07 Nisan 2019 00:12

İradesini millileştirenler…

Paylaş

‘İnsan toplumsal varlıktır’ derler. Her varlık toplumsaldır. İnsanı diğer varlıklardan ayırt eden ‘toplumsallığı’ değil, bireylerinin ‘toplumsallaştırılmış’ olmasıdır. Sapiens insanın doğallık/toplumsallık etkileşimini tarihsel boyutunda irdelersek; her sosyoekonomik oluşumun kendi varoluşu-varlığını sürdürmesi-yok oluşu sürecinde bireyin doğal yetilerini toplumsallaştıran bir toplum tasarımı ve bu tasarımı gerçekleştirmeye yönelik siyasi yapılanma kurgusu buluruz. Tarihselliğin belli bir anında bir toplum tasarımını egemen kılma/egemen tutma mücadelesi ile o toplumsal tasarımın yerine bir başka toplum tasarımını egemen kılma mücadeleleri, geriye dönüp baktığımızda ‘Bizim geçmiş kaderimizi’ gösterir, ‘Geleceğe yönelik öngörümüzün’ temellerini oluşturur.

 Benim, senin, onun; her bireyin belli bir anda ve mekanda belli bir konudaki seçenekler arasından zihinsel faaliyetiyle bir tercihe ulaşabilme yetisi onun doğallığıdır. Ben, sen ya da o, bireyin zihinsel faaliyetiyle tercih yapabilmesini, karar verebilmesini: Bireyi yapılan tercihten, verilen karardan soyutlamaksızın; bireyi yapılan tercihe, verilen karara yabancılaştırmadan; bireyi yapılan tercihin, verilen kararın denetiminde-uygulanmasında-değiştirilmesinde söz sahibi ve belirleyici olabilmekten alıkoymadan toplumsal yaşamın sıradan bir uygulaması olarak yapılandırmakta mahzur bulunmayabilir.

Ancak bireyin belli bir anda ve mekanda, belli bir konudaki tercihi ya da kararı kendi özgün zihinsel faaliyetinin ürünü olmaktan çıkartılır ve çoğunluk bireylerin tercihini ya da kararını ifade ediyormuş yanıltmasıyla ‘halk iradesi’ ya da ‘millet iradesi’ söyleminin sisli havasında ‘toplumsallaştırılırsa’, birey kendi doğallığına da toplumsallığına da, yani bizzat kendisine yabancılaştırılmış olur. ‘Toplumsallaştırma’ bireyi siyasi alanda da mütevekkil ve itaatkar kılmaya yönelik bir toplumsal yaşam kurgusunun görünmez sanılan silahıdır.

‘Milli irade’ anlayışının ise bireyin toplumsallaştırılmış olsun ya da olmasın tercih ya da karar verme yetisiyle ilgisi yoktur. Şöyle düşünülebilir: Tanrı iradesi (külli irade) kulların sayıca birbirine eklenip toplanmış toplam iradelerinin (cüzi iradeler) ifadesi değildir; yaratanın kulların nedenini, nasılını bilmediği, bilmek için araştıramayacağı, tartışamayacağı, değiştiremeyeceği iradesidir; tanrının sözü kutsal kitaplardadır, tanrının sözünün yeryüzündeki temsilcisi peygamberdir. Dinin öngördüğü devlet yapısı her ne pahasına olursa olsun tanrı iradesini yeryüzünde gerçekleştirmeye yöneliktir. Dinin öngördüğü devlet yapısı asla tanrı iradesini değiştirmeye yönelik olamaz, tanrı iradesini değiştirecek oluşumlara hoşgörü göstermez. İşte ‘milli irade’ anlayışı ‘tanrı iradesi’ inancının laikleştirilmiş versiyonudur. Milli irade bireyin, halkın, milletin iradesi dışında oluşturulmuş, sadece onun ‘seçilmişliği kendinden menkul temsilcisi’ tarafından tebliğ edilebilen, değiştirilebilen, başkasınca eleştirilemez, engellenemez bir toplumsal yaşam kurgusudur. Bu toplumsal yaşam kurgusunu gerçekleştirecek siyasi yapı/yapılar, devlet hiçbir biçimde milli irade kurgusunu engelleyecek biçimde örgütlenemez, örgütlenmişse derhal değiştirilir, yok hükmüne getirilir.

Yerel seçimler ‘milli irade’ anlayışını, toplumsal yaşam kurgusunu ve onun siyasi yapılanmasının ne olduğunu bilenler ve anlayanlar ile ‘milli iradeyi’ tıpkı halk iradesi ya da millet iradesi gibi bir ‘toplumsallaştırma’ söylemi zannedenler arasındaki mücadeleye dönüşmüş durumda. Öyle ya da böyle, ‘milli irade’ ifadesi ağız alışkanlığıyla millet iradesi, halk iradesi ifadeleri yerine kullanılmaya başladı; ve iradelerini millileştirenlerin sayısı arttıkça, söylem gibi algılansa da ‘milli irade’ bir toplumsal yaşam kurgusu olarak yerini sağlamlaştırıyor.

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...