25 Haziran 2019 04:00

İstanbul seçiminin gösterdiği (1): Cumhurbaşkanı da meclis çoğunluğu da AKP ilçe belediyeleri de artık ‘topal ördek’tir

Paylaş

İstanbul seçimleri, alıştığımız kavramlarla açıklaması zor olan bir sonuç doğurdu. İstanbul halkı, “Şimdi ders verme zamanı değil. Hele bir 23 Haziran’da bize oy verin, eğer gerekirse tevbe istiğfar ederiz. Aksi halde sizi öcüler yer” diyerek, halkın aklıyla, vicdanıyla alay edenleri ağır biçimde cezalandırdı!

İstanbul seçiminin bir diğer özelliği de seçimin resmen İstanbul’da olması ama seçim sürecinde yaşananların 81 ili de bu seçimin tarafı haline getirmesiydi. Bu yüzden 23 Haziran seçimi, “İstanbul seçimi” olmasının ötesinde, Türkiye’nin seçimi olarak okunması gereken bir tabloyu ortaya çıkardı.

31 MART’TA SEÇİLEN AKP’Lİ BELEDİYELER ‘TOPAL ÖRDEK’TİR

Hiç kuşkusuz bu tabloda ilk görünen, 25 yıldır İstanbul’u yöneten AKP’nin, oylarını artırdığı bir tek ilçenin olmamasıdır. Tersine bütün ilçelerde İmamoğlu’nun (CHP’nin) oyları artmıştır.

İmamoğlu, İstanbul’un 39 ilçesinden 28’inde kazanmıştır. Yani, 23 Haziran’da ilçe belediyelerinde de seçim yapılsaydı, 28 belediyede AKP ve MHP kaybedecekti. Bu ilçeler içinde Fatih, Eyüpsultan, Üsküdar, Bayrampaşa, Zeytinburnu gibi adı AKP’yle özdeşleşmiş ilçelerin de olması, halkın vurduğu ağır tokadın derecesini gösterecek mahiyettedir.

Erdoğan, 31 Mart seçimlerinde İmamoğlu 13 bin 759 oy farkıyla kazandığında, bu kazanımı “topal ördek” hali olarak nitelemiş, “25 belediyeyi biz kazandık, İBB Meclisinde de 50 farkla çoğunluk bizde” diyerek, İmamoğlu’nu çalıştırmayacaklarını açıkça ilan etmişti. Şimdi, 23 Haziran seçiminin sonuçları ve bu süreçte yaşananların halkın bilincinde sağladığı ilerleme dikkate alındığında, asıl “topal ördek” durumuna düşenin AKP-MHP ittifakı olduğu apaçık görülmektedir. Çünkü 23 Haziran’daki oy dağılımıyla AKP-MHP ittifakının hem 28 ilçe belediyesinde azınlığa düştüğü, hem de İBB Meclisinde azınlığa karşılık gelen bir düzeye gerilediği apaçıktır.

Yani asıl şimdi “topal ördek” durumuna düşen, İstanbul’da Cumhur İttifakının elindeki belediyeler ve İBB Meclisindeki AKP-MHP “çoğunluğu”dur.

İSTANBUL SEÇİMİ SADECE İSTANBUL SEÇİMİ DEĞİLDİR

Siyaset alanında yerel seçim gündemi öne çıktığında Erdoğan, “İstanbul’u alan Türkiye’yi de alır” diyerek hem İstanbul alındığında diğer kayıplara meşruiyet kazandırmayı hedeflemiş, hem de İstanbul’u almanın önemine dikkat çekmişti.

Bahçeli de, “Cumhur İttifakı eğer Ankara ve İstanbul’u kaybederse, Cumhurbaşkanlığı sistemi, 16 Nisan referandumu ve 24 Haziran seçiminin sonuçlarının da tartışmaya açılacağını” söyleyerek adeta bugünleri önceden görmüştü!

23 Haziran seçiminin oluşturduğu İstanbul tablosu, hem Erdoğan’ın korkusunun hem de Bahçeli’nin “kehaneti”nin gerçekleşeceğini göstermiştir. Çünkü hem Erdoğan hem de Bahçeli, yerel seçimi “beka sorunu” üstünden genel seçim olarak gösterirken, İstanbul seçimini de Türkiye’nin seçimi olarak sunmuştur.

Kaldı ki, önceki bütün seçimler göstermiştir ki, İstanbul’da yerel seçimi kazanan sonraki genel seçimin de kazananı olmuştur.

İstanbul’un Türkiye nüfusunun yüzde 20’sini, ekonominin yüzde 45’ini temsil ettiği, siyasette, sosyal yaşamda, kültür-sanat alanında belirleyici önemi dikkate alındığında, İstanbul seçiminin İstanbul seçimi olarak kalamayacağı, tersine Türkiye’nin siyasal yaşamında önemli ve yeni gelişmelere kapı aralayacağı tartışılmazdır.

ERKEN SEÇİM TARTIŞMASI BÜYÜYECEK

Bu yüzden de İstanbul’un 16 Nisan referandumundan beri değişen tablosu, 24 Haziran seçimindeki halk iradesinin bugün artık ciddi biçimde değiştiğini, dolayısıyla, az çok demokratik normların geçerli olduğu koşullarda, “Seçmenlerin seçtiklerini geri çağırdıkları” bir tablonun oluştuğunu göstermektedir.

Çünkü 31 Mart’ta Cumhur İttifakının önemli büyük şehirleri kaybetmesine İstanbul seçiminin gösterdikleri eklendiğinde;

  1. 24 Haziran’da cumhurbaşkanı seçilen Erdoğan’ın arkasındaki desteğin hızla düştüğü,
  2. 24 Haziran’da seçilen Meclisin arkasındaki güç dağılımının da yeni bir seçim gerektirecek kadar değiştiği apaçıktır.

Bu da hem cumhurbaşkanlığı hem de TBMM seçiminin bir “erken seçim”le yenilemesi ihtiyacını gündeme getirmiştir. Hele de Türkiye’nin içinden geçtiği ekonomiden dış politikaya, demokratikleşmeden Kürt sorununun barışçıl çözümüne çok ağır koşullar dikkate alındığında, halk indinde desteğini yitirmiş bir Cumhurbaşkanı ve Meclis çoğunluğu ile bir yere gidilemeyeceği daha çok görülecektir.

İmamoğlu’nun kazanmasından sonra konuşan Bahçeli ve Kılıçdaroğlu, “Erken seçim istemiyoruz” açıklaması yapsalar da önceki seçimlerden de biliyoruz ki, seçim gecesi açıklamalarının gerçek yaşamda bir karşılığı yoktur. Bu yüzden de önümüzdeki dönem, erken seçim tartışmalarının giderek büyüdüğü, “Cumhurbaşkanlığı sistemi” tartışmasının yeniden gündeme geleceği bir süreç olacaktır demek yanlış olmaz.

“Peki, İstanbul seçimi, seçime giren partilere ve siyasete nasıl yansıyacaktır?” denirse, bunu da yarın tartışacağız.

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa