28 Nisan 2019 04:10

‘Hadi gelin Yenikapı’ya geri dönelim’ demek kolay!

Paylaş

31 Mart sonrası iktidar tam bir türbülans içine girdi. Sarsıntılar sürüyor, denge bozuluyor. ‘Yeni rejim’ ayarları çok geçmeden ayağa dolanmış durumda. ‘Tek adam’ı kurumsallaştırma süreci, doğal olarak, yeni türden bir muhalefeti de mayalamış oldu. Tamamen hukuksuz ve hoyratça dayatılmış bu süreç, ‘asla yanyana gelemezler’ denilenleri, en azından seçimlerde, öyle ya da böyle aynı hizaya getirebildi. Yüzde 35’lerle bile ‘temsil’ ihtiyacını karşılayabilen Erdoğan, yüzde 50+1’e mecbur kaldı; partideki iktidarını kaybetmiş Bahçeli’yi fiili olarak iktidar ortağı yaptı ama yetmedi. Büyük merkezlerde kaybetti, muhalefete atfedilmiş tanımlamayla ‘topal ördek’e döndü. ‘Yeni rejim’ çok geçmeden eskidi, yeni bir ‘anlam’ üretemez halde. Bundan sonrası, bizzat kendisinin daha baştan eskittiği ‘maçı uzatma’ taktiklerini ‘yeni’ bir şeymiş gibi sunmaya çalışmak ama bunun yanında da asıl iktidar dayanağı durumundaki siyasal-ekonomik şiddet mekanizmasına daha çok abanmak... 

“Demiri soğutmak lazım, Türkiye ittifakı kuralım” şeklindeki ‘uzlaşma-yumuşatma’ mesajının hemen akabinde, dillendirilmiş bu kurgusal ittifaka çağrıldığı düşünülen CHP’nin genel başkanına yapılan linç girişimi de ‘Tek adam rejimi’nin geldiği nokta açısından şaşırtıcı olmasa gerek. ‘Topal ördek’lik böyle bir şey! Sözde uzlaşmak istiyorsun ama uzlaşma yeteneğini kaybetmişsin. İttifak çağrısı ve devamında linç! Böyle çağrı mı olur diye sorulmasın, bal gibi olur. ‘Tek adamcı rejim’ böyle hareket etmek zorunda, mecbur. Davet edeceksin, döverek getirtmeye çalışacaksın! Toplumsal-siyasal rıza üretme yeteneğini kaybetmiş bir rejimin ‘uzlaşma’ çağrısı da dayatmacı oluyor. 

Dayatılan ne peki? 
Çizilmiş çerçeveye biat! 
Nasıl bir çerçeve?
Malûm, ‘beka’ sorunumuz var, deniliyor. 

Her ittifak için önce düşman belirlemek gerek ya, ‘yakın tehdit’ de gösteriliyor. Hem de Kılıçdaroğlu’nu döve döve, CHP’ye hedef belletiliyor: “Türkiye ittifakı için Kürt siyasetinden uzak durmak birinci göreviniz!” 

Yoksa? 

“Eli öpülesi Osman amcalarımızın yumruğu suratınızdan eksik olmayacak!”

Asıl dert, HDP’nin CHP’ye desteğinin iktidara kaybettirmiş olmasıdır yani. Başta bahsettiğimiz, ‘Tek adam rejimi’ karşısında mayalanarak seçimlerde şekillenmiş o ‘muhalif hiza’nın daha da nitelik kazanarak geleceğe taşınmasının önüne geçmek... 

“Değerli arkadaş” Osman’ın, Kılıçdaroğlu’nu hedefleyen yumruğuna, ‘Eyy CHP, sen nasıl Kürdün oyunu alırsın, mesafeyi koru!’ dedirtilmiş oluyor.

Ne hoş bir ittifak çağrısı değil mi!? Ne heyecan verici!

Çağrıyı bırak koşula bak, diyeceğiz ama bu kadar sakil bir ‘uzlaşma’ (çağrı bile değil) fısıldamasından bile heyecan duyanlar da oldu elbette.

“Tam da Erdoğan muhalefete elini uzatmışken, CHP liderine yapılan saldırı bu girişimi baltalayan bir provokasyondur...” türünden değerlendirmeler muhalefet içinde bile dillendirilebildi. Oysa en üstten başlamak üzere iktidarın bu linç girişimine dair tutumu çok açık. ‘Onaylamıyoruz’ denilirken bile ‘şapkanı önüne al, muhasebe yap’ mesajı verildi CHP’ye. 

Ama olsun, uzlaşmanın lafı, hayali bile güzeldi!

Bir örnek; Fox tv ana habercisi Fatih Portakal. Muhalif kamuoyunda epeyce ilgi gören bir televizyoncu. Kılıçdaroğlu ile Erdoğan’ın, linç saldırısı sonrası ilk kez yüzyüze geldikleri Anayasa Mahkemesi’nin kuruluş yıldönümü töreninde birbirleriyle hiç konuşmamalarına bir üzüldü ki sormayın gitsin: “Keşke konuşsalardı, keşke iki laf etselerdi, o kadar rahatlardık ki. Gerçi o el sıkmaları bile önemliydi, bardağın dolu tarafı yani...”

Durum bu kadar vahim yani, ah “keşke iki laf etselerdi.”! 

Her şey temize mi çekilecekti? Yeni bir başlangıç mı olacaktı? Çok mu rahatlayacaktık? Gazeteciler, siyasetçiler, milletvekilleri, belediye başkanları... cezaevlerinden çıkacak mıydı? Bağlar’da yüzde 70 oyla kazanılmış belediye geri mi verilecekti? İstanbul’da kaybedilmiş seçime dair ısrarlı itiraz geri mi çekilecekti? Seçimde kaybedilen irtifayı belediyeleri Saray’a entegre ederek telafi etme planlarından vaz mı geçilecekti? Ve nihayet, Osman’ın yumruğunun yerinde gül mü bitecekti? “Yakın bu evi yakın” çığlıkları hiç atılmamış mı olacaktı?...      

Beklentileri bir yana bırakıp, nesnelliğe bakalım biz. Ortada temsil kaybına uğramış, ‘rıza’ kabiliyetini yitirmiş bir iktidar var. Yönetme sürecine daha çok şiddet takviyesi yapacak bir türbülans içinde. İktidarın, beklendiği gibi bir ‘normalleşme’ çizgisine çekilmesi, yasama-yürütme-yargı arasında hukuksal bir denge tesis edilmesi, ‘tek adamcı’ sürecin yine ‘tek adam’ eliyle geriye döndürülmesi mümkün değil. 

AKP’nin kendi içinde oynayan dengeleri; ‘kanka’ MHP’nin yeni durumda kamçılanmış şehveti; derinleşmekte olan ekonomik kriz; muhalif toplumsal kesimlerin içinden mayalanmış ve rejime kaybettirme düzeyini yakalamış eğilimin işaret ettiği yeni durum... bütün bu dinamikler, iktidarın süreci geriye çeviremeyeceğini, ‘kızgın demiri soğutmaya’ el vermeyeceğini, ‘Yenikapı ruhu’nun geçmiş bir anı olarak kalacağını gösteriyor.

Aksine söylemler olabilir elbette; söylemdir sonuçta!

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa