11 Temmuz 2019 03:22

Alacakanlıkta yıkıntılar arasında

Paylaş

Kanatlarını gövdesine dolamış / Yaralı kuş
Kendine ağıt yakan kent / Tenhaydı / Tüm vakitler
Yaralı kuşa sardım saçlarımı
Titreyen çocuğun bedenine / Nefesimi
N. Mehmet Güler

2011 yılının Ekim ayı çok yoğun geçti benim açımdan. Önce Frankfurt kitap fuarındaydım, IPA Yayınlama Özgürlüğü Komitesi yıllık toplantısı için. Sonra alelacele geriye dönüş acı bir haberle.

Kalp rahatsızlığına karşın 2 yıldır haksız yere hapiste tutulan ve tedavi edilmeyen çevirmen Suzan Zengin, bırakıldıktan sonra yapılan zorlu kalp ameliyatından sonra girdiği 15 gün komadan sağ çıkamamıştı. Cenazesinin ancak sonuna yetişebildim.

Sonra Diyarbakır’a gittim. Diyarbakır Ana kent ve Bağlar belediyesinin omuz vermesi sonucu, on yıllardır kapalı olan Surp Giragos Kilisesinin açılışını izlemek için.

Biz gerilerde, Raffi Hovannisian ile gözlemliyorduk açılışı. Bir düş gerçekleşiyordu. Oğlu Garin’in kitabını babası Robert, Agos’ta vermişti bana. Dört kuşağın öyküsü…(*)

Raffi’nin eşinin ve Garin’in ben Kandıra’da hapiste iken, Belge Yayınlarını ziyaret etmesi beni çok duygulandırmıştı. 

Tuhaf bir psikolojim vardı Diyarbakır’da, uyurgezer gibiydim.

Ve bir gece Sur’a iç kaleye yürüdüm, alaca kanlıkta, birçok resim çektim.

Eski cezaevinin çevresinde yapılan kazılarda iskeletler çıkmıştı. Kim bilir hangi zamandan kalan.

Alacakaranlıkta yıkıntılar arasında dolaşmak.

Sanki yaklaşan felaketi hisseder gibi. Gerçek Diyarbakır, Suriçi neredeyse tamamen yok oldu 2015 sonbaharında.

Nereden bilebilirdim, Suriçi de eski Van gibi ölü bir şehir olacak bir süre sonra.

Ve Hrant gibi, Tahir Elçi de vuruldu, kadim Amed’in yıkımını engellemeye çalışırken.

Tam o sırada Van yerle yeksan olmaz mı? Yani alametler belirmişti Nazım’ın deyimi ile.

28 Ekim sabahı Büşra Hocanın ve genç Büşra’nın gözaltına alındığını öğrendim. Sağa sola haber verdim. 28 Ekim akşamı 7 sularında Erenköy’deki evime vasıl oldum.  Bahçe kapısını açarken göz altına alındım TM’nin genç timi tarafından. Herhalde akşama kadar karar verememiş yukardakiler. Yoksa adetleri sabahın köründe gelirler. Zaten önceki gün de takip altındaymışım. İcadiye’de yürürken genç birileri “merhaba hocam” diye selam vermişlerdi.  Okurlarım sanmıştım. Meğerse değillermiş!

Bütün bunları bana, N. Mehmet Güler’in  “Yasak Nehrim” adlı yeni şiir kitabı hatırlattı. 

Güler’den, her y ana çekilen,  kimsenin de ne olduğunu anlamadığı 2007’den beri birçok kimsenin gözaltına alınan KCK hakkında bir kitap yazmasını istemiştim. Yazdı. Yazar ve yayıncı olarak birlikte yargılandık, mahkum olduk. (**)

Ama nereden bileyim, KCK İstanbul (Asıl adı BDP Siyaset Akademisi Davası olmalıydı) davasından dolayı 2011-12 arası 5 ay tutuklu kalacağımı, ve yıllar sonra 2018 yılında yeni heyetin benim için Kırmızı Bülten isteyeceğini!

(*) Garin K. Hovannisian, Anıların Gölgesinde/ Bir Ermeni Ailesinin Yüzyılı, Belge Yayınları 2013
(**)N. Mehmet Güler, KCK Dosyası, 2010. Ve 12 Eylül sürecini anlatan romanı, “Ölümden Zor Kararlar”, 2 cilt, 2009, 2012). Ve şiir kitabı: Sessiz Dans, 2009.
 

 

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa