09 Mart 2019 00:30

Muhtemel bir Gezi'ye iddianame

Paylaş

Üzerinden altı yıl geçtikten sonra Gezi direnişi hakkında dava açılması, ancak şimdi yapılabiliyor olmasıyla açıklanabilir. Bunun Gezi’nin dününden çok geleceğiyle bir de Soros’un bugünkü durumuyla ilişkisi var. 

Bir buçuk yıldır sebepsiz içeride tutulan Osman Kavala ile birlikte bir dizi insanın suçlandığı 650 küsur sayfalık iddianamenin hazırlanabilmesi için uygun koşulların gelmesi bekleniyordu belli ki. Öncelikle; 2002 yılında bir iç dost olan Soros’un 2011-2012 gibi, bir dış düşmana evrilmesiyle, yani AKP’yi desteklemekten vazgeçtiği dönemde başlayan telefon dinlemelerinin sabırla arşivlendiği göz önünde bulundurulursa Gezi iddianamesine Gezi’den daha önce başlandığı söylenebilir! Ya da yarı yolda bırakan eski bir dostla Gezi birbirinin mazereti olmuştur.

Soros’un hâlâ bir güç olmaya devam ettiği koşullarda bu iddianame yazılamazdı. Onun bir mesele haline gelebilmesi için, faaliyetlerine ihtiyaç duyan liberal demokrasinin, yükselen otokrat ve faşizan rejimler ve hareketler tarafından gereksizleştirilmesi gerekiyordu. ABD’nin, adına renkli devrimler denen barışçıl darbeleri için elzem gördüğü vakıf siyasetinin miadını doldurması bu iğreti kanıtları biriktirenlerin gününü de getirmiş oldu. 

İkincisi Gezi direnişinin örgütlenmesinden birinci derece sorumlu görülen ekibi ve onlarla bir biçimde temasta olan insanları, Soros vakıf ve kuruluşları ile iltisaklandırmak suretiyle Gezi’yi yargılamak başka her yoldan daha elverişli bulunuyor. Zira iktidar bir travma olarak yaşadığı Gezi direnişinden çıkardığı derslerle hazırlandığı muhtemel yeni vakaları da şimdiden bertaraf etme kaygısında.  

Bu hesaba göre, iddianamenin kapsamına alınandan daha fazlası olan bir halk hareketini bizzat iktidar tarafından seçilmiş isimlerle kurulu bir ilişkiler ağına hapsetmek suretiyle itibarsızlaştırmak bir siyasi yatırım biçimi. Böylece birtakım dış güçlerle hesaplaşma başlığı altında sahnelenecek bir parodiye gereken sosyal unsurların, içinden seçildiği bir toplumsal hareket, sadece geçmişteki hali ile değil gelecekteki ihtimaliyle birlikte yargılanıyor aslında.

Dedikodu üslubuyla yazılmış, sosyal medya paylaşımlarının kanıt niyetine kullanıldığı, telefon konuşmalarındaki espri ve ironileri bile anlamaktan yoksun bir zihniyetle oluşturulmuş bir tutanaktan ibaret olan iddianamenin mantığını, AKP hükümetleri döneminde açılan diğer toplu davalardan farklı kılan bir özelliği yok.

KCK, Ergenekon, Cumhuriyet gazetesi, Barış Akademisyenleri, FETÖ davalarındaki gibi bir müzevirlik üslubu aynen devam ediyor.

Yandaş medya, iddianamenin kimi bölümlerini yayımlamak suretiyle bu siyasi müzevirliği yaymaya soyunmuş bulunuyor. Öyle anlaşılıyor ki, iktidarın çok sevdiği bir deyimle algı oluşturma süreci, haziranda görülecek davaya kadar metnin unsurlarından her gün bir parça “sızdırmak” suretiyle yürütülecek. İç ve dış düşman rezervinin tükendiği bir ortamda birçok aydın, meslek ve kitle örgütü yöneticisi ve mensubu, siyasetçiler ve sanatçılar dış lobilerle ilişkilendirilmek suretiyle zan altında tutulmaya devam edilecek.

İçerideki ve dışarıdaki icazet kaynaklarını, ittifak ilişkilerini 17 yıldır sürekli değiştiren bir siyasi varoluş tarzının kendisi için önemli her kritik dönemde giriştiği tasfiye operasyonlarına ihtiyaç duyduğu ajitasyon malzemesi bu kez Gezi’den  çıkarılıyor. Öte yandan, beka sorununun bağlayamadığı seçmenleri, ekonomik krizin çözmeye başladığı bağlılıkları, boşa giden konsolidasyon çabalarını güçlendirmeye ve daha önemlisi de Gezi’nin anısından ayartılmaya müsait kesimlerin dikkatini yeniden çelmeye ve onları bölmeye kilitlenmiş bu kampanya ruhu çok tanıdık geliyor.

İyi de, DirenGezi, DirenAnadolu türünden sosyal medya hashtaglarının, sıkılı yumruk sembolünün Soros’un kuruluşlarının bir buluşu olduğunu, bütün dünya ülkelerinde o ülkenin diliyle nasıl yazıldığını güya kanıtlayan Otpor afişlerini toplayan iddianame yazıcılarının küntlüğü, bir zamanlar, yani 1968 eylemlerinde de aynı simgelerin kullanıldığını göremiyor. O zamanlar sıkılı yumruk simgelerini Diren Öğrenci sözüyle süsleyenler, şehri duvar yazılarıyla bezeyenler, meydanda piyano, gitar çalanlar, duran-durmayan adam performansı yapanlar, Güzellik Sokaktadır afişlerini asanlar; Gerçekçi Ol İmkansızı İste sloganını atanlar… Gezi’de de aynısı olan pek çok şeyi, Soros’tan değil 1968’den de önceki direnişlerden derlemişlerdi. Protesto edenler ve iktidarlara karşı direnenler tarihin ve dünyanın her yerinde aynı ortak mirası kullanır, aynı lisandan konuşurlar. Direnişlerin avadanlıkları da ortaktır. Forum lafını hayatında hiç duymadığı için yanlış yazan, Jijek’le Bayö Türkiye’ye gelecekmiş diye not alan, düzenlenecek panellere kimin katılacağının görüşüldüğü konuşmaları bile kaydeden köstebek, bakalım bu halk hareketinin neresinden çıkaracak Soros’u… Geçmişinden olmaz, ya geleceğinden?         

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa