24 Şubat 2019 08:15

Eski şucu bucular!

Paylaş

Bu hafta güncel siyasete girmeyeceğiz, biraz ‘özel’ bir yazı olacak. Elbette siyasetten bağımsız değil, ona dair dolayımları var; yine de ‘özel’ ve hatta ‘magazin’ diye değerlendirilebilir. Aslında bir yanıyla ‘hayat bilgisi’ ama her ne niyetine sayılacaksa artık.

Bir tipolojiden bahsedeceğiz. Siyasetle ilişkisi var ama. Hele oluşum sürecinin ekonomi-politik boyutu, örgüt(süzlük) bağlamı, ideolojik, felsefi dinamikleri belirleyici. Bunlara girmeyeceğiz. Artık oluşmuş, ortaya çıkmış ‘tip’e ilişkin çokça görülen, gözlemlenen, tanık olunan somut örneklerle yetineceğiz.

Nereden icap ettiğine gelince... Memlekette ‘sol muhalefet’ denilince akla ilk gelen şehrin bir ilçesinde tanık olduğumuz ön seçim hikâyesinde, “eski şucu ya da bucu” diyebileceğimiz tiplerin oynadığı roldür bu yazıyı kışkırtan. Bardağı taşıran son damla misali...

Eski solculuk, sol grup isimleriyle anılan ‘şuculuk, buculuk’ kapsama alanı geniş bir kategoridir. Çoğu dostumuzu tenzih ederiz, üzerlerine alınmasınlar lütfen, burada kastedilenler bellidir.

Köşeyi dönüp yükünü almışlar da değil konumuz. Onları kamçılasan da ‘eskiyi’ anmazlar zaten. Çoktan zayi oldular!

- Bahse konu olanlar diğer bir kesimdir. Kendileriyle barışık olamayan, devrimcilikle örgütsel ve hatta ‘fikri’ düzeyde de çoktan kopmuş ama sık sık “biz eskiden...”le söze başlayanlar... “Biz eskiden...” muhabbetlerini çok sevip de “pardon, şimdi neredesiniz?” sorusundan nefret edenler... Bir tür ‘kişisel tatmin’ güdüsü deyip biraz sinir olursunuz. Bilemedin, “bu tipleri ciddiye almayın” diye genç devrimcilere naçizane hatırlatmalarda bulunur, geçersiniz...

- Örneğin, gençlik yıllarında, üniversite çağlarında solla şöyle bir tanışmıştır. Köprünün altından çok sular akmıştır sonra. Şimdi, özellikle sosyal medyada, her fırsatta o günleri anmakta, kendini o dönemiyle hatırlatmakta, ‘bizim kuşak’ diye de tarihsellik atfetmektedir. “Ne günlerdi be” gibisinden arabesk inlemelerle nostaljik algılara oynamaktadır. Topu topu üç beş yıllık bir dönemdir bahsettiği ama 30 yıl sonra bile ‘huzuru’ orada aramaktadır. Ne denir ki, kimseye bir zararı olmadıktan sonra, içinizden biraz söylenir geçersiniz...

- Diyelim ki, hareket içinde ikâmet ettiği dönem tanı(ş)mış olduğu devrimci, yıllar sonra yaşamını yitirmiştir. ‘Eski şucu’ tuzluğunu kapıp koşar; “onu tanımış olmaktan nasıl onur duyduğunu” anlatır. Aslında yitirileni anmaktan çok kendisini anlatmaktır derdi. Hayatının sonuna kadar örgütlü ve ‘aynı yerde’ kalmış devrimciyle neden yollarını ayırdığını, neden ‘onur duyduğu’ birinden çok farklı bir mecraya savrulduğunu anlatmaz ama, orayı eşelemeyeceksin! Eşelemeyiz biz de insandır sonuçta, ‘bende neler var neler’ halleri işte. En fazla “sen neymişsin be abi” şarkısını hatırlar, güler geçeriz...

- Yine diyelim ki 90’lı yılların bir kesitinde devrimci, sol, yurtsever basında bulunmuş, birkaç yıl içinde oradan “ana akım” seline kapılmış, yıllarca oralarda yüzmüş hatta emekli bile olabilmiştir. Ama ‘eski bucu’nun, hayatına dair paylaştığı hep o birkaç yıllık döneme dairdir. Devrimci basındayken atlattığı badirelerden, sonrasında asla yapmaya kalkışmadığı haberlerden bahseder hep. Tanımayan, arkadaşın devrimci basından emekli olduğunu düşünebilir mesela! Denilebilir ki, n’olacak, emeklilik günleri işte, kime ne zararı var? Hiç itirazımız olmaz der geçeriz...

- Kurgu bu ya, diyelim ki devrimci-soldan biri seçimlerde kazanma şansı olan bir yerde aday olmuştur. ‘Eski şucu ya da bucu’ hemen pozisyonunu alır ve başlar adayla öğrencilik anılarına. Beraber nice eylemlere gidilmiştir. Biri yıllar boyu devrimci saflarda dirsek çürütmüş, ‘eski şucu’ ise piyasa mecralarında dolanmış. Olsun ama, ‘kadim arkadaşımla birlikte’ yazılı fotoğraflı paylaşımlar, gözünü açmış beğeni bekleyen twitler, vs... “Çiğlik bu” dışında sözümüz olmaz, bol beğeniler diler geçeriz...

Geçemeyeceğimiz yere gelelim şimdi.

Bu tiplerin daha ‘taşra’, daha kapalı yerlerdeki pozisyonları bazen geçilecek gibi olmuyor.

75-80 arası, ilkokul çocuklarının bile politize olduğu dönemde hareketin kıyısında köşesinde yer bulmuş, sonra tövbe etmiş ‘tipler’in böyle yerellerde, özellikle seçim piyasalarında oynadıkları rol, tek kelimeyle, iğrençtir. İş topu topu 5 yıllık devrimcilik hayatlarıyla, son 30 yıldır ilde, ilçede fedakârca çalışanlara ‘eski abi’lik taslamalarıyla kalsa... Yok, “ayar” vermeye kalkarlar: “Bakın HDP’den adaylık iyi sonuç vermez, ah keşke CHP düşünülseydi..” Çok değil, bir önceki seçimde AKP’den aday adayı olmak, şimdi CHP için çalışmak ve dönüp “Keşke HDP’den olunmasaydı” diye nasihatta bulunabilmek mümkündür pekala!

Başta zikrettiğimiz ön seçimde de ‘eski şucu ya da bucular’ el ele vermiş hiç sıkılmadan “HDP kazanırsa kayyım atanır, oyunuz boşa gider” kara propagandasını gönül rahatlığıyla kullanmış, kaybettirebilmişlerdir.

İcabında AKP kapılarını tırtıklamış birilerinin bile o ‘eski’ kimliğini hâlâ koruyor olması!.. Hem devrimci parti geleneğiyle anılıp hem partinin karşısında CHP’ye çalışabilen tipler!...

Absürt film senaryosu gibi. Ama gerçek. Ve bu absürtlük söz konusu tiplerin sorunu da değil sadece. ‘Eski şucu bucu’ kategorisinin masaya yatırılması, herkesin yeni kimlikleriyle anılması, öyle bilinmesi bir zorunluluk sanki.

Bu ‘eski’ garabetine dair asgari bir tutum ve eleştirellik esirgenmemeli.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa