21 Nisan 2019 03:27

Bir gün mutlaka

Bir gün mutlaka
PAZAR
Paylaş

Yönetmenliğini, yapımcılığını, senaristliğini ve başrol oyunculuğunu Yılmaz Güney’in yaptığı, çekildiği yıllarda yaşanan sınıfsal çatışmayı, bireysel ve toplumsal yozlaşmayı, çürümeyi, dönüşümleri anlattığı 1974 yapımı Arkadaş filmini izlemeyenimiz, anımsamayanımız yoktur sanırım. Yoksulluk yıllarından iki eski arkadaş olan Cemil (Kerim Afşar) ve Âzem (Yılmaz Güney) iki eski arkadaştır. Yıllar sonra yolları tekrar kesişir. Sonradan zenginleşen Cemil, güzel karısı Necibe (Azra Balkan) ve baldızı (Melike Demirağ) ile zengin bir hayat yaşamaktadır. Dönemin çatışmaları, dönüşümleri zengin olduktan sonra yozlaşan, yaşadığı lüks hayatın ve kapitalizmin kölesi olan Cemil ile özünü korumakta olan Âzem’in sınıfsal çatışması üzerinden anlatılır filmde.

Cemil’in karısı Necibe’nin Âzem’e attığı tokat ve aldığı cevap filmin en unutulmaz sahnelerindendir. Yılmaz Güney’in Âzem olarak yediği tokada verdiği efsane cevap, “Bu tokatın hesabını bir gün mutlaka soracağız. Mutlaka, mutlaka bir gün” olur. O tokat üst sınıftan alt sınıfa atılmış bir tokattır ve o sınıf hesap soracaktır.

Yılmaz Güney’in senarist ve yapımcı olarak imza attığı son filmleri İzin, Bir gün mutlaka, Sürü, Düşman, Yol ve senaryosunu da yazıp yönettiği Duvar’dı.

Yılmaz Güney Endişe filmini tamamlayamadan yaşanan talihsiz olay nedeniyle bir kez daha cezaevine girer. Daha önce zamansızlıktan, kafasında şekillendirdiği ya da not aldığı öykülerden yola çıkarak senaryosuz film çeken Yılmaz Güney, bu kez cezaevinde vaktini senaryo çalışarak değerlendirir. Bu dönemin ilk ürünü, detaylı olarak yazdığı ilk senaryo çalışması İzin, Güney Film yapımcılığında 1975 yılında Temel Gürsu yönetmenliğinde filme alınır. 12 Mart darbesinin sancıları sürerken, devletin baskıları, sivil militarist güçlerin saldırıları ve sermayenin/devleti yönetenlerin yoksulluğu çoğaltan ekonomik politikaları da toplum üstündeki baskılarını arttırarak sürdürüyordur.

Çözümsüzlük ve bunalım üreten süreç karşısında toplumsal muhalefet de yükselmeye, yeniden sokağa çıkmaya başlar. 1970’li yılların ortasıdır ve bir anlamda 12 Eylül 1980 faşist darbesiyle son bulacak sürecin de başladığı günlerdir.

Bu koşullarda günlerini cezaevinde geçiriyordur Yılmaz Güney. İçinde yaşadığı toplumsal koşullar hep ilgilendirmiştir onu. İzin filminin senaryosunda farklı bir öyküyü anlatsa da filmin içinde işçi yürüyüşleri, grev ve Taksim’de yapılan miting görüntülerinin gerçek kayıtları yer alır.

Senaryosunu Yılmaz Güney’in yazdığı Türkiye’de, 1970’li yıllarda doruğa çıkan sosyal kitle hareketleri, öğrenci olayları ve siyasi dalgalanmaların temel alındığı ve emekçi sınıfın sorunlarının konu edildiği bir film olan Bir gün mutlaka’nın yönetmeni Bilge Olgaç’tır. Yarı belgesel yarı kurmaca bir film olan Bir Gün Mutlaka, siyasi olaylara yaklaşımı ile oldukça dikkat çeker.

FAŞİZM HALKLARIN DÜŞMANIDIR

“Grevleriyle, öğrenci yürüyüşleriyle, kanlı çatışmalarıyla İstanbul, hareketli günler geçirmektedir. Geçim şartlarının giderek ağırlaştığı bu çalkantılı günlerde halk suskun ve tedirgindir. Devrimci gençlerden İsmail, Sedat, Hızır ve Vedat; Sirkeci Garı önünde sloganlar atarak Birlik gazetesi satarlar. Patronlara, toprak ağalarına, sömürüye karşı çıkan gençlerin gazetesidir Birlik. Bir fabrika çıkışında bir işçi bildiri dağıtmaktadır. Sabah ezanına yakın saatlerde işçilerden Akif, Binali ve arkadaşları toplanırlar. Ellerinde tutkal kovaları ve fırçalar vardır. Üstünde “Faşizm Halkların Düşmanıdır” yazan afişleri kentin duvarlarına yapıştıracaklardır. Gözcüler sokak başlarını tutarlar, afişlerin yapıştırılması sırasında hızla gelen bir minibüs hemen yanı başlarında durur. Minibüsten fırlayan gençler bıçak, zincir ve sopalarla afişleme yapanlara saldırırlar. Bu saldırganlar karşıt görüşlü bir grubun militanlarıdır. Polis arabası gelir ve saldırganlar yine minibüsle kaçarlar. Binali yaralı olarak yakalanırken Akif ve arkadaşları kaçmayı başarırlar.

Akif evine gece yarısı döner. Yedi aylık bir çocuğu vardır ve karısı Sultan’la çatışır. Kocasını beklerken uykusuz geceler geçiren Sultan artık bu hayattan bıkmıştır. Kocasının bir kadının koynundan geldiğini sanmaktadır.

Binali kaldırıldığı hastanede ameliyattan çıkar. Tekerlekli sandalyeyle götürüldüğü odada iki sivil polis tarafından sorguya çekilir. Binali’nin annesi evlere temizliğe giderek hayatını kazanmaktadır. Babasının, evi terk ettiğinden beri nerede olduğu bilinmemektedir. Hatice adında çocuk bakıcılığı yapan bir kız kardeşi vardır. Bir gece Hatice’nin evi silahlı bir grup sivil polis tarafından basılır. Evde Hatice’den başka kimse yoktur. Ev didik didik aranır, bazı kitaplara el konur. Hatice sorgulanır.

Bir gün Akif eve döndüğünde karısı Sultan’ı evde bulamaz. Sultan çocuğunu da alıp evi terk etmiştir. Annesinin evindedir. Akif, Sultan’ı ve çocuğunu görmek için kayınpederinin evine gider. Karısıyla evine dönmek istemektedir.

Hatice’yi çocuğuna bakıcılık yaptığı Sevim’in kocası Kadir baştan çıkarır. Hatice artık Kadir’in metresi olmuştur. Birlikte ev tutarlar. Bu ilişkisini gizli tutan Hatice, ağabeyi Binali’den çok korkmaktadır. Bu arada Akif tutuklanır. Hatice ise artık randevu evindedir. Sultan kocası Akif’i ziyaret eder ve gerçeği o zaman öğrenir: Kocası bir devrimcidir, geç kalmalarının sebebi de devrimci çalışmalarıdır.

Binali kız kardeşinin resmini gazetelerde görür. Hatice randevu evinde basılmıştır. Arkadaşlarından bir silah temin etmelerini ister kendisi için. Ama karşı çıkarlar. Çünkü Hatice’yi öldürürse hayatını hapishanede geçirecektir, o zaman da devrimci mücadeleye bir katkısı olamayacaktır.

Akif hapishaneden çıkar, Sultan’a çocuğuna, evine döner. İlerleyen günlerde Akif ve iki arkadaşı afişleme yaparlarken yine bir saldırıya uğrarlar, Akif vurulur. Sultan çocuğuyla hastanenin önünde beklemektedir. Akif’in devrimci arkadaşları Binali, Ömer, Sedat ve diğerleri... Üstü örtülmüş Akif’in cesedi getirilir. Sultan ağlar, kucağındaki küçük çocuk babasının öldüğünden habersizdir.”

Sansürle, yasaklarla boğuşan filmin gösterimi yasaklanır, yasak1976 yılında kaldırılır. Yarı belgesel bir niteliğe sahip olan filmde, CHP’nin Taksim mitingindeki Bülent Ecevit’in konuşması (28 Haziran 1975), DİSK mitingi (20 Eylül 1975), Maden-İş Sendikasının Philips grevi (29 Kasım 1975), Turizm-İş Sendikasının Hilton ve Çınar otelleri grevleri, öldürülen bir öğrencinin cenaze töreni (16 Ağustos 1975), Seyyar Satıcılar Derneğinin düzenlediği işçi gecesi gibi kurmaca dışı, gerçek sahneler yer alır.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa