07 Mart 2019 00:30

‘32 kısım tekmili birden’ bir ‘yeni rejim’ iddianamesi!

Paylaş

Gezi Parkı eylemlerine ilişkin Osman Kavala, Mehmet Ali Alabora, Mücella Yapıcı’nın da aralarında bulunduğu 16 kişiyle ilgili hazırlanan iddianame mahkemece önceki gün kabul edildi. İddianamede 16 kişinin de "Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs" suçundan ağırlaştırılmış müebbetle cezalandırılması isteniyor.

İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılacak yargılamanın ilk duruşması, 24-25 Haziran 2019 günü Silivri Adliyesinde görülecek.

Bilindiği gibi iddianame, bu tür davalarda artık gelenek olduğu üzere, daha mahkeme tarafından kabul edilmeden basına sızdırılmıştı!

Bu yüzden de 25 Şubat’tan beri gerek iddianamenin dayandırıldığı gerekçeler, gerek “maddi kanıtsızlık”, gerekse öteki hukuksal normlar açısından birçok şey yazıldı.

Elbette daha da yazılacak!

‘UCUBE İDDİANAMELER ÇÖPLÜĞÜ’NE BİR KATKI

Bugüne kadar yazılanlarla ilgili şunları söyleyebiliriz ki, neresinden tutsanız elinizde kalacak bu iddianame için eleştirel mahiyette yazılanların büyük çoğunluğu, gerçeği çeşitli yönleriyle öne çıkaran doğru eleştirilerdir. Bu konuda doğru olmayan tek şey ise, iddianamenin kendisidir!

Türkiye’nin, öncesini bir yana bıraksak bile yakın tarihi, bir “ucube iddianameler çöplüğü”dür.

Örneğin sıkıyönetim dönemlerinde, sıkıyönetim komutanlarına bağlı savcıların “emir üzerine” yazılan iddianameleri, bu iddianamelerde yargılanan kişilere yöneltilen suçlamalar, modern hukukun, insan haklarının ayaklar altına alınmasının “seçkin belgeleri”dir. Ve bu iddianameler aynı zamanda, yaşanan dönemin yargısını olduğu kadar siyasetini ve yönetim tarzını da gerçeğe en yakın haliyle yansıtan en önemli belgelerdir.

Örneğin 12 Mart, 12 Eylül cuntalarının ülkeyi hangi zihniyetle yönettiklerinin en rafine (saf) halini sıkıyönetim komutanlıklarının emriyle hazırlanmış iddianamelerde görebiliriz.

Bu yanıyla baktığımızda “Gezi İddianamesi”, “ucube iddianameler çöplüğü”nün nadide bir parçası olmayı hak edecek yeni bir belgedir!

DÖNEMİN ZİHNİYETİNİ YANSITAN DÖRT BAŞI MAMUR BİR İDDİANAME

İçinden geçtiğimiz dönem bir sıkıyönetim dönemi değildir ama “tek parti-tek adam rejimi”nin inşası için atılan adımlar, ülkeyi pek çok bakımdan sıkıyönetim dönemlerine bile rahmet okutacak koşullara sürüklemiştir. Özellikle de yargının AKP’lileştirilmesi doğrultusunda atılan adımlar, yargıda sıkıyönetim dönemlerini bile aşan iddianameler yazma ve kararlar verme çizgisine getirmiştir.

Elbette bugün, dönemin siyasi davaları, bu davalar için hazırlanan iddianameler, bu yanıyla “tek parti-tek adam rejimi”nin ideolojisini, zihniyetini yansıtırlar; ama bazı iddianameler diğerlerini de aşarak, dönemin dört başı mamur belgeleri olurlar.

“Gezi İddianamesi” de;

Gezi Direnişinin üstünden geçen altı yıl boyunca Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önderliğinde, yandaş medya ve  propagandası tarafından sivriltilip, “sipariş üzere” hazırlanmış, Hiçbir maddi kanıta dayanmayan, Osman Kavala’nın telefonundaki Ortadoğu’daki arı popülasyonlarının bölgelerini gösteren haritayı “Türkiye’nin bölünmesinin haritası” olarak sunacak kadar ideolojik körlükle malul, “Gezi’nin Soros tarafından finanse edildiği” iddiasına, basında çıkan spekülasyonlardan öte kanıt sunamayan, Bu kadar dayanaksız kanıtlara dayanılarak 16 sanığın 16’sı hakkında da “ağırlaştırılmış müebbet hapis” gibi, TCK’daki en ağır cezayı isteyecek kadar izanı-ölçüyü kaçırmış bir iddianamedir.

‘DAHA İYİSİ YAZDIRILANA KADAR’ DÖNEMİN EN İYİ BELGESİ!

Kısacası “Gezi İddianamesi” gerek sunamadığı kanıtlarıyla, sunduğu kanıtların gerçekle bir ilgisi olmamasıyla, gerekse bu iddianamenin kurgusuna yol gösteren zihniyetiyle dönemin yönetiminin karakterini açıkça ortaya koyan bir belge olmayı hak etmektedir.

İddianamenin altında şu ya da bu savcının imzası olması, iddianamenin “o savcının eseri” olduğunu göstermez. Çünkü, başka bir savcı da hazırlasa, kendisine verilen emir gereği, aşağı yukarı aynı iddianameyi hazırlayacaktı!

Çünkü aksi yukarıdan “veto” yerdi!

Nitekim bugün “beka ittifakı”nın sözcülerinin meydanlardan yaptığı seçim konuşmalarında; tıpkı ”Gezi İddianamesi”nde olduğu gibi, ülke nüfusunun yarısı “vatan hainliği ve terörle işbirliği” yapmaktan yargılanmaktadır! Aradaki fark bu suçlamaların bir savcı tarafından iddianameye dökülmemiş olmasıdır. Ki, bunun bugün olmaması yarın da olmayacağı anlamına gelmemektedir.

Bu yüzden “Gezi İddianamesi”, bugün yargının ne kadar partizan bir çizgiye geldiğini gösterdiği kadar, “tek parti tek adam” zihniyetinin ülkeyi nasıl yönettiğinin belgesi olmayı hak eden bir iddianamedir.

Yeşilçam’da eskiden iyi yapımlar için söylendiği gibi, “Gezi İddianamesi dönemin 32 kısım tekmili birden bir yansıması”dır!

“Daha iyisi yazdırılana kadar” rejimin zihniyetini yansıtan “en iyisi” budur!

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa