16 Temmuz 2019 04:05

6222 veya “Yasağa yorum katmak”

Paylaş

2011 yılında ilk kez hayata geçirilen ve o günden bugüne dek üçüncü kez değiştirilen 6222 sayılı kanun, ya da kamuoyundaki yaygın adıyla “Sporda Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun”, Meclisten geçerek yasalaştı. Yeni halindeki en önemli fark ise, ‘spor alanı’ tanımının genişletilmesi oldu… Bu hususa değinmeden önce, TFF eski Genel Sekreteri Prof. Dr. Emre Alkin’in bu konudaki yorumlarından bazı alıntılar yapmak istiyorum…

Kadına, çocuğa, hayvanlara ve doğaya dönük şiddetin Türkiye’de baş edilemez noktalara gittiğini öne süren Alkin, emniyet güçleri ve savcıların yorum kabiliyetine güvenen bir düzenlemeye imza atıldığını ifade ederek, değişikliği 80’li yıllarda Margaret Thatcher’ın da yaptığı değişikliklere benzetmiş.

Verdiği örnek oldukça manidar çünkü herkesin bildiği üzere Thatcher, uzlaşmacılık karşıtı ve sendika düşmanı bir yöneticiydi. Madencilikle geçinen kesimlerin kendilerini bir daha asla toparlayamayacağı girişimlerinin yanı sıra devleti küçülterek özel sektörün kapladığı alanı büyütmeye dönük hamleleri ve kendisine yakıştırılan “Demir Leydi” lakabını benimseyebilecek kadar ‘enteresan’ bir psikolojiye sahip oluşuyla sadece ülkesinin değil, dünyanın da gündemine defalarca damga vurmuştu. İşsiz sayısının 3 milyonu aştığı bir ülkede önceliğini özel sermayenin güçlenmesine, sosyal konutlarda yaşayanların oturdukları evleri satın almasına veren Thatcher örneği aslında bu kapsamda “biraz” yanlış bir yaklaşım gibi geliyor…

Ancak özelleştirme veya serbest piyasa edebiyatı genel manada sevilen bir yaklaşım. Her nedense bu tarz romantizmin takipçisi olanlar, en basitinden TEKEL özelleştirmesinin ülkeye verdiği zarara yarım ağızla bile olsa kınama getirmiyorlar. Bu da asıl niyetin bu olmadığı izlenimi uyandırıyor. Konumuz sadece özelleştirme olsa, örnekleri çoğaltırız. Mamafih biz 6222’den ilerlemeye devam edeceğiz. Emre Alkin, çok sevdiği bu kanundan şöyle bahsediyor:

“Öyle bir tarif edilmiş ki, Beşiktaşlılar Vodafone Arena’ya giderken rıhtımda yan yana gelip yürümeye başlıyorsa, burası da spor alanı sayılıyor… Taraftarların metronun içinde veya dışında yaptıkları tezahürat kanunda yer alan şiddete teşvik tanımlamasına giriyorsa emniyet de savcılar da görev yapabilecek.”

Bu tarz girişimlerin kapsamının artacağı, yıllardır alt liglerde yaşanan örneklerle sezdiriliyordu zaten. Rakip takımın Facebook sayfasının altına yorum yapan taraftarların, takımlarına seyircisiz maç veya tarafsız saha cezası aldırmışlığı vakidir. Yahut, bir sene önceki maçta ufak bir arbede çıkmışsa sonraki sezon taraftara deplasman yasağı gelmesine kesin gözüyle bakılıyordu… Bu yasa değişikliği de son yıllarda bir gelenek haline gelen, vatandaşı jurnalciliğe teşvik eden girişimlerin bir yeni halkası olarak, tüm ligleri detaylı bir şekilde ilgilendirecek gibi görünüyor.

Altınbaş Üniversitesi Rektörü Emre Alkin yasayı sevmiş, beğenmiş ve benimsemiş, hatta “Kurunun yanında yaş da yanacak ama gerekli” diye buyurmuş olabilir. Bu tarz buyrukları en son ‘Yetmez Ama Evet’çiler kullanıyordu mesela… ‘Yettirene kadar hayır’ demek yerine sıkıntısı kendinden menkul bir değişimin bayraktarı olmuşlardı… Sayın Alkin de şimdilik ilk destek bayrağını açan isimler arasında olmuşa benziyor.

Kendisine bir şey hatırlatmak istiyorum sadece, bu vesileyle tekrar gündeme taşımış olalım hem de… Bu ülkede Sivas’taki doğuştan konuşma ve işitme engelli taraftara “Kötü tezahürat” gerekçesiyle bir maç men cezası geldi. Sözün özü bu garabet ve fişleyici uygulama, yapılması amaçlanan şeyi bile doğru dürüst hayata geçiremiyordu. Şimdi bir de Emre Alkin’in deyimiyle, savcıya ve polise ‘yorum’ hakkı getirildi. Haliyle sormak gerekir:

Şu ortamda kendisini ‘emniyette’ hissetmeyen taraftar var mıdır?

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa