16 Temmuz 2019 04:07

İnsanlık onuru işkenceyi yenecek

Paylaş

12 Eylül sonrasında Emil Galip Sandalcı ilk kez Osman Mehmet Önsoy’un işkencede ölümüne ilişkin Demokrat gazetesinde çıkan yazısından dolayı gözaltına alındı. Daha sonra Selimiye’den serbest bırakıldı.

Suçlama “hedef göstererek doktor yüzbaşının öldürülmesine sebep olmak”tı.

Dava açılıp açılmadığını bilmiyorum. Şimdi olsa herhalde, bırakın serbest bırakmayı, Altan kardeşler gibi çoktan müebbet hapse mahkum olmuştu.

1982 yılında Demokrat gazetecisi olarak sıkıyönetimce gözaltına alındığımızda, beni sorgulayan üst düzey komiser, işkence haberleri ile kendilerini hedef gösterdiğimizi söyleyecekti. Ben de gazetecilik olarak bunun görevimiz olduğunu söyleyecektim.

3 hafta Gayrettepe’nin tıkış tıkış hücrelerinde kaldıktan sonra, şansımıza denizci yarbay olan bir askeri savcı düşmüştü Selimiye’de, benim, Adnan ve Aslan’ın sorgusu kısa sürmüştü. “Terör örgütü” ile ilişkili olmakla suçlanıyordu gazete. Şimdiki bizim Özgür Gündem davası gibi.

Ama Emil abininki uzun sürdü. Herhalde asıl sorular ona yöneltiliyor diye düşündük. Gülerek çıktı odadan. Meğer bizim denizci savcı gençliğinde kısa süre gazetecilik yapmış, Emil abi de onun elinden tutmuş.

Savcı Emil Abiye “Serbest bırakılmanızı isteyeceğim, ama komutanlık itiraz edip, yeniden tutuklanmanızı isteyebilir” diyecekti.

Bizim bırakıldığımız günün ertesi, ben Aslan abi ile ofisinde telefonda konuşur, onu bilgilendirirken, “36 aydın olarak bu gazeteyi çıkardığımız için gurur duyduğumuzu belirttik” derken, sesi biraz değişti ve “geldiler” dedi.

O da bırakıldı. Ama kısa bir süre sonra, vapurla Kadıköyden Eminönü’ye geçerken, gazetede “ABK tutuklandı” diye bir haber gördük. Meğerse onun bırakılma kararına komutanlık itiraz etmiş. Gerçi onun da Selimiye’de hapisliği bir hafta sürdü. İtiraza itiraz falan derken. Olan ABK’nin saçlarına oldu. Tutuklu statüsüne geçtiği anda saçları kesildi. Bir süre kasketle gezdi Aslan Abi. Abisi Adnan Başer o sırada darbe hükümetinin Maliye Bakanı!

Gazete çıkarken Aslan BK, Emil GS ve gazetemizin harika işletme müdürü Ömer Kamil, Sıkıyönetim Komutanı Üruğ’dan randevu almışlar, ona işkence konusunda duyuruda da bulunmuşlardı.

General Ürüğ, adli işlerden sorumlu Binbaşı ya da Albay Adnan’a dönüp, “Bak, neler diyorlar” demişti.

Bir de Ömer Kamil, gençliğinde Üruğ’un oğlu ile basket oynamış çıkmaz mı?

Belki bütün bunların etkisi olacaktı serbest bırakılmamızda.

ABK 1988 ya da 89’da pasaport için başvurunca, kendimizi 1. Şube’de bulduk yeniden. Dava yeniden ısıtıldı “itirafçı” ifadeleri ile 2. Ağır Cezada ve beraat ile son buldu 1990 yılında.

Emil Abinin 12 Eylül döneminde devam eden bir başka davası da Yazarlar Sendikası davası olacaktı yönetiminde olduğu için. Bu davada 1985 yılında beraat ile son buldu ve cunta tarafından kapatılan TYS yine Aziz Nesin başkanlığında 1987 yılında yeniden kuruldu.

Ama Emil Galip bu kez İHD İstanbul Şube Başkanı olarak yargılanmaya başlayacaktı.

12 Eylül’ün 90 gün gözaltılı en karanlık günlerinde, siyasal tutukluların durumu ile ilgilenmeye cesaret eden çok az sayıda insan vardı. Yabancı insan hakları savunucularını, tutsak aileleri ile, turistik mekanlarda, Sultanahmet, Ayasofya gibi yerlerde buluşturuyorduk. Emil Galip gibi cesur aydınlardan biri de Murat Belge idi.

Gerçi ikisi de daha 12 Mart döneminde cesaretlerini kanıtlamışlardı ve bu nedenle tezgahtan geçmişlerdi. Kolay mı, Deniz’in idamına karşı imza toplamak, Mahir’i evinde misafir etmek!

Ankara’da Arkadaş dağıtımdan gözaltına alınan bir arkadaş Mamak Kadınlar bölümünden 1981 Mart ya da Nisanı'nda serbest bırakılınca, Julius diye bir Alman arkadaş ile onun Dal Grubu, Mamak kafes ve yıkım, tecrit uygulamaları hakkında tanıklığını alıp (bu büyük cesaretti tanığımız açısından) Tageszeitung’da ilk ciddi bilgilendirmenin çıkmasını sağlamıştık.

Birgün Emil Abiyi ziyaret ettiğimde, Halkın Kurtuluşu dergisi yazı kurulunun tutuklandığı haberini alacaktık. Kızı Defne ve eşi Mustafa’nın da. Zor günlerdi. Emil Abi, 12 Mart döneminde işkenceden sakat kalan bir gencin sorumluluğunu üstlenmiş, adeta evlat edinmişti.

İHD o kadar yoksuldu ki, İstanbul şubesinin ofis tutacak parası olmadığı için yönetim kurulu toplantıları Emil Abinin Teşvikiye’deki evinde yapılırdı. Resmi olarak da, Avukat Bekir Doğanay’ın bürosu ofis olarak gösterilmişti. İHD’nin ilk teksir makinasını (ki ülkeye sokmak yasaktı) 1984 yılında Irak Kürdistan’ında öldürülen gazeteci Lissy Schmidt getirmeyi başaracaktı. 

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa