihsel ve güncel ağırlığı karşısında bu ‘kaba’ ve ‘yaralayıcı’ dayatmayla alınacak yol bellidir.

Bu yol yol değildir!

Eşyanın tabiatına inanın, hayattan öğrenin biraz.

Ve ayrıca;

İnkârın kör kuyularında esir tuttuğunuz linççi hayaletlerin de insanca düşünmeye, insan olmaya hakları vardır...

Bu haklarını esirgemeyin onlardan!

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa