12 Haziran 2019 04:04

Kuralsızlık

Paylaş

Bir haftadır sosyal medya ve basını meşgul eden olayları alt alta sıralasak Türkiye’de yaşanan kuralsızlığın boyutlarını, Türkiye’yi hiç tanımayan biri dahi anlayabilirdi.

İmamoğlu, Trabzon Havaalanı’nda VİP kapısından çıkıyor (Muhtemelen pek çok havaalanından da VİP kapılarından girip-çıktı), fakat Ordu’da VİP salonuna Vali’nin emri ile alınmıyor.

Vali, bu konuda neden emir verir ki? Her şehirde o şehrin Valisi’ne VİP’ten girip çıkmak isteyen yolcuların her on dakikada bir listesi mi gönderiliyor? Vali, İmamoğlu’nun Ordu Havaalanı VİP kapısından çıkacağını nereden biliyor?

Belli ki, Vali’ye emri İçişleri Bakanı Soylu verdi. Zaten satır aralarında bunu da söylüyorlar. O karar Vali’nin değil, devletin kararıdır diye sık sık vurguladılar.

Demek ki, VİP kapısı hikayesinde bir kuralsızlık var. İmamoğlu bazen VİP kapısından geçebiliyor, bazen geçemiyor. İmamoğlu’nun geçemediği kapılardan Ebru Gündeş, Rıza Zarraf, AKP yandaşı bütün müteahhitler, (müteaahhit aileleri, sevgilileri ) geçebiliyor. AKP yöneticilerinin yedi sülalesi geçebiliyor. Ama, bazen yukarıdan bir emirle her zaman geçen biri de yasaklanabiliyor.

Havaalanlarından diplomatik pasaportu olmayan herkesin aranarak geçmesi bir kuraldır. Ama, muhtemeldir ki, iktidar yakınları VİP salonundan geçerken aranmıyor. Nereden biliyorsun derseniz, tahmin ediyorum. Çünkü, aranması gereken bazılarının aranmadığını bizzat gözümle gördüm. Fransız Milli Takımı’nın gelişini spor kanalları canlı yayınladı. Uçakları Konya Havaalanı’na indi. Uçağın kapısına bir otobüs yanaştı. Fransız takımı ve kafilenin diğer kişileri uçaktan inip otobüse bindiler ve polis eskortu ile doğrudan otellerine gittiler. Demek ki, birileri (İmamoğlu’nu yasaklayan devlet) bırakın aramayın, doğrudan otele götürün dedi. Fransızlara jest yaptı.

Fransız takımını aramadan oteline götürürken, Konya Stadı’nda Fransızların ulusal marşları alınırken seyirci marşı ıslıkladı, yuhaladı. Islıklama sırasında stattaki yetkililer ıslıklamayı durdurmak için hiçbir çaba göstermedi.

Başta, Şenol Güneş olmak üzere, bütün yetkililer ve futbolcular Fransız Ulusal marşını yuhalayan seyirciye övgüler düzdüler. Böyle seyirci görmediklerini, seyirci ile gurur duyduklarını, seyircinin büyük katkısı ile rakiplerini yendiklerini anlata anlata bitiremediler. Hiçbiri de ıslık olayını kınamadı.

Rakiplerinin ulusal marşını yuhalarken, İzlanda Havaalanı’nda milli takımlarının arama sırasında geciktirilmelerini ise notalar vererek kınadılar. Fransızları aramayarak aşırı bir dostluk gösterisi, milli marşlarını yuhalayarak aşırı bir kabalık, kendi milli takımlarının aranmasının bir saat sürmesine karşı aşırı bir onur gösterisi…

Ve, anlamadan- dinlemeden yapılan yorumlar, “Herkes bize düşman” kolaycılığı. Şenol Güneş, İzlanda neden iki maçı peş peşe evinde oynuyor diyor. Öyle olmasa, 6 Kasım’da eksi 30 derecede İzlanda’da oynamak zorunda kalsa, bu sefer de “Neden eksi otuz derecede maç yaptırıyorlar?” diyecekti. Sanki, İzlanda’ya ya yenilirsek diye şimdiden bahane üretiyorlar.

Son bir haftada İçişleri Bakanı’nın yaptığı kuralsızlıkları anlatmaya kalksak bırakın bize ayrılan yeri, bu sayfa yetmez.

İçişleri Bakanı’nın yaptıklarından, geçmişte niye seçimlerden üç ay önce İçişleri, Adalet ve Ulaştırma Bakanlarının görevlerini müsteşarlara bıraktığı daha iyi anlaşılıyor. Bakan Soylu, üç aydır bakanlığı bıraktı AKP adayı gibi çalışmaya başladı. Her gün bir yerde seçim toplantısı, bir yerde miting...

Rakip aday aleyhine Bakanlık personelini kullanarak bilgi toplama, kumpaslar kurma, eski başkanı olduğu belediyede araştırma yaptırma vs. vs.

Bu kuralsızlık, keyfilik, yasa ve hukuk tanımazlık; tek adam iktidarı ile falan açıklanmaya çalışılıyor ama bence onunla da açıklanması zor. Sanki, biraz da giderayak ne yapsam kardır mantığı da var yapılanlarda.

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...