11 Temmuz 2019 03:50

İşçilerin sefalet sözleşmelerini aşmasının bir yolu var!

Paylaş

200 bin (KHK ile taşerondan kadroya alınanlarla birlikte 500 bini aşkın) kamu işçisi için yürütülen toplu sözleşme görüşmelerinde Hükümet, Türk-İş’in teklifine yanıt verdi.

Hükümet, 3 bin 500 TL altında ücret alanlara “60 TL seyyanen iyileştirme zammı” ile “ücretlere yüzde 5+4 zam” teklif etti!

Türk-İş Koordinasyon Kurulu ise toplu sözleşmede “en düşük kamu işçisi maaşının 3 bin 500 liraya çıkarılması”nı, “tüm kamu işçilerine seyyanen brüt 300 lira zam”, “ilk altı ay yüzde 15”, “iki, üç ve dördüncü altı aylar enflasyon+3 puan refah payı” talep etmişti.

Hükümetin teklifi karşısında Türk-İş’in Genel Başkanı Ergun Atalay, “Bu teklifin konuşulacak bir tarafı yok. Nefes alacak bir ücret istedik ama bu ücretle nefes almayı bırakın adım atacak halimiz yok” diyerek tepki gösterdi. Atalay, “Yasalar ne emrediyorsa biz sendikacılar onu yapmakla mükellefiz” diyerek, “gerekirse grev yaparız” imasında bulundu.

TİS’LER KRİZİN FATURASINI EMEKÇİYE YIKMAK İÇİN KULLANILIYOR

Türk-İş Başkanı Atalay’ın tepkisinden Hükümetten daha iyi bir teklif beklediği anlaşılıyor.

Ancak, emeklilere yüzde 5-6 zam yapılmasından, TÜPRAŞ’ta, Hükümetin emrindeki YHK‘nin Koç Holding’in yüzde 10 zam teklifini görmezden gelerek yüzde 6 zam yapmasından, kamu işçilerine de yüzde 5-6 dolayında bir zam teklifi yapacağı besbelliydi.

Çünkü patronlar ve hükümetleri, krizin faturasını işçilere yıkmakta kararlıydı ve TİS’leri de bu amaçla kullanacaktı!

Zaten uzunca bir süreden beri TİS’ler, “beklenen enflasyon”a bağlanmıştı ve bu sınır ancak ciddi mücadelelerle aşılabiliyordu.

“Beklenen enflasyona bağlanan zam” oyunu, hep emekçinin aleyhine işledi. Çünkü TÜİK’in enflasyonu ile emekçinin enflasyonu birbirinden çok farklıydı. Ki, bu işçiler, emekçiler için gerçek ücretlerin ve gerçek maaşların kesintisiz biçimde erimesi anlamına geliyordu.

Hele son bir yılda TÜİK’in enflasyonu ile emekçini enflasyonunun farkı çarşı pazarda açıkça görülüyor.

Şimdi, “beklenen enflasyon”un Hazine Bakanı Albayrak tarafından Ekim ayından itibaren yüzde 10’un altına düşeceği ilan edildi. Böylece ücret ve maaşlara zam da “beklenen enflasyon olarak ilan edilen yüzde 9’lar” düzeyine çekilmiş oldu.

İŞÇİLERİN VE KAMU EMEKÇİLERİNİN BİRLEŞİK MÜCADELESİ

TÜPRAŞ işçilerine, SGK emeklilerine yapılan zamdan sonra Hükümetin Türk-İş’in teklifine verdiği karşı teklif açıkça göstermektedir ki;

3 milyon kamu emekçisi ve 2 milyon memur emeklisinin ağustos ayında yapılacak TİS görüşmelerinde Hükümet,150 bin dolayındaki metal işçisini kapsayacak olan Türk Metal, Birleşik Metal-İş ve Çelik-İş arasında Eylül ayında yapılacak TİS görüşmelerinde MESS,Tekstil işkolu grup sözleşmesinde, diğer işkollarındaki TİS görüşmelerinde patronlar, yaklaşık olarak, Türk-İş’e verilen yüzde 5+4’lük teklifle oturacaklardır.

Bu tablodan çıkacak ilk mantıklı sonuç, Türk-İş, DİSK, Hak-İş, Memur-Sen, KESK, Kamu-Sen ve öteki tüm kamu emekçisi konfederasyonlarının teyakkuza geçerek, sermaye ve hükümetinin karşısına, hep söyledikleri gibi, “Krizin faturasını biz ödemeyeceğiz. Krizi çıkaranlar ödesin” diyerek çıkmalarıdır.   

Ancak burada Türk-İş’in hem en büyük işçi konfederasyonu hem de şu anda Hükümetin işçileri sefalete terk etmesi, hatta aşağılaması anlamına gelen teklifinin muhatabı olarak, bu mücadelede inisiyatif alan bir tutumu alması ve gerekli girişimleri yapması daha önem kazanmıştır.

Burada konfederasyonlardan çok, ileri işçiler ve mücadeleci sendikacılara görev düştüğünü, ancak tabandaki mücadelelerinin üst yönetimleri baskıladığı ölçüde merkezlerin mücadeleye çekilebileceğini gazetemizin sürekli okurları biliyorlar.

İŞÇİNİN DİKKATE ALACAĞI YASALAR SADECE SINIF MÜCADELESİNİN YASALARIDIR

Patronlar ve hükümetleri cephesinin amaçlarına varmak için çok kararlı olduğu tartışılmazdır. Bu yüzden de önümüzdeki TİS mücadelelerinin çok çetin geçeceğini söylemek, sadece gerçeği ifade etmek olur.

Ancak Türk-İş Başkanı Atalay, hükümetin teklifi karşısında tepkisini ifade ederken, “Yasalar ne emrediyorsa biz sendikacılar onu yapmakla mükellefiz” diyerek, belki grev hakkının olduğuna da dikkat çekmek istedi, ama içinden geçilen süreçte, yasalara böylesine vurgulu bir bağlılık göstermesi de en hafifinden sorunlu bir yaklaşımdır.

Çünkü Hükümet ve patronlar; yasaların öteki yüzünü de okuyorlar.

Örneğin TÜPRAŞ’ta patronlar sözleşmeyi YHK ‘ye götürürken yasaları kullandılar. YHK de yasaların kendisine verdiği yetkiyi kullandı.

Eğer yüzbinlerce kamu işçisini kapsayan sözleşme grev aşamasına gelirse, hükümetin grevi yasaklayarak (AKP iktidarı boyunca 15 grevi yasakladı), sözleşmeyi YHK’ye götürülmesini sağlayarak, sonucu istediği gibi çıkaracaktır.

Bu yüzden de bu süreçte sendikacılar, yasalara uygun davranmayı öne çıkarmak yerine, sınıfın çıkarları dışında hiçbir yasa koşulla sınırlanmamış bir mücadeleyi esas almak durumundadırlar.

Çünkü söz konusu olan mücadele olduğunda işçiler sadece sınıflar mücadelesini yasalarını dikkate alan, kendi talepleri etrafında birleşerek, başka bir şeyle sınırlanmayan bir mücadeleye girdikleri ölçüde başarılı olabilirler.

İşçiler ve kamu emekçileri böyle bir mücadele yoluna girerlerse, Hükümet ve patronların dayattığı ve dayatacağı sefalet sözleşmelerini aşarak, kendi taleplerine yakın sözleşmeler yapmayı başarabilirler. 

Dönem böyle bir mücadeleyi gerektiriyor. Burada en önemli görev de ileri işçilere, mücadeleci sendikacılara düşüyor. Konfederasyonlar ve sendikalar da böyle bir mücadeleyi göze aldıkları ölçüde gerçek sendikalar olmayı hak edebilirler.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa