26 Haziran 2019 04:45

Yenilgiyi Pelikan ile açıklamak, neyi ne kadar açıklar?

Paylaş

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin AKP’nin baskısı ve talebi ile yenilenmesinin ardından 23 Haziran’da, AKP’li kalemlerin bile ‘AKP için hezimet’ diye tanımladıkları bir sonucun çıkması, iktidar cenahındaki tartışmaları hızlandırdı.

AKP kulislerinde dile getirilen, Emine Kaplan’ın dün Cumhuriyet gazetesinde yer alan kulis haberinde de yansıyan temel iddia şöyle: “31 Mart gecesi, Erdoğan seçimin sonuçlarını kabullenmişti, hatta açıktan dile getirmese de bu yönde mesaj vermişti. Ancak Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak ve çevresi, Erdoğan’ı seçimin yenilenmesi durumunda partiye küskün olan seçmenin sandığa götürülebileceği ve seçimin kazanılabileceği konusunda ikna etti.” Buradan hareketle, AKP kulislerinde, hızlı erimenin önüne geçmek için kabine ve parti yönetimindeki revizyonun zaman geçirilmeden yapılması talebi dile getiriliyor.

İktidar medyası yazarları arasında Pelikancıların, 23 Haziran’da yaşanan hezimetin temel sorumlusu olduğunu öne sürenler var. Babacan’ın yeni parti için düğmeye bastığı ve Gül’ün de kendisini desteklediği de yansıyan iddialar arasında.

İktidar cenahında dile getirilen ve kimi zaman iktidarı eleştiren çevrelerce de farklı bağlamlarda da olsa zikredilen bu iddialar, AKP’nin yaşadığı yenilgiyi tüm unsurlarıyla birlikte doğru açıklamaya yeter mi?

Önce şuradan başlayalım. Erdoğan’ın şu anki koltuğuna yürüyüşünde Davutoğlu’nun başbakanlık koltuğundan indirildiği süreç, Pelikan çevresinin kuvvetli bir kampanya ile sahne aldığı süreçti. Ne var ki, sonucun Pelikan çevresinin istediği gibi olması, bu eylemi dahi tek başına onunla açıklamaya yetmez. Öncelikle “Ahmet Bey ile olmadı” ifadesiyle de hatırlayacağımız gibi Erdoğan’ın tercihi Yıldırım gibi kendi yürüyüşüne kolay dahil edeceği bir siyasi figürdü. Pelikan o süreçte bu dalganın üzerinde sörf yaparak etki etmeye çalıştı.

Ancak Davutoğlu da, belli bir aradan sonra ortaya çıkıp ileri sürdüğü tezlerde Pelikan çevresini cepheden hedef alırken, Erdoğan’a daha ölçülü eleştiriler yöneltmeyi tercih etti. Bunda Erdoğan’ın AKP teşkilatını kontrol eden güç olması nedeniyle, Davutoğlu’nun doğrudan teşkilatı karşısına alacak bir duruşu pragmatist bulmaması da muhtemelen etkili oldu.

31 Mart’tan sonraki iktidar tercihini belirleyen faktörlerin neler olabileceği ile devam edelim. Pelikan çevresine ek olarak, hem Soylu çevresi hem Erdoğan’ın kendisi siyasette hazım yeteneği ile tanıdığımız simalar değil. 31 Mart’a giden süreçte bunu sayısız gösterge ile gördük. Dolayısıyla 31 Mart akşamı Erdoğan’ın yaptığı o açıklama üzerine analiz inşa ederken bu gerçekliği de unutmamak gerekiyor. 31 Mart öncesi ve sonrası ile Erdoğan’ın, muhalefetin kazanma gerçekliğini gayrimeşru sayma tutumunda belli çevrelerin de bir etkisi olsa da, bunu bütün içindeki rolü kadar açıklamak daha doğrudur. Zira Erdoğan’ın bir kadir-i mutlak olarak, hezeyanın faturasını ödeyen değil, kesen yerde durması için de, günah hanesinde bir kliğin görülmesi ve anılmasından memnun olacağını tahmin etmek zor değil.

İktidar medyası içinde de, 23 Haziran yenilgisini sadece Pelikan’ın marifetiyle değil de, çok faktörlü hatalar zincirinin devamı olarak okuyanlar var. Böyle bakanlar gerçeğe daha fazla yaklaşıyorlar. Ancak bu çevrelerin de, aslolarak hatalardan ders çıkararak o mutlu iktidar günlerine dönme hülyasına dayalı bir duruş noktaları olduğu için, fotoğrafı tüm detaylarıyla analiz edip dillendirmelerini beklemek, durdukları zemini atlamak anlamına gelir.

Peki, 23 Haziran’dan sonra ortaya çıkan zemin kendileri açısından elverişli olsa dahi, Babacan ve çevresinin ya da farklı renklerdeki AKP muhaliflerinin, Erdoğan’ı hızlı bir biçimde yerinden edecek kadar açık ve etkili bir pozisyon almaları beklenebilir mi?

Kesinlikle hayır. Şu an ciddi bir yenilgi yaşanmış olsa dahi, Erdoğan’ın teşkilata hakim bir pozisyonda olması, AKP geleneğinden gelen ‘muhaliflerin’ yapacakları hesaplar içinde atlayamayacakları bir gerçek olarak ortada duruyor.

Tüm bunlarla birlikte, iktidarın durduğu zemin yeni şoklarla onu yeniden sarsacak bir fay hattına dönüşmüş durumda.

Erdoğan’ın 23 Haziran’ın ardından iktidar gazetelerine verdiği tam sayfa ilanlarda “Milli iradenin emrinde olacağız” vurgusunu yapması ve yine 23 Haziran’dan sonraki ilk grup toplantısında, sandıktan çıkan sonuca ilişkin olarak “Muhasebesini yapacağız” sözleri ise, sandıktan çıkan farkın gücünden kaynaklanıyor.

Bir süre sonra o muhasebenin ne anlama geldiğini daha net göreceğiz.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa