07 Temmuz 2019 03:50

Cinselliği yaşamak

Paylaş

Kadının yumurtası ile erkeğin sperminin birbirlerine kavuştukları süreci renklerin şöleninde görsel anlatan video gösterilerini hayranlıkla, bir sanat eserini seyredercesine izlemekten büyük keyif alırım.

Kadının rahmi içinde, olgunlaştığı için özgür bırakılmış, inanılmaz güzel renklere büründürülmüş, kendi etrafında balerin zarafetiyle salınan tek bir yumurta… Ve cinsel ilişkinin bir anında rahmin içine aniden hücum eden yüz milyonlarca sperm… Yumurta, renkliliği çekiciliğini güçlendirmiş, kendinden emin salınıyor; yüz milyonlarca renksiz sperm, kuyruklarının hareketiyle birbirlerini ezerek, atlatarak en rekabetçi hız artırımıyla yumurtaya doğru yarışıyorlar; yüz milyonların on milyonları, sonra milyonları, sonra sonra yüz binleri salınan güzelliğin cazibe alanına giremeden yolda canlılıklarını kaybediyorlar;  engelleri aşabilen spermler arasındaki yarışma, yumurtanın onlardan birini içine alıp diğerlerine karşı delinemez zırhlarını kuşanmasıyla sona eriyor. İşte yumurtanın spermle kavuşma anı! Sonrası daha başka bir sanatsallığı içeren öykü. Sonrasında anlatılacak öykü artık yumurtayla spermin kavuşma serüveni olmayacak. Yumurtayla sperm birleşirler, döllenirler, dönüşürler, bir başka yaşam süreci başlar.

Kavuşma süreci bin yıllar böyle anlatıldı, zaman zaman kutsiyet mertebesine kondu, sanatla, müzikle, edebiyatla, bilimle anlatıldı; hep zarafetle, hep hayranlıkla, gıptayla anlatıldı.

Bin yıllar aktı geçti, günü geldi bilim gelişti, bilim üzerine üretilen teknolojiler çeşitlendi. Diyelim bir insan elinin derisinden kadının yumurtası, bir başka dokudan erkeğin spermi üretildi; yumurta salınmadan, yüz milyonlarca sperm yarışmadan, üretilen yumurta ile üretilen sperm laboratuvar ortamında birbirlerine kavuşturuldular. Bir başka kavuşma, bir başka birleşme, döllenme, dönüşme; ardından bu kez kadının rahminde değil, üretilmiş rahimin biçimlendirdiği laboratuvar ortamında başlayan bir başka (ama ilkiyle aynı) yaşam süreci.

Oysa, salınan yumurtanın tüm renkleriyle cezbettiği yüz milyonlarca spermin yarıştığı sürecin öyküsünü anlatımındaki bilimsellik, sanatsallık, şiirsellik öylesine etkileyici, büyüleyici, sürükleyici, heyecanlandırıcı, tutku ve coşku yaratıcıydı ki, atalarımız ardı sıra onların alt soyları ve onların da alt soyları günümüze kadar uğraşmış, yılmamış, tüm güçlükleri alt etmiş, bir mükemmellik simgesine  dönüşen süreci her anı ve her anın her zerresiyle  toplumsallaştırarak taçlandırmış, toplumun örgütlenmesinin alt yapısına yerleştirmişlerdi. Bu sürecin sanatsallığı kadın olarak tanımlanan biyolojik varlık ile erkek olarak tanımlanan biyolojik varlığın birlikte oldukları anın içe-dışa vurulmasıyla başlıyordu. Bu birlikteliğin tanıklığını devlet, kadın ve erkeğin öngördüğü ritüellere uymaları koşuluyla üstlendi; evlilik kadının yumurtasıyla erkeğin sperminin birbirlerine kavuştukları o muhteşem anın toplumsallaştırılmış hali oldu. Ve süreci başlatan ve devamıyla anlatan öykü, aile diye tanımladığımız toplumsal yapılanmanın bizleri siyasi alanda da konuşlandırıp, koşullandırıp belirlemesiyle anlatabilirliğinin zirvesine ulaştı.

Bu öykünün zayıf noktası, toplumsallaştırılmış, resmileştirilmiş, siyasi yapılanmanın harcı varsayılmış, tartışılmaz, karşı koyulmaz oldukları ilan edilmiş bazı ön kabuller ve veriler sorgulanmaya başladığında öyküdeki sanatsallığın, şiirselliğin, bilimselliğin yok olmaya başlamasıdır.

Bu öykü muteber cinsellik olarak, toplumca kadın nitelemesiyle adlandırılan biyolojik varlıkla yine toplumca erkek diye adlandırılan biyolojik varlık arasındaki, kadının rahminde kadının yumurtasıyla erkeğin spermini  birbirine kavuşturabilecek birleşme biçimini tescil eder. Bunun gerçekleşmesi için de, toplumun kadın olarak adlandırdığı biyolojik varlığın kadın vasfıyla, erkek olarak adlandırdığı biyolojik varlığın erkek vasfıyla birleşmeleri gerekiyor. Kural bu birleşmenin, kadının salıverdiği bir yumurta ile erkeğin yarıştırdığı yüz milyonlarca spermden birinin kadının rahminde kavuşmalarını sağlayacak biçimde olmasıdır. Bu olgulardan birinde uyumsuzluk varsa, örneğin cinselliğin taraflarından bir ya da ikisi biyolojik varlık olarak toplumun adlandırdığı nitelikte kadın ya da erkek değilse ya da aralarındaki ilişki yumurta ile spermin kadının rahminde kavuşmasına yönelik değilse veya böyle bir sonucu doğurması cinsel ilişkinin biçimi bakımından olası değilse ortada muteber cinsellik yoktur. Ne vardır? Denir ki, sapıklık vardır, sapkınlık vardır, fıtrata aykırılık vardır, ahlaksızlık vardır, kamu düzenine aykırılık vardır; cinsel sapık, cinsel sapkın, kibarca söylemek isteyenler için LGBTİ birey vardır…

Bilim bizlere, üreme için kadın-erkek cinsel ilişkisinin artık zorunlu olmadığını, üreme hücrelerinin (yumurta-sperm) herhangi bir dokudan elde edilebileceğini, bir süre sonra üreme için kadın rahmine de ihtiyaç kalmayabileceğini söylüyor.

Kadının salınan yumurtasıyla erkeğin yarışan yüz milyonlarca sperminden birinin rahim içindeki kavuşmalarının şiirselliğini, sanatsallığını anlatan öykünün büyüsü bozuluyor; cinselliğin bu öyküde anlatılan toplumsallaştırılmış hali sorgulanıyor.

İnsanlar cinselliklerini siyasetin toplum adına tanımlandığı biçimde ya da kendilerine belli sınırlar içinde verilmiş bir hakmış gibi yaşamaya karşı çıkıyorlar. İnsanlar cinselliklerini kendi varlıklarının doğallığında haz olarak yaşamak istiyorlar. Ve öyle de olacaktır, oluyor. İşte bu kadar…

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...