16 Haziran 2019 03:48

Moskova'da düşünürken

Paylaş

Bir zamanlar solculara “Moskova’ya, Moskova’ya” diye bağırırlardı. O zamanlar Moskova’ya yolum düşmedi. Gün oldu “Moskova’ya” diye bağıranlar benim gibileri göndermek istedikleri kente benden önce ulaştılar. Ben ise Moskova’ya ancak geçtiğimiz hafta gidebildim. Gittiğim yerleri, gördüklerimi, duyduklarımı, anlık duygularımı, beni nelerin şaşırttığını, bütün dünyanın çalışanlarında, ezilmişlerinde ve yoksullarında, dünyayı değiştirmenin heyecanıyla yanıp tutuşanlarında karşı konulamaz bir umut seli yaratan sistemin nasıl olup da yetmiş yıl gibi çok kısa bir sürede elden kayıverdiğini anlatmayacağım. Sadece, Moskova’da yürürken ve etrafıma bakınırken ne düşündüğümü yazacağım. Ne düşündüğümü niye yazmak istiyorum bilemiyorum; sanırım bir tartışmanın sohbet havası eser umudundayım.

Birlikte yaşamayı öneren bir toplumsal kurgunun cazibesi, o kurgunun gerçekleşmesi durumunda kucaklamayı amaçladığı çeşitli toplulukların her bireyine diğer bireylerle birlikte yaşarken içinde bulunduğu topluma ve kendine yabancılaşmadan kendini yaratabilme, düşleriyle birlikte var olabilme,  hayal kurabilme, kurduğu hayalleri gerçekleştirme ortamını ve koşullarını bulabilme umudu verebiliyorsa heyecanlandırır, heyecan coşturur, coşku tutkuyu tetikler, tutku evrim sürecinde yepyeni bir toplumsallığın eksenini oluşturur. Bireyin kendi özgün varlığını geliştirebilmek için gerekli olduğuna inandığı ihtiyaçların neler olduğunu özgürce kendi deneyimlerinin ışığında ama bilimin, sanatın, bilginin, tekniğin verileriyle ve toplumsal yaşamın hareketliliği ve çeşitliliği temelinde belirleyebildiği; özgürce tek başına ya da başka bireylerle ya da bir bireyi olduğu veya başka topluluklarla birlikte  kaynakların ve toplumsal üretimin bu ihtiyaçlara yöneltilmesini, özgürce vb.nin gerçekleştirilmesini sağlayacak karar mekanizmalarına söz, tekrar söz, bir daha söz ve oy hakkıyla katılabildiği; alınan kararların uygulanması, değiştirilmesi, yenilenmesi süreçlerinde her an söz, tekrar söz, bir daha söz ve oy hakkıyla denetleyici de olabilme mekanizmalarından yararlanabildiği; yaşamın her anında ve her konuda kendi kaderine bizzat sahip çıkabildiği; güvenliğin doğal yetilerin amasız ve sınırsız kullanılabildiği özgürlük fikriyatıyla çözüme kavuşturularak sağlanmış bir ortamda yaşayabildiği toplumsal örgütlenme ve bu örgütlenmenin siyasi yapılanması umudun besleyici kaynağıdır. Bu kaynak yaratılmazsa ya da yaratılmışken kurutulursa umutlar yeşermez. Umudunu yeşertemeyen birey, umutlarını gerçekleştirebilme umudunu kaybetmiş bireylerden oluşan bir toplum evrim sürecinde kendi hareketliliği ve değişimleriyle sürece uyum sağlayacak bir toplumsal kurgunun ana ekseni olamaz, olamadı, olamıyor.

Moskova’da böyle düşünüyor ve düşüncelerimi sesli çeşitlendiriyorken eşim şöyle bir dürtüklüyor beni, “Hişşt Yücel! İstanbul’da kime oy vereceğini mi düşünüyorsun? Fazla düşünme iki aday var; aralarından birini seçmek için Moskova sokaklarında kendi suretinde toplumsal kurgu hayallerine kapılman gerekmiyor.”

Doğru. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nı seçeceğiz. Seçeceğiz derken İstanbul’da oy kullanma hakkına sahip vatandaşlar kastediliyor elbet. Ve, siyasi iktidarın gösterdiği aday yerine siyasi iktidara muhalif olanların adayını destekleyenlerin beklentisine göre, muhalefet adayı lehine oy kullanacakların sayıca birbirine eklenip toplanan toplam iradesi iktidar adayı lehine oy kullanacakların sayıca birbirine eklenip toplanan toplam iradesinden fazla olursa ‘rejimde gedik açılacak’; ‘gedik açılmaya görsün, halkın özgüvenle genel seçimlerde de yüklenmesiyle, offf be, özgürlüğe kavuşacağız…’

‘Boş versene sen’, diye söyleniyorum içimden, ve eşimle iletişimimi geçiştirip tekrar Moskova düşüncelerime dönebilmek için ona hızla şunları söylüyorum: “Son anayasa değişikliğiyle halk ya da millet veya vatandaş, dilersen yurttaş, ne dersen de bir toplumsal tercih yapılmadı; sadece ‘bir tek kutsal seçilmişliği kendinden menkul temsilci’ tarafından tebliğ edilebilen, değiştirilebilen, başkasınca eleştirilemez, engellenemez bir toplumsal yaşam kurgusu kabullenildi ve temsilcinin varlığındaki kutsallık oylama sonucu onandı. Bundan böyle bu toplumsal yaşam kurgusunu gerçekleştirecek siyasi yapı/yapılar, devlet kurumları hiçbir biçimde bu kurgunun işleyişini, bekasını engelleyecek biçimde örgütlenemez, örgütlenmişse derhal değiştirilir, yok hükmüne getirilir; hiçbir fikir, düşünce, anlayış temsilci tarafından uygun görülmedikçe ileri sürülemez, yayılamaz, ileri sürülür ya da yayılırsa ileri sürenler ve yayanlar cezalandırılırlar; hiçbir toplumsal ya da siyasi veya ekonomik yahut sosyal mekanizma, araç, mesela seçim ve seçim sonuçları temsilci onaylamadıkça meşru kabul edilemez. Bu toplumsal kurguda özgürlük güvenliğin en etkin, en göz açtırmaz, en kuş uçurtmaz biçimde örgütlenmiş halidir. Beni yıllardır göndermek istedikleri Moskova’ya kendi isteğimle geldim, bırak bari sokaklarında dolaşırken istediğim gibi düşüneyim. Dileyen Aristo, dileyen Kant okumaları yapsın, isteyen Dimitrov’un faşizm tahlillerinden günümüz siyasetine katkılar çıkartsın; özgürlüğün kıvılcımını iki kişi arasındaki tercihi belirleyecek oy sayımında muhalefet adayını destekleyen oyların sayıca üstünlüğünde görenler heyecanlarını coşkuya, coşkularını tutkuya dönüştürsünler ve  ‘milli irade’ diye tanımlanan toplumsal yaşam kurgusuna, onun siyasal yapılanmasına, ‘kutsal seçilmişliği’ anayasa değişikliğiyle onanmış temsilciye karşı kıyasıya mücadele etmenin huzurunu, gururunu ve kendine güvenmeyi yaşasınlar. Ben başka türlü düşünceleri beynimde oradan oraya dolaştırıyorum. Kim bilir, belki bir tartışmanın sohbetini kurguluyorumdur!...”

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa