05 Mayıs 2019 04:35

Abdülhamit VS Arya Stark: Ne izlemek nereye varmak istiyoruz ki biz?

Abdülhamit VS Arya Stark: Ne izlemek nereye varmak istiyoruz ki biz?
PAZAR
Paylaş

Bir zamanlar televizyonda beni heyecanlandıran diziler olurdu. Yerli diziler hem de.

Perihan Abla'dan bu yana alıyorum tarihçeyi. Her birinde toplumun kalbine dokunan gerçekler işlenirdi satır aralarında. İkinci Bahar bir başkaydı mesela, oyuncusu, yönetmeni en çok da senaristi. Sadece Meral Okay ana karaktere Ali Haydar ismini verebilirdi bu ülkede. Kalpten sevdirdi bize babalığı genetik bağ aramayan Ali Haydar ustayı da geç gelen aşkını da. Çemberimde Gül Oya, yeni nesle bir zamanlar neler yaşandığını anlattı. Hikayenin özüne insanı koyarak, kimseyi net kötü, kimseyi de tamamen iyi kılmadan 12 Eylül işkencelerini, kadın mücadelesini, devrimcileri anlattı. Aynı konak içerisinde bir fabrikatör kızı, bir devrimci, feodal bir aile, “Almancı”ların çocuklarına analık yapan İstanbullu, bir pavyon şarkıcısı ve konağın sahibi Madam Niki, Türkiye'nin tüm gerçeklerini temsil ederdi. Bir zamanlar şu cümleleri duyduk ekranlardan bir azınlığın dilinden, şimdi hayal edebilir misiniz ki?

“Bize öğretmişler bir ülke, bir vatan… Ülke dediğinin taştan demirden duvarı mı vardır? Bilemedim ülkem neresi. Yanlış saksıda büyüyen bir çiçek gibi... Hatırlarsın birkaç sene evvel bu Kıbrıs Barış Harekatı, kapımızda yazılar yazdılar. ‘Piskos makaryos’ diye. Ben alışkınım gavurun kızı olmaya. Madem düşman eder bizi vatan dediğiniz şey, yoktur benim vatanım! Güneşimi suyumu verin yeter…”

Aynı dönemleri işleyen Hatırla Sevgili dizisinde, Kızıldere'nin anlatıldığı bölümde, Zahit Bizi Tan Eyleme türküsü çaldığında, gecikmiş gözyaşları da döküldü, çoğu insan ilk kez anladı neler yaşandı Kızıldere'de.

Tarihi referansı olan diziler de elbette kurguya dayanır. Ama çatı hikaye gerçekliğini korumak zorundadır. Mesela Muhteşem Yüzyıl'da Kanuni'yi anlatıyorsanız, oyuncu ile sözleşmeniz bile bozulsa, diziden çıkması gerekti diye Mohaç'ta Kanuni'yi öldürtemez bir senarist.

Şimdilerde Payitaht gibi diziler konuşuluyor. Burada tarih diziye referans olmuyor da 2019'un gündemi, 2023'ün vizyonu tarihi büküyor.

2016 yılında Oxford Dictionaries yılın kelimesi olarak "post truth"u seçmişti. "Nesnel hakikatlerin belirli bir konu üzerinde kamuoyunu belirlemede duygulardan ve kişisel kanaatlerden daha az etkili olması durumu" diye açıklanan "post truth" dizilerde de kendisini gösteriyor.

Toplumun ruh halini yönetebilmek için nesnel gerçekler değil tarihi olaylar üzerinde bile coşku, öfke, hınç gibi duyguları tetikleyecek gerçek ötesi senaryolar işleniyor.

Post truth kavramını, doğruların, olguların önemini yitirdiği dönem anlamında, 1992 yılında ilk kez Sırp asıllı Amerikalı bir oyun yazarı olan Steve Tesich kullanmış.

Bir diğer oyun yazarı Bertolt Brecht ise tam da insanlar bir oyun izlerken kafaya geçirdikleri tencereden miğfer, yastıktan kalkan ve satırdan kılıç yapmasınlar diye epik (diyalektik) tiyatroyu yaratmıştı.

Yanılsamaya dayalı, gerçeküstücü, gerçekçi adı altında gerçeklikle alakası olmayan tüm tiyatro biçimlerine karşı bayrak açmış, tarihi değiştirmede tiyatroya yeniden anlam kazandırmıştı.

Brecht Tiyatrosu, yabancılaştırma tekniği ile izleyicinin, sahnede izlediğinin bir oyun olduğunun bilincinde olmasını hedefler. Seyirciye, kendisini sahnedeki karakter ile özdeşleştirmek yerine oyunun mesajını sorgulatmaya, olaylara eleştirel açıdan baktırmaya ve soğukkanlı yargıların ortaya çıkmasına çalışır.

Muhafazakar kesimin, diziler vesilesiyle kendisini iyice Osmanlı ile özdeşleştirdiği, e-ticaret sitelerinde dizi izlerken giyilmek üzere yüklü fiyatlara Abdülhamit kostümü satıldığı, dizide güncel gündemden referansı eksik sadece futbol ligi kalan bu post truth kurbanı ekranlar döneminde dünya da Game Of Thrones efsanesiyle ipin ucunu kaçırmış durumda.

- Burası biraz "spoiler" diye tabir edilen, hâlâ izlemeyenler için heyecanı kaçırabilecek ipuçları içerebilir-

Son bölümde tüm krallıkların Akgezenlere karşı birleşmesine rağmen yine de kaybedilmesi çok muhtemel bir savaşta, çocukluğundan beri sürekli acıyla sınanan ancak pes etmeden sürekli eğitimlerle kendini geliştiren Arya Stark'ın "Night King"i indirerek tüm krallıkları kurtardığını izleyen tüm seyirciler coştu. Sadece sosyal medyada değil, bindiğimiz taksicinin de kahvecinin de toplantıdaki müşterinin de geçen haftaki gündemi Arya Stark'ın kahramanlığıydı.

Bu tip dizilerin izleyici kitlesi genelde eğitim seviyesi daha yüksek, bir seviye yabancı dili olan ve seküler kişilerden oluşuyor.

Ama bu da dizi ismi yazan kupaların, tişörtlerin, dizidekine benzer kostümlerin peynir ekmek gibi satmasına mani değil. Yine karakterlerle izleyici kendisini özdeşleştiriyor.

Dizinin son bölümünden sonra sosyal medyada şu paylaşıma çok denk geldim:

Elde sensin, dilde sen; gönüldesin, baştasın Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın
Arya Stark

Bir Çivi Bir Nalı Kurtarır
Bir Nal Bir Atı Kurtarır
Bir At Bir Yiğidi Kurtarır
Bir Yiğit Bir Vatanı KURTARIR...
#AryaStark

Hal böyleyse eğer bunca özdeşleştirmeyelim, Brecht'in diyalektiğinden feyz alıp, yargılayıp, sorgulayıp ve mesaj çıkaralım diye yazdım.

Tüm krallıklar Akgezenlere karşı birleşebiliyorsa, birleşilebilir günümüz toplumunda da. Birlikte hareket etmek tüm geçmiş üzerine temiz bir sayfa çekip geçmiş hataları yekten affetme anlamına gelmez, ortak çıkarlar için stratejik birliktelikler anlamına gelebilir. Her bir krallık kendi yolunda gidebilecek kadar da kendini kollamalıdır bu mücadele sonrasında.

Alkışı verip kaçmak olmaz, duruşundan, inadından, kendini bir başına yetiştirmesinden feyz de almalı.

Arya Stark'ın adını tüm dünyada on binlerce insan kızına isim koymuş diziden sonra.

Bir kez de geriye yaslanıp düşünün isterim, belki de vatanı ve dünyayı kurtaracak yiğit bir kadın olacaktır.

Ya da bunca hayran olunduysa belki de herkes, bir Arya Stark olmak için kendinde ne eksik ona bakmalıdır.

Game Of Thrones fantezi bir kurgu olabilir ama tarih, kitaplarda yazan bir gerçekliktir.

Bir sonraki bölümün sonu aslında çoktan yazılmıştır.

Bilirsek kolay direniriz, bilirsek kostümlü izleyiciyi aslında neyi izlediğine ikna edebiliriz.

Biraz tarih çalışalım derim...

Bizim izlemek için kaliteye ihtiyacımız var, dilerim yerli TV kanallarına bu dev prodüksiyonun dünyada yarattığı coşku ilham olur da küçük hesaplaşmalarla dolu aile dramlarını, uzun bakışmaları, biteviye ve manasızca çekilen silahları burnumuza dayamaktan vazgeçerler.

Brecht'in "Duraksayana" şiiri ile herkese düşünceli pazarlar, iyi seyirler, mutlu sonlar dilerim...

Diyorsun ki,
davamıza hayrı yok bu gidişin.
Karanlık gitgide, diyorsun, derinleşiyor.
Güçler azalıyor, diyorsun, gitgide.
Bunca yıl, diyorsun, çalış çabala,
sonunda ilk günden daha güç bir duruma düş.

Oysa işte düşman her zamankinden daha kuvvetli.
Yenilmez gibi de görünür.
Biz de hatalar yaptık, bu inkar edilmez.
Sayımız yavaş yavaş azalmada.
Sloganlarımız orda burda dağınık.
Düşman sözcüklerimizin bir kesimini çarpıttı.

Bugüne dek söylediklerimizden hangisi yanlış şimdi?
Bir kısmı mı, yoksa hepsi mi?
Güveneceğimiz kim var artık?
Arta kalanlar mıyız bizler
yaşayan bir ırmaktan fırlatılmış?
Geride mi kalacağız
kimseyi anlamadan ve hiç anlaşılmadan?

Yoksa şans mı gerek bize?
İşte senin sordukların bunlar.
Ama kimseden bir yanıt bekleme,
yanıtını da kendin ver.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa