10 Haziran 2019 05:05

İstanbul seçiminin son düzlüğüne girerken!

Paylaş

İstanbul seçimine iki haftadan az bir zaman kaldı.

Uzun bayram tatili ve“bayram değerleri”  üstünde yapılan konuşmalar bile adil olmayan, hak-hukuk tanınmayan, “kara propaganda”, “provokasyon”  ve“tehditlerin”, “aktrollerin”, “pelikanların”, seçim çalışmasının olağan parçasıymış gibi devreye sokulmasına engel olmadı.

Şöyle ki;

Eğer "normal bir ülke”de, “normal bir seçim süreci”nden geçiliyor olsaydı; “son düzlük”  için söylenecekler daha kolay olurdu.

Ancak, az çok siyaseti nesnel bir gözle izleyen hemen herkesin kabul ettiği gibi ne Türkiye “normal koşullar”da bir seçim sürecinden geçiyor ne de İstanbul seçimi bir seçimin gerektirdiği Anayasa, yasalar ve teamüllere uygun olarak yapılan bir seçim.

Tersine bu seçim, 31 Mart’ta sandığa az çok yansımış olan halk iradesinin “kolunu bükmek”  için yapılan bir “tekrar seçim”dir!

DEVLET GÜÇLERİ VE KARANLIK GÜÇ ODAKLARI DEVREDE

Nitekim seçimin somut amacı, İstanbul halkının İstanbul’a bir büyükşehir belediye başkanı seçmesi iken; Cumhurbaşkanı ve İçişleri Bakanından başlayarak; devletin bakanları, İstanbul dışındaki devletin valileri, kaymakamları, güvenlik güçleri, AKP-MHP adayı Binali Yıldırım’ın kazanması için görev başındalar.

Yani “normal”  bir ülkede, “normal”  bir seçimde bu seçimin dışında kalması; “tarafsız kalması”, anayasa ve yasaların gereği olan tüm devlet güçleri, ellerindeki yasal ve yasal olmayan yetkileri kullanarak seçimin sonucunu AKP-MHP lehine değiştirmek için devredeler.

Hem de sadece İstanbul’da da değil tüm yurt sathında devredeler!

Bunu bayram tatili boyunca şu iki vakada da açıkça gördük:

  1. İmamoğlu’nun “itibarsızlaştırılması”na yönelik girişimler olarak gördük: Trabzon, Giresun ve Ordu’da halktan çok büyük ilgi gören İmamoğlu’yu Ordu Valisi, Ordu Hava Limanı’nda VİP’ten geçirmeyerek (İçişleri Bakanı Soylu, Vali Bakandan habersiz hiçbir şey yapamaz diyerek Vali’nin arkasında kendisinin olduğunu açıklamış oldu), İmamoğlu’nun bu ziyaretini onun itibarsızlaştırılmasına dönüştürmek istediği anlaşılıyor. Ancak bu yanıyla başarılı olunmadığı görülmüş olunmalı ki, İmamoğlu’nun valiye “i.” dediği iddia edilen, yandaş propagandanın üretimi olduğu söylenen video üstünden üç günden beri kıyamet koparılıyor.

    Sanki İstanbul seçimi, İçişleri Bakanı ve Ordu Valisi ile İmamoğlu arasındaymış gibi!
     
  2. İki adayın TV'ye çıkmasını önlemeye yönelik provokatif girişimlerde gördük: İmamoğlu ve Yıldırım’ın bir televizyon kanalına çıkarak tartışacakları, bu tartışmanın moderatörünün de Uğur Dündar olacağı, iki tarafın bu konuda bir uzlaşmaya vardığı son birkaç gün içinde kamuoyuna duyurulmuştu. Uğur Dündar da böyle biri isteğin kendisi için onur olduğunu söyleyerek kabul edeceğini belirtmişti.

Ancak önceki gün akşam Dündar, Twitter hesabından bir açıklama yaparak; “Dünden beri öyle şeyler yazılıyor ki! Komplolar, tuzaklar, tezgâhlar, kumpaslardan söz ediliyor. Moderatörlüğü kabul etmemem öneriliyor, hatta tehdit eden bile çıkıyor!”  diyerek yeni bir açıklama yaptı. 

"Moderatörlüğüm üzerinden her iki adaya ve demokrasimize zarar verebilecek birtakım hazırlıklar yapıldığını görüyor ve bu sebeple 50 yıldır ödünsüz bağlı kaldığım evrensel yayıncılık ilkeleri gereği moderatörlük yapmama yönünde aldığım kararı kamuoyuna saygıyla arz ediyorum." diyen Dündar, moderatörlüğü reddetti.

Açıkça ise, eğer yetkililer isterse kolayca açığa çıkarabilecekleri “karanlık güç odakları”  karışmıştır.

İMAMOĞLU-YILDIRIM TARTIŞMASI YAPILABİLECEK Mİ?

İstanbul seçiminin son düzlüğüne, işte böyle;

■ İçişleri Bakanı Soylu ve Ordu Valisi’nin şahsında seçime devletin güçlerinin açıkça taraf olarak müdahale ettiği, bu müdahalenin İmamoğlu’nun kişiliğinin de hedef alınmasına kadar vardırıldığı,

■ İki adayın tartışacağı bir televizyon programına bile karanlık güç odaklarının müdahale ettiği, bu müdahalenin tartışmanın moderatörünü tehdit etmeye kadar götürüldüğü koşullarda girmiş bulunuyoruz.

Elbette burada ilk söylenecek söz, İçişleri Bakanı’nın görevi, adayların birinin lehine diğeriyle uğraşmak değil, iki adayın da üstünde “anlaştığı” bir TV tartışmasını önlemek isteyen “karanlık güçleri”  ve onların arkasındaki siyasi destekçilerini ortaya çıkarmaktır.

Ama doğrusunu isterseniz bu hükümetin böyle bir tutumunun olduğunu ya da olacağını söylemek çok zordur.

Çünkü, Dündar’ı tehdit eden güçlerin “aktrollerle”  bağlantılı olduğunun işaretleri çok fazladır.

Bu yüzden de son günlerde, sanki gerçekleşecekmiş gibi görünen Yıldırım-İmamoğlu tartışmasının yapılmasının zora girdiği de görülmektedir.

HALKIN İRADESİNE SAHİP ÇIKMA ZAMANI!

Yaşananlar, seçimin “son düzlüğü”nün her tür tehdidin, provokasyonun, yalan, iftira, karalama,...gibi kara propagandanın envai tür örneklerini devreye sokulacağı, bir “son düzlük” olacağına işaret etmektedir.

Hiç kuşkusuz bu koşullar;

■ Yalanın, karalama, iftiranın, kara propagandanın karşısına gerçeklerin dikilmesinde ısrar edilmesini,

■ Provokasyonlara karşı uyanık olmayı, tehditler karşısında cesur ve karalılıkla durmayı, provokatörleri teşhir etmeyi,

■ Sandıklara atılan oyların korunmasını,

■ Bütün bunları, halkın en geniş kesimlerini çalışmanın içine çekilerek yapmayı gerektirmektedir.

“Son düzlükte”  bunlar gereği gibi yapılırsa, her tür yalana, provokasyona, tehditlere karşı halkın iradesinin sandıklara yansıması önlenemeyecektir. 

Çünkü; gerçekler karşısında tehdide, yalana, provokasyona başvuranlar bunu güçlü olduklarından değil güçsüz ve çaresiz olduklarından yapmaktadırlar.

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa