14 Nisan 2019 04:15

Kıdem tazminatı yine hedefte

Paylaş

Seçimin hemen ardından gözlerin ekonomiye çevrileceğini belirtmiştik. Öyle olmadı. Zira İstanbul Belediye Başkanlığı seçiminin ardından yaşanan süreç ülkedeki siyasal rejimin niteliği ve geleceğine dair oldukça yaşamsal bir tartışmayı ön plana çıkardı.

Mevcut siyasi iktidar ekonomide yaşanan krizin sandığa etkisini daha önce 2009 yerel seçimlerinde görme fırsatı bulmuştu. Bu kez medyayı ablukaya alarak ve beka söylemini ön plana çıkararak seçimi kotarmaya çabaladı. Ne var ki, evdeki hesap çarşıya uymadı. Özellikle krizin etkilerinin daha yoğun hissedildiği büyükşehirlerde telafisi zor kayıplar yaşadı. Önümüzdeki döneme merkezi yönetim ile yerel idareler arasındaki sürtüşmenin damga vuracağını şimdiden söylemek mümkün.

Ekonomiye dönersek. Bakan Albayrak’ın hafta içerisinde yaptığı “yapısal reform” sunumu seçimin ardından hükümetin uluslararası sermaye çevreleri nezdinde güven tesis etme çabası açısından önem taşıyordu. Ama sunum yapısal reformlardan ziyade kısa vadeli hedeflere odaklanan, altı yeterince doldurulmamış görünümü ile piyasaların beklentilerini karşılamaktan uzak kaldı.

Yapılan açıklamanın kapsamı kamu bankalarının bilançolarının makyajlanmasından gıda fiyatlarındaki hızlı tırmanışın önüne geçmeye dönük önlemlere değin geniş bir yelpazede uzanmaktaydı. Atılacak adımlara dair finansman maliyetleri ve vade yapısının belirtilmemesi, ekonomiye katkısına dair projeksiyonların verilmemesi sunumun seçim gündeminin gölgesinde fazla olgunlaştırılmadan kaleme alındığı izlenimini uyandırdı. Şaşırtmayan ise bir kez daha kıdem tazminatının hükümetin radarına takılması oldu.

Sermaye çevreleri uzun zamandır işten çıkarma maliyetlerinin düşürülmesi ve iş gücü piyasasının esnekleştirilmesine dönük beklentilerini dile getirmekteydi. Hükümetin de bu konuya sıcak baktığı pek çok kez ifade edilmişti. Ne var ki, çalışanların kıdem tazminatı konusunda gösterdiği hassasiyet ve seçim takvimindeki yoğunluk bu adımların atılmasının önüne geçti.

Seçimin hemen ardından hükümetin yabancı sermayeyi ülkeye çekmeye dönük hamleler yapması bekleniyordu. Ne var ki, ülke siyasetin geldiği nokta itibariyle hükümetin yapabilecekleri ve yapamayacakları oldukça belirgin. Yargının tarafsızlığı güvence altına alınarak siyasi kaygılardan uzak bir şekilde yeniden yapılandırılması, idari ve mali şeffaflık, bürokraside ve kamuda partizan kadrolaşmanın sonlandırılarak liyakatin gözetilmesi benzeri reform talepleri sermaye açısından öngörülebilirliği arttırması açısından önem taşımakla birlikte hükümetin otoriter yönelimleriyle taban tabana zıt bir nitelik taşıyor. Diğer yandan IMF’nin yapısal uyum programlarında sıkça gördüğümüz iş gücünün güvencesizleştirilmesine ve iş gücü maliyetlerinin baskılanmasına dönük önlemlerin böylesi siyasi rejimlerde uygulamaya konması çok daha pratik. Bu açıdan siyasi iktidarın “yapısal reformlar” söz konusu olduğunda işin neresinden tutacağını öngörmek zor değil.

Ülke ekonomisinin hızla durgunluğa sürüklendiği, yüksek gıda enflasyonu karşısında ücretlerin alım gücünün hızla eridiği bir süreçte zorunlu BES uygulaması devreye sokularak tüketici talebinin daha da baskılanacak olması ise yeni dönemde hükümetin tercihlerini göstermesi açısından bir diğer önemli uygulama.  Tasarrufu arttırmaya dönük önlemlerin konjonktürün genişleme evrelerinde uygulamaya sokulması beklenir. Bizdeki zamanlama bunun tam tersi. Amaçlanan buradan aktarılan fonlarla finans kesimini beslemek, varlık fiyatlarını desteklemek, kredi piyasalarındaki sıkışıklığın önüne geçmek. Kısacası atılan adımlar ana hatlarıyla mevcut ekonomik balonu bir süre daha ayakta tutma çabasına işaret ediyor. Emekçiler açısından ise telafisi oldukça zor hak kayıplarının gündemde olduğu yeni bir mücadele süreci başlıyor.  

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa