14 Mart 2019 04:30

Kriz derinleşiyor

Paylaş

Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu ağır koşulların halkın günlük yaşamına ve resmi rakamlara iyiden iyiye yansıması ve ekonomik krizin derinleşmesi, 17 yıldır kendilerini her fırsatta ‘istikrar sembolü’ olarak görenlerin bütün ezberlerini altüst etmeye başladı.

Hafta başında TÜİK tarafından açıklanan 2018 yılı büyüme verileri, iktidarın yerel seçimlere giderken ekonomik krizi gündem dışında tutmak için gösterdiği bütün çabaya rağmen, halkın tek gerçek gündeminin günlük yaşamını doğrudan etkileyen ekonomik kriz olduğunu bir kez daha gösterdi.

TÜİK’in açıkladığı verilere göre Türkiye ekonomisi, 2018 yılı dördüncü çeyreğinde yüzde 3 (Takvim etkisinden arındırılmış haliyle yüzde 3.2) daraldı ve yılın tamamında yüzde 2.6 büyüme gerçekleşti. Böylece Türkiye ekonomisi, 2019 yılı boyunca sürmesi beklenen ekonomik daralma sürecine girmiş oldu. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın ‘Ekonomide en kötüsü geride kaldı’ şeklindeki gerçeklikten uzak yorumu, ülke ekonomisinin her geçen ay daha kötüye gittiği gerçeğini değiştirmiyor.

Bir ülkedeki ekonomik büyümenin niteliğini anlamada ve milli gelirin hesaplanmasında en temel göstergeler üretim, gelirler ve harcamaların seyridir. TÜİK’in açıkladığı verilere göre, 2018’in son üç ayında ülke sanayisi yüzde 6.4, inşaat yüzde 8.7 daralırken, tarımdaki daralmanın sadece yüzde 0.5 olarak açıklanması dikkat çekici. Özel tüketim harcamalarında yüzde 8.9 gibi yüksek oranda daralma söz konusu. 2018’de milli gelirde, hesaplama hilelerine rağmen, gözle görülür bir azalma yaşanırken, sürekli propagandası yapılan ‘Büyüyen Türkiye’ sloganını tekzip edercesine, kişi başına düşen milli gelir hesabında on yıl öncesine dönüldü.

TÜİK verilerine göre 2018 başında ücretlilerin milli gelirden aldıkları pay yüzde 38.3 iken, aralık 2018 sonu itibariyle yüzde 31.2’ye geriledi. Başka bir ifade ile 2018 yılı içinde çalışan nüfusun üçte ikisini (yüzde 65) oluşturan ücretli çalışanların milli gelirden aldıkları pay yıl içinde yüzde 7.1 azaldı. Yüksek enflasyon ve dövizdeki artışla birlikte ücret gelirlerinde yaşanan erimenin boyutları, ekonomik krizden en olumsuz etkilenen kesimin yine ücretliler olduğunu gösteriyor.

İktidara geldikleri ilk günden itibaren emekçilerin taleplerine sırtını dönen, ekonomik kriz dönemlerinde tercihlerini her zaman patronlardan yana yapanların, tek derdinin yerel seçimleri en az zararla atlatmayı hedeflemeleri, seçim sonrasında ekonomide yaşanacak çok daha ciddi sorunların habercisi niteliğinde. Açıklanan resmi verilere bakıldığında, aksi yöndeki yoğun propagandaya rağmen, kısa süre içinde atlatılması mümkün olmayan bir krizle karşı karşıya olduğumuz görülüyor. Ekonomide yaşanan daralma, enflasyon ve işsizlik oranlarında yukarı yönlü seyir 2019’da da sürecek.

Seçim günü yaklaştıkça artan tehditler ve korkutmaya dayalı siyasal propaganda yöntemleri ekonomik sorunların üzerini örtmek ve halkın gündemini değiştirmek için yeterli olmuyor. TÜİK’in resmi verilerine ne kadar yansıdığı bile tartışmalı olan geçim krizinin halkın yerel seçim tercihlerini iktidar aleyhine etkilememesi, yerel seçime kadar daha da artması beklenen öfke ve tepkilerin sandığa yansımaması mümkün değil.

Yerel seçimler yaklaştıkça AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan başta olmak üzere, iktidarda oluşan korku ve panik havasına, tehdit söylemlerine bakılacak olursa, yerel seçimler sonrasında iktidar güçleri açısından ciddi bir ‘beka sorunu’ ortaya çıkacak.

Erdoğan ve destekçilerinin içine düştükleri karmaşık ruh haliyle yaptıkları tehditlerin arkasında sadece önemli belediyeleri kaybetme riski değil, aynı zamanda tek adam rejiminin bekası ve mutlak olarak gördükleri iktidarlarının temelden sarsılması yatıyor.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa