21 Nisan 2019 03:18

Evet, hiçbir şey olmasa da bazı şeyler oldu!

Paylaş

17 gün sonra nihayet mazbatasını alabildi İmamoğlu.

Herkesin birçok şeyi belki de yeniden öğrendiği bir süre oldu bu 17 gün...

YSK mesela, daha baştan bildiği bir sonucu ilan etmek için 17 gün bekledi.

Meşhur Anadolu Ajansı da öyle. Malum, ilk gece İmamoğlu öne geçince “sahada veri akışı durdu” gerekçesiyle kepenkleri indirmişti. ‘Sahada’ yani sandık başlarında görev yapan emniyet personelinden aldığını tahmin ettiğimiz verilerin aslında doğru olduğunu ve de hiç kesilmediğini 17 gün sonra AA da öğrenmiş oldu yeniden! Sorun verilerde değil, iktidarın bu denli gözünü karartmış bir aparatı olmaktaymış meğer...  

“Yatacağız kalkacağız, sonucu öğreneceğiz” diyen Binali Yıldırım da 17 günlük (Cuma molalı) uykusundan tamamen uyanmıştır sanırız...

Vee Ali İhsan Yavuz... 17 günün Türk siyasetine armağanı bu AKP’li siyasetçinin son aforizmalarından biri, “Hiç bir şey olmasa bile eminim ki kötü bir şeyler oldu” şeklindeydi. Yarın öbür gün Ali İhsan Bey çıkıp “ben ‘kötü şeyler’le seçim hilesini değil, bizim sandık başkanının yediği tavuktan zehirlenmesini kastetmiştim” diyebilir gerçi ama o da ‘kötü bir şeyler’in ne olduğunu öğrenmiştir artık!..

Sonuç itibariyle, ‘Tek adam rejimi’nin kurmay aklının da o çok güvenilen “yüzde 50+1” formülünün masabaşında kurgulandığı gibi hayata geçmediğini, hayatın böyle formüllere uyma zorunluluğunun olmadığını öğrenmiş olması beklenir. Gezi’den bu yana ikna edilemeyen ‘yüzde 50’nin, görece nitelik de arttırarak, artık bu rejimi alt edebilecek bir özgül ağırlık kazandığını öğrenmek de az bir ders sayılmamalı! Yanıt ne olacak, nasıl bir reaksiyon gösterilecek göreceğiz ama ‘rıza yollu ikna üretme’ bakımından sıfırı tüketmekle yüzyüze olunduğu da ayrı bir gerçek. Elde kalıyor zorunluluklar, asla sonuç üretemeyecek malum enstrümanlar...

***

‘Tek adam rejimi’nin hukuki ve yasal kurumsallık açısından nasıl bir çifte standart ve kısırlık içinde olduğunu bir kez daha ve bu çarpıcılıkta görmüş olmak da çok önemli bir başka boyut: Sandıkta kaybedilmişi iktidarın arka sokaklarında kazanma kaygısıyla nasıl kıvranıldığını... Diyarbakır’dan Bağlar’dan, Van Tuşba’dan İstanbul’a uzanan bir güzergahta ‘legalitenin’ nasıl da ayaklar altına alındığını...

Seçim denir, ‘millet iradesi’ denir ama kriterler farklıdır. Rejimin mimarisine aykırı bir sonuç üretip üretmediği ölçüde, ‘millet iradesi’ de vardır ya da yoktur! Nahoş mu sonuçlar; İstanbul’da bile 17 gün boyunca sağdan sola, soldan sağa saydırırlar insana... Bağlar’da, Tuşba’da ise buna bile gerek duymaz, KHK’yı YSK’dan çıkartırlar: Seçime girmek serbest, kazanmak yasak!

***

Bu arada, sormadan geçmek olmaz; bugünlerde pek mutlu görünen ‘Millet İttifakı’nın ortağı Meral Akşener de öğrenebilmiş midir bazı şeyleri? “Belgelerimiz var, AKP ile HDP işbirliği yapıyor” deyip duruyordu ya her fırsatta. HDP’nin “Batı’da kaybettirme” stratejisi, Demirtaş’ın çağrıları, Kars ve Iğdır seçimleri... O dediği “belgelerde” gerçekte ne yazıyormuş ya da kendisi tarihe nasıl bir belge bırakmış, Akşener bile biraz öğrenmiştir belki, kimbilir...

***

31 Mart, ‘Tek adam rejimi’nin dengesinin bozulduğunu, 7 Haziran 2015’te gördüğümüz mayalanmanın, İstanbul başta olmak üzere Batı’nın metropollerinde rejimi ‘topal ördek’e çevirecek düzeye geldiğini gösterdi. ‘Yeni rejim’in çok geçmeden eskidiğinin ve artık özellikle büyük merkezlerde kayda değer bir anlam üretemediğinin tescil tarihi oldu. Kürt siyasetinin, bu dönemeci gerçekten de tarihî yapan belirleyici bir tutum sergilediğini unutmamak lazım. Ki bunu bizzat deneyimleriyle görüyor, anlıyor insanlar. ‘Seni Başkan yaptırmayacağız’dan bugüne, Akşener gibilerinin milliyetçi sabitlerine rağmen, çok şeyler değişti. Cin şişeden çıkmaya başladı, milliyetçilikle manüpüle etmek zorlaştı. Şimdi verilen “demiri soğutmak lazım, 81 milyonun ittifakı olalım” şeklindeki ‘yumuşatıcı’ mesajların hiçbir nesnel zemini olmadığını anlamak; milliyetçi-dinci koalisyonun bahsettiğimiz mayalanmayı akamete uğratacak hamlelere girişeceğini görmek için çok beklememize gerek kalmayacak.

Mesele, başta İstanbul’da kaybettiren eğilimin kendi sonunu getireceğinin bilincinde olan ‘üst akıl’dan daha akıllı olmakta!

Halkın kendi deneyimiyle görüp anlamaya başladığı ve yarattığı olanaklara değer biçip oradan yüklenmekte...

“Fazla abartmayalım, seçimle bahar gelmez!” gibisinden müktesebat doğrularıyla çok oyalanmamakta...

Bu vesileyle; geniş halk kesimlerini umutlandıran, heyecanlandıran gelişmelere sırtını dönmemek; yeni durumların içinde barındırdığı olanakları es geçmemek; bu olanakların nasıl ve hangi yönde ilerletilip geliştirileceğine kafa yormak da bizim (öğreneceğimiz değil de) unutmayacağımız şeyler olmalı.

Ali İhsan Yavuz’dan esinlenerek bitirelim; evet, hiç bir şey olmasa da kesinlikle bazı şeyler oldu!

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa