05 Mart 2019 00:00

Navratilova ve sporda trans kadınlar tartışması

Paylaş

Geçtiğimiz hafta “Caster Semenya Düzenlemesi” vesilesiyle karar aşamasına gelen “testosteron krizi”ne değinmiş, esas krizin kadınlar arasında değil kazanma üzerine kurulu burjuva spor anlayışında yaşandığını öne sürmüştüm. Elbette bu, meselenin özüne ilişkin bir tahlil ve kadınlar arasında güncel bir anlaşmazlık olmadığı ya da “kriz” yaşanmadığı anlamına gelmiyor.

NAVRATİLOVA NE DEDİ?

Tenis efsanesi Martina Navratilova’nın Aralık 2018’den beri süren polemik neticesinde trans kadınların spordaki varlığına dair 17 Şubat’ta Sunday Times’a yazdığı yazı büyük yankı uyandırdı. Navratilova, Caster Semenya gibi interseks kadınları dışarıda bırakarak transların kadın sporlarındaki varlığının adil olmadığını öne sürdü:

“Bir erkek, kadın olmaya karar verip gerekli hormonları alarak kazanabileceği her şeyi -küçük bir servetle beraber- kazanabilir... Bu çok saçma bir şey ve hilekârlık. Bir trans kadınla istediği şekilde muhatap olabilirim ama ona karşı yarışmak istemem.” 

Bu yazı sonrası New York merkezli LGBTİ örgütü Athlete Ally tarafından üyelikten atılan Navratilova’nın açıklamaları ABD ve İngiltere’de kendisine hep mesafeli yaklaşmış olan muhafazakar yayın organlarınca(The Spectator ve National Review gibi) sevinçle karşılandı. Bu mecralarda art arda “Sporcu kadınları koruma” temalı yazılar yayımlandı.

Navratilova’nın aynı zamanda bir LGBTİ kahramanı olduğunu düşünürseniz tartışmanın kadınlar içerisinde ne kadar yaygın olduğunu tahmin edebilirsiniz.

1981’de lezbiyen olduğunu açıklayan ve o tarihten bu yana tenis kortlarında kazandığı şampiyonlukların yanı sıra cinsiyetçiliğe karşı mücadelesiyle tanınan Navratilova’yı herhangi bir sporcu gibi değerlendiremeyiz.*

MCKINNON-NAVRATİLOVA POLEMİĞİ

Aralık 2018’de “Bir penise sahip olup aynı zamanda kadınlarla yarışamazsınız” diyen Navratilova’ya bisiklet yarışlarında dünya şampiyonu olan ilk trans kadın Rachel McKinnon, “Spor, cinsel organlar arasında yapılmıyor. Penisin neresi tenisle alakalı?” diyerek tepki göstermişti. Navratilova ise tepkiler üzerine “Transfobik ifadeler kullandıysam özür dilerim. Bu konuda kendimi eğiteceğim ama bu süreç boyunca sessiz kalacağım” dedi, orijinal tweet’ini de sildi. Ancak McKinnon ve trans çevrelerin Navratilova’ya tepkileri devam edince zorbalıkla sindirilmeye çalışıldığını söyledi ve “Rachel, translara dair her konuda uzman olabilirsin ama kötü bir insansın” yanıtını verdi. Yani Navratilova, Sunday Times yazısını bir anda değil tüm bu tartışmaların ardından yazdı.

Bu arada Navratilova’nın eski koçu Renee Richards’ın 1977’de Amerika Açık’ta mücadele ederek tenis kortlarına adım atan ilk trans kadın olduğunu hatırlatalım. Richards, o dönemde 43 yaşındaydı ve atletik olarak zirve döneminde değildi, kadınlar sıralamasında en çok 20. sıraya kadar çıkabildi hatta 1977 Amerika Açık çiftler finalinde Navratilova’ya kaybetti. Ancak o da trans kadınların avantajlı olduğunu düşünenler arasında:

“Ameliyatımı 22 yaşında olsaydım ve 2 yıl sonra profesyonel tenise başlasaydım, dünyada benimle baş edebilecek bir kadın olamazdı.”

AMELİYAT VE HORMON TERAPİSİNİN ETKİLERİ

Testosteronun gelişim sürecinde sağladığı avantajlar konusunda bilim insanları hemfikir ancak ameliyat ve hormon terapisi sonrası bu avantajların ortadan kalkıp kalkmadığı soru işareti.

Son dönemde bisiklet şampiyonluğu kadar Martina Navratilova’ya karşı takındığı sert üslupla da dikkat çeken Rachel McKinnon, ameliyat sonrası kas hacminin yanı sıra, güç ve hızında azalmayı da içeren ciddi fizyolojik değişimler yaşandığını, toplam gücünün ortalama bir kadından daha fazla olmadığını söylüyor.

McKinnon, olimpik seviyede trans kadınların yarışmasına 2003 yılından beri izin verildiğini hiçbir trans kadının bırakın madalya almayı olimpiyatlara dahi katılamadığını belirtiyor.

Trans kadınlar için engeller 2015 kasımda daha da azaltıldı ve bu dönemden beri sporda daha fazla trans kadına rastlanıyor. IOC, testosteron seviyesini 12 ay boyunca belli bir oranın altında tutanların yarışmasına izin veriyor. Şu anda trans kadınların podyumları domine etmesi gibi bir tabloyla karşı karşıya değiliz. (Dünya şampiyonu trans kadın sayısı 2) McKinnon’a kaybettikten sonra yarışın “Adil olmadığını” söyleyen Jen Wagner-Assali’nin daha önceki 12 yarıştan 10’unda kazanan isim olduğunu hatırlatmak lazım. Ancak henüz elimizde yeterli deneyim ve veri olmadığı, trans kadınlar için henüz yolun başında olunduğu da bir gerçek.

KADINLAR İÇİN ADİL OYUN: 'TRANSFOBİ' SÖYLEMİ KADINLARI SESSİZ KALMAYA ZORLUYOR

Fair Play For Women (Kadınlar İçin Adil Oyun) Sözcüsü Dr. Nicola Williams, Guardian’a yaptığı açıklamada kadınların trans atletlere karşı yarışırken ciddi bir dezavantaja sahip olduğunun açık olduğunu savunurken uyarılarının transfobi olarak nitelenmesini “Kadınları sessiz kalmaya zorlayan bir araç” olarak tanımlıyor: “Sesimizi çıkaramadığımız bu pozisyondan kurtulmak ve spor kurumlarının kadınlar için adil politikaları hayata geçirmesini sağlayacak bir tartışma başlatmak istiyoruz.”

Navratilova’dan sonra Paula Radcliffe, Kelly Holmes ve Sharron Davies de trans kadınların kadın sporlarında mücadele etmesinin haksızlık olduğuna dair açıklamalar yaptı. Williams, ünlü emekli sporculara ulaşmaya çabaladıklarını çünkü aktif sporcuların bu konuda ses çıkarırlarsa sponsorluklarını kaybetmekten korktuğunu belirtiyor.

"HİÇ KİMSE SPOR YAPMA HAKKINDAN ALIKONULMAMALI"

Elbette bu noktada “Trans kadınlar için adalet” sorunu gündeme geliyor. LGBT hakları grubu Stonewall, spor kurumlarının trans atletler için de adil olması gerektiğini, sporun mümkün olduğunca kapsayıcı hale getirilmesi gerektiğini vurguluyor.

Trans kadın Bisikletçi Charlie Martin, spor yapmanın insan psikolojisi ve sağlığı üzerinde yaptığı olumlu etkilere değinerek “Hiç kimse spor yapma hakkından alıkonulmamalı” diyor. Trans toplumunda zaten ön yargılar nedeniyle spordan uzak durma tutumunun yaygın olduğunu belirten Martin, “Bu tip ayrımlar yaratmaya çalışmak üzücü” ifadesini kullanıyor.

Konu hakkındaki tartışmalar çetrefil ancak gelip dayandığı nokta kaçınılmaz olarak “Caster Semenya düzenlemesi” yazımda “Burjuva sporunun krizi” olarak tanımladığım yere çıkıyor. Kazanma odaklı spor anlayışında “Adil olmak” ancak daha fazla ayrımcılıkla, dayatmayla mümkün ve takdir edersiniz ki bunun adı adalet falan değil. Milyarlarca dolarlık spor endüstrisinin bu tartışmayı hakkıyla yapmasına imkan yok ama amatör seviyede ve okullarda ayrımcı değil kapsayıcı (hatta karma), bireyci değil kolektivist bir spor anlayışının nasıl hayata geçirileceği gibi bir gündemimiz olmalı.

* Navratilova, 2017’de Avustralyalı tenis ikonu Margaret Court’u ırkçılık ve cinsiyetçilikle suçlayarak “LGBTİ’leri eşit haklardan mahrum bırakmak için sürekli bir çaba içinde. Trans çocukları ve yetişkinleri sürekli şeytanlaştırıyor” demişti. Yani haklı olup olmaması bir yana Navratilova’nın bir transfobik olmadığına, eleştirilerini bu saikle yapmadığına eminiz.

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...