03 Mart 2019 05:50

Felaket; evinize su faturasını bir militan getirmiş!

Paylaş

Öncekilerle kıyaslandığında dikkat çekici bir sessizlik var. Öyle gümbür gümbür bir seçim döneminden bahsetmek mümkün değil. Seçim ile geçim hiç olmadığı kadar bir arada konuşuluyor mesela. İktidarın konuşulmasını istemediği, ötelemeye çalıştığı kriz ve geçim derdi, hem seçimi odak gündem olmaktan çıkarmakta ve hem de seçimin belirleyicisi haline gelmiş durumda. Söylenebilir ki; 31 Mart seçimleri, AKP-MHP rejimi ile işsizlik ve geçim sıkıntısı arasındadır. Bölgedeki kayyımlara karşı özel mücadele alanı ve HDP’nin batıda ‘Tek adam rejimini zayıflatmak için aday çıkarmama’ taktiği dışında, siyaseten başarılı sayılabilecek bir muhalif hamleden de söz etmek mümkün değil. ‘Ekonomik kriz’ kendiliğinden başat ‘muhalif dinamik’ durumundadır. Muhalefetin şansı, iktidarın kabusu buradadır.

Ekonomik kriz ve geçim derdi iktidarın vaatçi dilini de ketlemiş durumda. Her seçim öncesi ‘çılgın projeler’le gözler kamaştırılırdı. Şimdi? Kanal İstanbul yerine beş on yerdeki ‘Tanzim satışlar’la çılgınlık yapılmakta. Domates, biber, patlıcanla cebelleşilmekte. Ha bir de mitinglerde dağıtılan bez torba içi 200 gr. çay... Malum, artık gerçek anlamıyla aç kalma eşiğindeki insanları inşaatla, duble yolla iknâ edemiyorsunuz; beton karın doyurmuyor!

***

Ekranlardan tam mesai konuşanların bir tek semt pazarına uğradıkları görülmedi daha. Pazarlardaki bu kendisinden kaçılan gerçekliktir “anketlere güvenmiyorum” dedirten. Neredeyse insanların günde kaç kez nefes aldıklarını bile kayıt altına almakla ünlü ‘Anketlerin kralı’ şimdi böyle konuşuyorsa, İbrahim Uslu gibi bir ‘yakın’ anketçi bile bu ‘güvenirlilik’ tartışmasında ‘Reis’e itiraz edebiliyorsa, ortada ‘namüsait’ bir durum var demektir. Açık ki işler iyi gitmiyor.

MHP seçmeninin yeterince konsolide olmaması da ayrı dert. Erdoğan açıkça itiraf etti bunu, Saray’a yakın gazeteci Selvi de yazdı. Peki AKP seçmeni yerinde duruyor mu? Tam anlamıyla konsolide mi? İstanbul ve Ankara’da yapılan sokak röportajlarında, daha önceden AKP’ye oy vermiş olup da bugün ‘uyarı’ niyetine de olsa oy vermeyeceğini söyleyen dikkat çekici bir eğilim göze çarpmakta.

Artık vaatsiz kalmış bir rejimin bu ‘kendiliğinden’ duruma müdahale edebileceği tek argüman ‘beka’ oluyor işte. Cebi boşaltılmış insanın aklı ve algıları boş bırakılmıyor. Ekonomik gerçek, ‘beka’ söyleminin çarkında işlenip tedavüle sokuluyor, “bekamız söz konusuyken gerisi teferuattır” deniliyor. Elde korunmaya çalışılan yüzde elliyi mümkün olduğunca kırmızı alarm durumunda tutmak için, geçim derdine karşı beka derdi!

Beka, çözülme alametleri veren AKP seçmenini ‘harici ve dahili tehditler’ üzerinden korkutmak, dayatılan iktidar yanlılığı üzerinden toplumu bölmek, biat etmeyene düşman muamelesi çekmek gibi potansiyeller barındıran ‘verimli’ bir alettir! Nitekim “ya Cumhur ya Zillet” biçimindeki hamasi ajitasyonun bu ölçüde yapılıyor oluşu da düşmanlaştırma ihtiyacına binaendir. Krizin, yoksulluğun, geçim derdinin çözdüğünü, söktüğünü ‘beka’ korkusuyla yamalamak...

Sonuç alıcı olur mu, göreceğiz. Cumhurbaşkanı’nın çok konuşulan “Ya Cumhur ya Zillet” mealindeki twitinin altına yorum yapanlardan biri şöyle demiş: “Ankara’da Keçiören’de Cumhur’a, büyükşehirde Millet’e oy vereceğim. Şimdi ben Millet miyim, Zillet miyim?..” Hadi bakalım, yanıt lütfen! Herkes Bahçeli mi? Sadece bağırıp çağırmak, küfretmek için değil, makul, mantıklı sorular sormak için de dilini kullananlar var hâlâ.

***

“31 Mart beka meselesidir” söylemine önce mesafeli durmuştu İstanbul ve Ankara’nın Cumhur adayları. Sonra uyarıyı almış olmalılar ki hizaya geldiler. Gerçi İstanbul’un adayı kendi aleminde, “göreceğimizi gördük zaten” hallerinde. En son “Evliliğin sırrı, itaat et rahat et” diyordu kadınlara. Nerede bir ‘düşük profil’ ihtiyacı varsa oraya aday yazılan Binali Bey’in bu kriteri, sadece kadın meselesine dair de değil, tek parti rejiminin iktidar-yönetilen ilişkisine genel yaklaşımını ifade ediyor: “İtaat et” diyor rejim, itaat etmeyene rahat yok!

Beka da bir itaat sopası oluyor işte. Gecikmeli de olsa ‘bu sopayı ben de kullanayım bari’ noktasına çekilen Ankara adayı ise öyle korkunç  bir gelecek tablosuna işaret ediyor ki. 31 Mart’ta muhalefet kazanırsa diyor, “İnsanların parklarında artık militanlar olacak. Allah korusun, evine su parasını getiren tahsildarın militan olduğunu bir düşünün. Başımıza gelecek felaketleri bir düşünün. Allah korusun.”

Aman Allah muhafaza, bundan büyük felaket mi olur? Düşünsenize, evinize su faturasını bir militan getirmiş. Tam felaket. Ankaralılar yandı demektir.

Faturalar daha mı çok kabarır? Sık sık sular mı kesilir yoksa? Abdestsiz ellerle getirilmiş faturalar evin bereketini mi sıfırlar? Faturalara patlayıcı düzenekler mi yerleştirilir acaba? Biz bilemeyiz ama bir bildiği vardır Özhaseki’nin.

Söylenenin komikliği, ‘beka’ söyleminin sefaletinden olsa gerektir.

İyisi mi aman faturalara dikkat deyip bitirelim.

Cumhur’un Bahçeli de “Zaman olur da hedeflerimizin gerisine düşersek, unutulmasın ki, yenilgi yenilgi büyümesini de biliriz.” derken, fatura olasılığından bahsediyor olmasın sakın?

Evet, fatura önemli, faturayı kimin nasıl keseceği de...

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa