10 Temmuz 2019 07:40

SETA raporu hangi stratejinin devamı?

Paylaş

SETA’nın İsmail Çağlar, Kevser Hülya Akdemir ve Seca Toker imzası ile yayınladığı ‘Uluslararası Medya Kuruluşlarının Türkiye Uzantıları’ başlıklı raporuna daha önce, raporda anılan gazetecileri ve basın kuruluşmalarını fişleyerek hedef haline getirme yönüyle bir giriş yazısıyla değinmiştik. Bu devam yazısı ise, raporun kendisini inşa ettiği ideolojik zemin ve stratejiye dair.

Rapor temel olarak, iktidarın ‘yerli ve milli’ politika söylemiyle kendi etrafında bir dünya tarif etmesinin ardından, bu politikayı canlı tutabilmek ve geçerli kılabilmek için ihtiyaç duyduğu ‘ajan’, ‘hain’ ve ‘düşman’ üretme stratejisinin bir devamı niteliğinde.Daha önce Deniz Yücel’in Die Welt gazetesi Türkiye muhabiri iken bizzat Cumhurbaşkanı tarafından ‘ajan’ ilan edilip, iktidar gazetelerinde günlerce manşetten hedef haline getirilmesinin ardından, hazırladığı raporlardan iktidarın rahatsız olduğu Uluslararası Af Örgütü aynı bakış açısı ile hedef alındı. Sonra da insan hakları örgütü yöneticilerine yönelik ‘Büyükada operasyonu’ ve davası sürecini yaşadık.Onlar sırasını savdılar. O parantezin içine ‘Soros’ ve ‘Gezi’ bağlamlarıyla monte edilmiş olan Osman Kavala ise hala cezaevinde.

Kendi etrafında bir dünya inşa etmeye girişen ‘yerli ve milli’ politika düsturu bir kez strateji olarak belirlendikten sonra, artık iktidara bağlı ideoloji üretme araç ve sektörleri de bu stratejiyi yeniden üretmeye girişir. Bunun için her zaman yukarıdan bir talimat da gerekmez. O politika bir kez belirlendikten sonra, artık durumdan vazife çıkararak yeniden üretilmesi, bu görevle tanımlı olanların günlük faaliyetlerinin doğal bir parçası olarak işler.SETA’nın bu raporu da bu stratejiden besleniyor ve yaptığı işle de dönüp onu yeniden desteklemeye, beslemeye girişiyor.

Raporu hazırlayanlar, yayınlanmasının ardından ciddi tepkilerle karşılaşınca, önce ‘açık kaynaklardan yararlandık ve çok bilinen bir yöntemi kullandık’ diyerek kendilerini savunmaya çalıştılar. Tepkiler suç duyurularını da kapsayarak genişleyince ve raporda adı geçen uluslararası basın kuruluşları da açıklamalarla tepki gösterince, asıl amaçlarını açık edecek kadar fevrileştiler: “Rahatsız oldular. Kendi çapında saygınlığı olan uluslararası medya kuruluşlarının Türkiye uzantılarının marjinal ideolojilerce esir alındığının gösterilmesi hoşlarına gitmedi.”

Aslında bu bakış açısı raporun içinde de kendisini ele veriyor: “Aynı zamanda Birgün, Cumhuriyet ve Evrensel gazetelerinin analitik bir tavırdan öte refleksif bir şekilde hükümete yönelik muhalif tepkilerinin DW Türkçe’ye sirayet ettiği de görülmektedir.” (sayfa 80)

Türkiye medya alanının yüzde 95’i iktidar kontrolünde olmasına rağmen, eğer iddia ettiğiniz gibi uluslararası medya kuruluşları iktidarın kontrolünün dışındaki yüzde 5’lik kısma itibar ediyorsa bunu da bir kendinize sorun. Nasıl oluyor da yüzde 95’lik sizin taraf değil de, yüzde 5’lik bizim taraf dünya medyası için daha etkili bir referans olabiliyor?

Bu sorunun yanıtı açık. Yüzde 95’i elinde tutup, marjinalleşebilme başarısının hikayesidir bu.31 Mart yerel seçimi ile 23 Haziran’da yenilenen İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçiminin ortaya koyduğu sonuç, daha önce iktidara oy vermiş olanların da hem uygulanan ekonomik politikalar nedeniyle hem de sürekli üretilen ve hayatı bir kabusa çeviren düşmanlık söylemleri nedeniyle iktidardan giderek uzaklaştığını ortaya koydu.Ama SETA raporu gösteriyor ki, aynı kafa ballı maaşlarla, dünyayı kendi etrafında tarif etmeye ve onun dışındaki herkesi de düşman ilan etmeye devam ediyor. Üstelik bütün bunlar da, ekmeği giderek küçülen yurttaşların vergilerinden aktarılan paralarla yapılıyor.

Yaptıkları işin temelinde izan ya da vicdan olmayanlar, kendilerine yöneltilen doğru eleştirilerden de öğrenmezler.

Ama hayatın kendisi sonsuz öğretici bir ‘açık kaynak’tır. Herkesin kafasına göre çerçeveleyemeyeceği, eğip bükümeyeceği bir kaynak.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa