14 Temmuz 2019 04:10

Hukuk olsun peki!

Paylaş

“Onca hukuka aykırılık oluyor, sen hukukçusun, hukukla ilgili bir şeyler yazsana” diyorlar.

Böyle diyenler benden olmayan bir şey hakkında olmayanın mağdurları yararına fikir beyan etmemi bekliyorlar.

Ben de yazıyorum işte!

Soruna özgürlük düzeyinde yaklaşmak ve bu konuda düşünce oluşturmak istiyorsanız işe özgürlük ile güvenlik arasındaki etkileşime ilişkin var olan bilginizi sorgulamakla başlayın derim.

Kendinize sorun: Özgürlüğün güvenliği ‘ama’lı ya da ‘ancak’lı özgürlükler düzenlemeleri midir? Özgürlüğün güvencesi özgürlükler düzenlemelerinde ‘ama’ların, ‘ancak’ların asla yer almaması mıdır? Sorun kendinize: “Herkesin özgürlüğü başkasının özgürlüğüyle sınırlıdır” diyenlerden misiniz? “Hiç kimsenin özgürlük başkasının özgürlüğüyle sınırlı değildir” diyenlerden misiniz? Sizce  “Özgürlüğün sınırı olmalı” mıdır? Yoksa, “özgürlük sınırsızsa özgürlük müdür?”

En önemli soru: “Güvenlik, başkalarını özgürlüğün sınırlarının aşılmasına karşı korumak mıdır?” Yoksa, “Güvenlik, özgürlüğü özgürlüğün sınırsız ve özgürce kullanılmasını engellemeye çalışan başkalarına karşı korumak mıdır?”

Siz bu konudaki birikimleriniz sonucu edindiğiniz bilgiyi gözden geçire durun, ben ne düşündüğümü anlatayım.

Evelemeden söyleyeyim: Özgürlüğün sınırı yoktur; özgürlük, adı üstünde, sınırsızsa özgürlüktür. Bana “yani öldürmek serbest mi olacak?” diye sormayın! Bu soruyu, düşüncemi söyleyerek tartışma başlattığımda ilk tepki olarak hukuk birinci sınıf öğrencileri soruyorlar. Ve tartışma başlıyor. Adam öldürmek özgürlük değildir. Özgürlük, davranışlarımızı yönlendiren tarihsel-toplumsal/kültürel bilgi birikimimizin kaynağındaki doğal yetilerimizin toplumsal ifadesidir. Özetle, sınırlanması gereken özgürlüğün kendisi değil, özgürlüğü kullanırken gerçekleştirdiğimiz davranışımız/davranışlarımızdır. Hangi davranışımızı/davranışlarımızı hangi nedenle/nedenlerle sınırlamalıyız?

Bu soruyu sorduk mu, hukuk alanına gireriz. Davranışımız/davranışlarımızla kendimiz ile hukukun hakkın öznesi olarak tanımladığı bir ‘kişi’ ile ya da kişi tanımı dışında kalan ve evrende somut olarak var olan bir ‘şey’ (eşya) ile ilişki kurarız. Hukuk bazı ilişkilerin kurulmasını yasaklar. Örneğin bir ‘kişiyi’ öldürürseniz onunla ilişki kurarsınız ama bu ilişkinin kurulması yasaktır; yani bu ilişkiyi kurmamanız, o kişiyi öldürmemeniz gerekir. Tarihi eserin duvarını yıkarsanız tarihi eserin duvarı (‘şey’) ile ilişki kurarsınız, ama bu ilişki yasaktır; yani bu ilişkiyi kurmamanız, tarihi eserin duvarını yıkmamanız gerekir. Sonuçta kurulması yasaklanmış bir ilişkiyi kuran davranışınız nedeniyle cezalandırılırsınız. Verdiğim örnekler sıradan, basit örnekler; ama hukukun kendisi o kadar basit değildir. Bir kere, ilişki kurmaktan söz edildiğinde, ilişki kurulan varlığın hukukun hakkın öznesi olarak kabul ettiği ‘kişi’ ya da hukukun kişi dışında hakkın konusu olarak tanımladığı ve evrende somut olarak var olan bir ‘eşya’ (şey) olması gerekir. Eğer ‘kişi’ olarak tanımlanmamış bir kurgusal varlığı, örneğin embriyoyu ya da ‘yapay zekayı’ hak sahibi kılan veya ‘kişi’ olarak tanımlanmamış bir kurgusal varlıkla ya da evrende somut olarak var olmayan bir varlıkla, örneğin toplumun hassasiyetleri, inançlar, hatıralar, egemenlik, milli birlik vb. ilişki kuran bir düzenleme varsa, bu düzenlemeler hukuk dışıdır. Ayrıca cezalandırılmak istenen davranışın kurulması yasaklanmış bir ilişkiyi somut olarak kurmuş olması gerekir. Örneğin kurulması düşünülebilecek, mutasavver ama kurulmamış bir ilişkiye yönelik olan; ilişkinin kurulması bakımında acil, güncel ve mevcut bir tehlike içeren eylem oluşturmayan; propaganda gibi bizzat ilişkiyi kurmayan veya iltibas gibi uyduruk ya da özendirmek gibi etkisiz kavramlarla tanımlanan davranışların cezalandırılması da hukuk alanı dışındadır. Üstelik ilişkiyi kuran davranışı ya da o davranışla ilişkinin kurulduğunu kanıtlamak için baş vurulacak deliller de, örneğin evdeki kitap, atılan tweet, üzerinde bulunan broşür, bilgisayarında sakladığı belgeler ve bunlar gibi “üç korner bir penaltı eder” kabilinden mahalle arsası sahasında küçükler arası futbol maçı kuralları da hukukun uygulama alanı dışındadır. Bitmedi; yargı … tamam, tamam uzatmayalım; ama şunları da unutmayalım; yargının örgütlenmesinde özerk bir adli tıp (adli polis), özerk bir yazı işleri müdürlüğü yapılandırılmadıkça güvenilir ceza yargılamasından söz edilemez.

Ayrıca; sanık, hakkında verilen mahkumiyet kararı kesinleşinceye kadar masumdur. Yani suç işlememiş sayılır. Suç işlememiş kişinin özgürlüğünü kaldıramazsınız; onu tutuklayamazsınız. Bir kişinin tutuklanmazsa işlemeye başladığı suçu sonlandıracağı ya da bir başka suç işleyeceği konusunda güçlü deliller varsa o kişi ancak o zaman ve kısa bir süre için (örneğin en çok altı ay süreyle) tutuklanabilir. Kaçacaksa? Kaçırmayın! Kaçarsa yakalayın! Yakalayamıyorsanız, istifa edin! Delilleri yok edecekse? Ettirmeyin! Delilleri toplamadan soruşturma başlatmayın! Bunları yapamıyorsanız istifa edin! Özgürlüğü sınırlamayın, özgürlüğü sınırlamaya kalkmayın!

Ben yıllar oluyor, hukuktan istifa ettim; hukuk artık yok diye istifa ettim. Olmayan bir şey sanki varmış gibi yazamıyorum, yazmak da istemiyorum. Tutuklama bakımından tutuklanan kişiler arasında veya tutuklama kararı verilen suçlar arasında eşitlik talebi adaletsizliği giderecek çözüm gibi algılanmaya başlamışsa: ya da düşünce özgürlüğü savunulurken bu düşünce beyanında propaganda yok, şu düşünce şiddet içermiyor diye savunma yapılıyorsa ya da nefret içeriyor diye bir düşünce açıklamasının suç sayılması isteniyorsa hukuka, özellikle özgürlüğe oldukça uzaktayız demektir.

Yazmam istendi, yazdım. Başka ne diyebilirim ki?

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...